Gezi Parkı Direnişi’nin 2. haftasını geride bırakmışken bütün bu olaylar ve karmaşa arasında bir kısmımızın gözünden kaçan, ülkemin yepyeni, bir o kadar da güzel bir halinden bahsetmek istiyorum sizlere: “Gezi Ruhu”ndan.

İstanbullular’ın yarısından çoğu artık alışkındır bu hale. İzmir yansımasının Gündoğdu Meydanı’nda, Ankara yansımasının ise Kızılay’da göründüğü bu hal, 18 yıllık pek de uzun görülmeyen hayatımın en güzel duygularını hissettirdi bana.

90′lı jenerasyondan olmak diye bir şey var. Yeri gelmişken içimi bir dökeyim bu konuda. Birine “94′lüyüm,” dediğinizde karşınızdaki insanın duruşu genelde “Siz de daha bir şey mi gördünüz canım?!” dermiş gibi oluyor. Bu tepkiyi vermekte bir yere kadar haklı insanlar. Çünkü biz teknoloji çocuğuyuz. Okuma-yazmayı öğrenmeden önce Mario’da level atlamanın taktiklerini geliştirmiş nesiliz mesela. Facebook-Twitter-Tumblr nesliyiz. Yine Gezi’yle hayatımıza karışmış bir tanım olarak; “GTA’da polis döven nesiliz.”.

Şimdi doğruya doğru, bende yalan yok; neredeyse tüm gününü internet başında geçiren bir gencim. O “internet başında” yaptığım iş ne kadar önemli olursa olsun, büyüklerime göre hep “bilgisayarda oyun oynuyor”umdur. Her ne kadar öyle olmasa da buraya kadar tamam. Bir de hemen her şeyin dalgasını geçebilen, en ciddi konulardan mizah üretebilen gençleriz biz. Zaman zaman öncekiler bunu “cıvıklık” olarak tanımlasalar da; buna da eyvallah. Lakin iki hafta öncesine kadardı bunlar. İki hafta önce biz hiçbir şey yaşamamış, görmemiş; siyasetle, memleket meseleleriyle alakası olmayan, olsa bile sadece şakasını yapan apolitik gençlerdik ve büyüklerimiz “Ülke bu gençliğe mi kaldı? Yazııık..” diyerek hayıflanırlardı. Ama dediğim gibi iki hafta öncesine kadar.

Eğer Gezi’ye, Gündoğdu’ya, Kızılay’a gitmediyseniz, meydanlara inmediyseniz; “bilgisayar manyağı” 90′lılar o kalabalığın %80′inden fazlasını oluşturuyorlar, oluşturuyoruz. Gezi’ye gelip buna bizzat kendileri şahit olan büyüklerimizse kulak misafiri olduğum diyaloglarıyla göğsümün kabarmasını sağlıyorlar: “Şu güne kadar vatanın geleceğinden korkardım ama artık ölsem de gam yemem. Şuraya bak, insanın bu gençliğe bakıp da gözlerinin yaşarmaması mümkün mü?”

“Daha yaşın kaç, oraya gitsen bile ülkeyi sen mi kurtaracaksın?”cılara bu lafım: Evet belki ülkeyi ben kurtaramam. Belki benim günlerdir ailemden habersiz Gezi’ye, Taksim’e gitmemin hiçbir faydası yok. Ama ben oraya gittim ve bunları duydum, bu bana yeter.

Tabii ki sadece 90′lılar yoktu Gezi’de. Orta yaşlısı da vardı, 90′ına merdiven dayamışı da. Türk’ü de vardı, Kürt’ü de vardı, Laz’ı da vardı, Çerkes’i de vardı. Sağcısı ile solcusu omuz omuzaydı. Devrimcisi ülkücüsünün arkasını kolluyordu. Fener’i bir, Cimbom’u bir, Kartal’ı bir: Istanbul United olmuşlardı artık. Tesettürlüsü de oradaydı, altına şortunu çekip geleni de. Homoseksüeli de aynı çimlerde uyuyup uyanıyordu, heteroseksüeli de. Zengin-fakir, elit-varoş ayrımı diye bir şey zaten söz konusu bile değildi. Müslüman’ıyla, Ateist’iyle, Hristiyan’ıyla, Yahudi’siyle kandil duası yapılıyordu. Kimse kimseye çölde kutup ayısı görmüş gibi bakmıyor, kimse kimseye karışmıyordu. Özgürlük için bir araya gelen insanlar, özgürlüklerini doyasıya yaşıyordu. Kendi kendilerini iyileştiriyorlar, kendi kendilerini doyuruyorlardı. Ve bunu yaparken korunmaya ihtiyaç duymuyorlardı. Çünkü zaten oraya gelip doğaya, demokrasiye ve haklarına sahip çıkma duyarlılığını göstermiş kişinin aklının ucunda bile yoktu başkasının emeğini çalmak, birinin kızına, kız kardeşine göz dikmek.

Günlerce aileme türlü bahaneler uydurarak Gezi’deydim. Onlara yalan söylediğim için içim rahat mı? Tabii ki değil. Ama sırf annesinin kuzusu, babasının prensesi olacağım diye haklarımdan, özgürlüğümden, kendimden vazgeçecek de değildim.

Şirinler Köyü gibiydik valla. Çok harikayız!

Gezi Parkı ruhunu siz de semtinizdeki parklarda düzenlenen forumlara katılarak sürdürebilirsiniz:

theMagger’dan Gezi Parkı forumları üzerine…

Fotoğraflar: @geziiparki

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?