Tiyatro sezonunda izleyeceğim oyunlar listesine yeni eklemeler, eklediğim oyunlara da en önde yer bulma çabalarım hızla devam ederken bu kez de bir oyun geldi beni buldu. Önce beni aldı, bir zaman yolculuğuna çıkardı. Çocukluğuma ve öğrencilik yıllarıma götürdü. Sonra günümüze kadar getirdi ve Gezi Parkı’nda bıraktı. Bunları yaparken müziklerle, bende iz bırakan şarkılarla kulağımın pasını sildi ve son olarak da oyunun yazarına ve sahneleyenine tekrar hayran olmamı sağladı. Kısaca Jale Sancak’ın Dünya İşleri, iyi ki beni buldu!

Tiyatro Kara Kutu’da Ekim ayında sahnelenmeye başlanan Dünya İşleri, yazar Jale Sancak’ın en yeni projesi. Bu müzikli gösteride kendisine Seda Peker ve Ertunç Eriçok eşlik ediyor. Yaklaşık bir saat süren bu oyun, adından da anlaşılacağı üzere dünya işlerinin, neler işlediğini gösteriyor. Hüzün, sevinç, eğlence, şaşkınlık derken yaşadığımız tüm duygular da içimize işliyor.

kara2

Dünya İşleri, aslında bir yolculuk. Bizi Beyoğlu’ndan alıyor, önce 1960’ların Samatya’sına götürüyor. Güzergahımızda Burgaz’a uğrayıp Sait Faik’e selam veriyoruz. Sonra, 70’leri, 80’leri, 90’ları ve 2000’leri ve bu dönemlerin en önemli olaylarını hatırlıyoruz. Güzel müzikler, unutulmaz şarkılarla hiç bitmesini istemediğimiz molalar veriyoruz ve son olarak da başladığımız yere, Beyoğlu’na, Gezi Parkı’na gelerek yolculuğumuzu bitiriyoruz. Jale Sancak, bu yolculukta her dönemin ve o dönemdeki en önemli olayların fotoğrafını çekiyor. Her kare, o kadar kalabalıktı ki, bir an aklım almadı bu kadar çok şeyin nasıl sığdığına, daha doğrusu bu kadar çok şeyi nasıl yaşadığımıza. Bu fotoğraflarda kimler mi vardı? 5-6 Eylül olaylarından tutun da darbelere, Deniz Gezmişlerden, Hatırla Sevgili’ye; Sivas katliamından pop kültürüne, Z kuşağına kadar herkes oradaydı. Tabi yolculuk uzun, fotoğraflar da bol olunca bizim duygularımız da bir o kadar bol ve yoğun oldu. Özellikle eski dönemler anlatılırken bazı yerlerde gözlerim doldu, yaşadığımız bazı olaylara yeniden isyan ettim, bir şey değiştirmeyeceğini bilerek. Oyun tek kişilik ama interaktif bölümlerin eklenmesiyle, seyirciler dahil edilerek fıkra ve esprilerin paylaşılmasıyla zengin ve çok kişilikli bir oyun oldu.

kara4

Oyunda en çok ne hissettin diye sorsalar, cevabım özlem olur. Eski günlere, çocukluğuma duyduğum özlem, kimin nasıl bir geçmişe, hangi din ve kültüre ait olduğunu bilmeden, bilsek bile umrumuzda olmadan yaşadığımız, kozmopolit ama hoşgörülü o güzel yıllara duyulan özlem duygusuydu bende ağır basan. Oyun biterken, “biz büyüdük ve kirlendi dünya” dedim içimden. Ancak gelecekle ilgili dünyanın en karamsar insanı olan ben, oyun sonunda az da olsa bakış açım değişmişti. Jale Sancak’ın Gezi Parkı’nı anlatırken Z kuşağından ne kadar umutlu olduğunu belirtmesi, beni biraz ikna etti. Oyunu da unutmamayı ve unutturmamayı hatırlatarak  bitirdi.

kara5

Bu kadar özel bir oyunun alkışı da özel olmalıydı. İlk başta tabi ki, Jale Sancak’ı alkışladım. Bazı insanlar vardır, yaptığı iş ne olursa olsun hakkını verir, başarılı olur ve sonunda da kendisine hayran bırakır. Benim için de Jale Sancak, o insanlardan biridir. İlk olarak kendisini rehber olarak Fener-Balat turunda tanıdım. İstanbul konusunda bilgisinin derya deniz olduğuna önce şahit sonra hayran oldum. Ardından öyküleriyle tanıştım ve bu sefer de kalemine hayran oldum. Sonra ilk romanı Fırtına Takvimi’ni çıkardı ve roman yazarlığında da ne kadar başarılı olduğunu aldığı 2014 Duygu Asena Roman Ödülü ile gösterdi ve yine kendisine hayranlığım devam etti. Son olarak da tiyatroda kendisiyle yeniden tanıştım. İlk kez hem yazıp hem sahneleyip oynadığı bu oyunla tiyatro sahnesine de ne kadar yakıştığını bize gösterdi. Oyunda bir saat boyunca performansından ve heyecanından bir şey kaybetmeden, bildiği ve yazdığı her şeyi anlattı. Duygu ve düşüncelerine bizi de dahil etti. Sonunda da tadı damağımızda kalan bir oyun ve oyunculukla selam verdi.

kara6

Böyle bir oyunda duygularımız da tam kadro bize eşlik ettiyse, kimi yerde hüzünlenip kimi yerde eğlendiysek bunun sebebi Seda Peker ve Ertunç Eriçok’un şarkı ve müzikleridir. Çok klasik bir tanım olacak ama Seda Peker’in sesi  gerçekten büyüleyiciydi. Şarkıları o kadar yoğun bir şekilde hissederek söylüyordu ki, sayesinde tepeden tırnağa hepimiz aynı hislerle dolduk. Ertunç Eriçok’un gitarı, müziği, türküsü, bu hislerin oyunun sonuna kadar içimize işlemesinde etkiliydi. Oyunu, müzikli bir gösteriye dönüştürmek harika bir fikir ve bu fikri bu kadar başarılı iki müzisyenle gerçekleştirmek daha da harika bir fikir! Kısaca emeklerine ve müziklerine sağlık diyorum.

Dünya İşleri, içinde yaşadığımız coğrafyada gerçekleşen işleri, yaşadığımız acı ve tatlı anıları hatırlamak isteyenleri Jale Sancak’ın kaptanlığında kısa ama yoğun bir yolculuğa çıkarmak için bekliyor. Yapmanız gereken, Asmalımescit’te adı üstünde kutu gibi bir salonda çalışmalarını sergileyen Tiyatro Kara Kutu’da yerinizi almak ve içinden İstanbul, Sait Faik, bir martı, bir şiir, bir aşk, birkaç isyan ve birçok şarkı geçen bu gösteriyi arkanıza yaslanarak keyifle seyretmek. Şimdiden iyi yolculuklar!

kara8

Fotoğraflar: kara-kutu.com

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?