Korona Günlerinde Öze Dönüş: Mesele Almak Değil, Vermek

Bir müdettir “Chef’s Table” izliyorum. Bugüne kadar izlediğim bölümlerden istisnasız gördüğüm şey şu: buraya konu olan insanların tek amacı yemek pişirmek değil de, aslında dünyaya bir şeyler verebilmek. Tabaklarımı nasıl daha yerel besinlerle doldurabilirim de, bu sayede yerli çiftçiler de kazanabilir? Nasıl çiftçiden alabilirim de, kimyasalların verdiği zararı azaltabilirim? Ya da müşteriye sunacaklarımı belirlerken geçmişteki tatları nasıl şaha kaldırabilirim da bu mutfaklar kaybolmaz? Çiftçilerle nasıl iş birliği yapabilirim gibi sorular etrafında dönüyor izlediklerim… Yani sadece almak değil, vermek de mesele.

İlk sezonda “Dan Barber”ın bölümünü izlerken, bu şeflerin, sunacakları yemek için en iyi malzemenin peşinde olduklarını duyuyorum. En iyi malzeme için çiftlik arıyorlar. Çiftlikte iyi ot ve iyi samana ihtiyaç var. Bunun için de hayvanlara. Mandıra kurmak bunun için iyi bir yol. Buradaki hayvanlardan iyi süt elde etmek için meranın gelişimi önemli. Bunu sağlamak için de inek gübresini deşeleyip tüm çiftliğe yaymasıyla meşhur tavukçuluk işine girişiliyor. Ve burada anlatamayacağım dahası… Bu simbiyotik ilişkiyi arttırdıkça ürünlerin kalitesi artıyor.










:no_upscale()/cdn.vox-cdn.com/uploads/chorus_asset/file/8009697/Screen_Shot_2017_02_19_at_12.18.41_AM.png)
