Vol.2 Paris Fashion Week defile notlarımla devam ediyorum…

Katıldığım defilelerden çıkarttığım ortak bir not: Modanın fütürizm etkisi altına kalmaya başladığı çok açık, tam bir inovasyon olamasa da formlar değişiyor; aynı şeyler karşımıza farklı sunuluyor. Belki bu akım kendini yenileyerek devam edecek ya da önümüzdeki yıllarda yine kısır bir döngüye gireceğiz gibi gözüküyor.

Devasteé

Devasteé, iki  genç yetenek Ophelie Klere ve Francois Alary tarafından kurulmuş yeni bir marka olmasına rağmen hemen yerini PFW’de almış ve belirli bir kitle yakalamışlar. Onlarla özdeşleşen şekilsiz bir Smile ikonları – : ) – var . Koleksiyonda gelecek sezon için basic bir hava hakim; tabi kendi grafik baskılarından ödün vermeden. Sportif aynı zamanda maskülen bir duruşları var. Algı, adını verdikleri koleksiyonda anlatmak istedikleri “karanlık mekanlardaki mutluluk”, ilham aldıkları yer Güney Fransa’da bir mezarlık. Tasarımlar bazen algımızı cidden zorluyor.

Liu Fang

PFW’de 2. günün son defilesi. Tuileries metrosundan çıkıp doğru Vendôme Westin’e gidiyorum. Çinli tasarımcı, Liu Fang’nin ilk PFW defilesini izlemek için görkemli İmperial Saloon‘da yerimi alıyorum. İlk defilesi olduğu için tasarımcı tüm artistik yeteneğini  kullanmış; tasarımlar çoğu yapısal kıyafetler olduğundan gözüme pek de  giyilebilir gelmedi. Liu Fang, tasarımlarında kaşmirden başka bir şey kullanmıyor, zaten ülkesinde   “contemporary knitwear” ustası olarak tanınmış. Çinli  iş adamlarının kendisine olan desteği yoğun.

DROMe

Bu sefer bir sunumdan bahsedeceğim. İtalyan DROMe markası koleksiyonunu, modellerin salıncakta sallandığı, bembeyaz bir çocuk parkında tanıtıyor. Bu sefer şanslıyım, koleksiyonun detaylarını markanın yaratıcısı Mariano Rosalti‘den dinliyorum. Öncelikle marka adının 2 anlamı olduğunu, “Yol” ve “Hayal” anlamına gelmesiyle başlıyor. 1950′lilerin elegan Amerikan kadınından yola çıkmış, Alfred Hitchcock’un kadın karakterlerinden ilham almış. Her zaman tamamen deri  kullandığını, nedeninin ise Floransa yakınlarına doğduğu  kasabanın derisiyle meşhur olduğunu söylüyor. Kullanılan derileri ellerinden geldiği kadar yumaşaması için özel bir işlemden geçiyor ve  farkı kesme teknikleri uyguluyorlar. Koleksiyondaki gök mavisi renkteki parçalara hayran kalmamak elde değil.

Hexa by Kuno

Edebiyattan ilham alan bir tasarımcının koleksiyonunu bir lise (Lycée Henri-IV) kütüphanesinde  sunması, ne kadar da etkileyici değil mi? Hem de mezunları arasında Filozof Satre ve yazar Maupassant‘nın olduğu bir lise… Kim bilir belki de ilk düşüncelerini orada kaleme aldılar…

Tasarımcı Jung Kuho markası Hexa by Kuno için bu sezon esin kaynağı Charlotte Bronte‘nin ünlü romanı Jane Eyre. Koleksiyon, 19.yy Viktoryen stili etkisinde.

Hacimli ve farklı kesimli ceketler , yüksek bel ve üzerine eklenen platformlarla dalgalı görünüm veren elbiseler.

Giderek parçalanıyormuş hissi veren son dört kombin.

Valentin Yudashkin

Son editörlük görevimin olduğu defile için yeniden Westin Vedome’dayım. Bu sefer Rus Tasarımcı Valentin Yudashkin’i izleyeceğim. Karşımda tam takım Vogue Paris ekibini görünce ayrıca bir heyecanlanıyorum.

Koleksiyon smokinlerle açılıyor. Yudashkin, zıt basit renkleri kullanmış. İlk yarısında kadın giyim ile klasik erkek giyimin harmanladığını görüyoruz.

Defilesinin diğer yarısında ise daha fenimen. Parıltılı gece elbiseler var.

Aslında elbise diyemiyorum! İnciler, kristalleri bir araya gelmiş; Yudashkin, giyilebilir mücevherler yaratmış adeta…

Paris Fashion Week Vol.1 yazısını buradan okuyabilirsiniz.

Fotoğraflar: Imaxtree, Xinhua, Filippo Fior / GoRunway.Com. , Sabri Alper Yılmaz

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?