Taşra Kabare, bu sezon bize bir güzellik yapıyor ve Düşperest ile düşlerimizi bize hatırlatıyor. Nergis Öztürk, Şevki Çepa ve Cemal Toktaş, arkalarına Düş Bandosu’nu alarak izlemeye, gülmeye ve alkışlamaya doyamadığımız bir kabareye imza atıyor.

Taşra Kabare, oyunlarını büyük bir zevkle izlediğim, mekanlarını keyifle ziyaret ettiğim ve Kadıköy’deki tiyatro yapma çalışmalarını hayranlıkla takdir ettiğim bir oluşumdur. Bu sezon da aynı duygu ve düşünceler, Düşperest ile biraz daha pekişiyor. Bu kez tiyatro oyunundan bir basamak yukarı çıkıp içinde iyi bir hikayeyi, toplumsal gerçekleri, müziği ve şarkıları birleştirdikleri bir kabare sahnede yerini alıyor.

Kahramanımız 70’li yıllardan Cemalettin, musiki eğitimi almış, kendini sanatına adamış genç bir şarkıcı. Düşleri var, yanında da kalbinin hızla çarpmasına sebep sevdiceği. Ancak işi çok zor çünkü devir değişiyor. Düşlere inanması gerektiği kadar devre de ayak uydurması gerek. Terazinin bir tarafı ağır basıyor, temiz ve saf Cemalettin de yavaş yavaş gelip geçen devirlerin adamı olmaya başlıyor. Devirlerin geçişini izledikçe ülkemizin müzik aracılığıyla kültürel değişimine ve beğenilerle değerlerin ortama göre şekil almasına yeniden şahit oluyoruz. Oyunun bazı yerlerinde kahkahamız, bazı yerlerinde acımalarımız ağır basıyor ve gökten üç elma düşüren mutlu sonla oyunu bitiriyoruz.  

Cemalettin, Cemal, Cemo ve Cemia? (yapımcı gibi biz de ismini henüz söyleyemiyoruz) ile alaturkadan, arabesk, pop ve günümüzün henüz ne olduğunu anlayamadığımız müzik tarzına uzanan yelpaze, bizim de bazı gerçeklerin altını çizmemizi sağlıyor. Oyunda da belirtildiği gibi “mesele her devrin adamı olmak değil, her devirde adam olmak.” Düşlere inanmak, düşleri gerçekleştirmek gerek. İçinden aşk geçiyorsa, o düşlere daha da sarılmak gerek. Bir gün gelip de ‘ben ne yapıyorum’u sormamak, ‘sahi benim düşlerim vardı, ne oldu onlara’yı sorgulayarak pişmanlık yaşamamak için vicdanımızı pusula yapıp düşlerimizin üzerine yürümek gerek. Umut varsa, inanç varsa, düşperestlikten başka güzel bir kimlik var mıdır şu hayatta?

Oyun seksen dakika boyunca bizi bir devirden diğerine olduğu gibi bu düşüncelere de sürükledi. Hikaye Nergis Öztürk ve Cemal Toktaş’a ait. Aslında bir bakıma bilindik şeyler ama burada asıl olay içine müziği, şarkıları ve dansı da dahil edip eğlenceli bir kabareye dönüştürmek. Ayça Işıldar da bu zor görevin altından başarıyla kalkmış. Her devrin adamları, onların diyalogları, esprileri, hesaplaşmaları… hepsi oyunda yerli yerine oturmuş. İzledikten sonra kalemi dert görmesin demekten başka bir yorum bırakmadı. Bu arada, müziklerin ve şarkıların da hakkını yemeyelim. Şarkıların beste ve güftesi birazdan oyunculuğuyla da alkışlayacağınız Şevki Çepa’ya ait. Düş Bandosu’nun nadide müzisyenleri Ayşe Evrim Uluözyurt, Vehbi Can Uyaroğlu, Bahadır Şentürk, Batuhan Oğuz’un da notaları hiç susmasın. Beni en çok bitiren ise kostümler oldu. Tüm kıyafetlerin tasarımcısı Hilal Polat’a kırmızı assolist elbisesiyle pop kostümünden her an sipariş verebiliriz.

Oyuncular Şevki Çepa, Nergis Öztürk, Cemal Toktaş ve Yiğit Aytuğar’ı anlatmaya nerden başlasam, nasıl anlatsam? Sahnedeki her halini, büründükleri her karakteri bu kadar inandırarak canlandıracak başka kimse olamaz herhalde. Şevki Çepa’nın popçu, Nergis Öztürk’ün assolist, Cemal Toktaş’ın gazinocular kralı olduğu sahneler, oyunculuklarındaki doruk noktalarıydı. Kahkahalarımız ve alkışlarımız yetti mi, henüz emin değilim. Şevki Çepa’nın muhteşem sesiyle mest olmak ve daha önce niye izlememiş ve dinlememişim diye hayıflanmak da yanıma kar kaldı. Bu kadar büyük bir ekibi bir araya getiren, doğru rejiyle ve böylesine yüksek enerjiyle başarılı bir iş çıkartan yönetmen Oğuz Utku Güneş’e de alkış ve teşekkürlerimiz bir borç oluyor.

Sezonun en eğlenceli oyunu Düşperest’i izleyip, düşlerine ortak olmanız için istikamet Taşra Kabare, tam yol ileri! Hem oyun izleyip hem de bir şeyler atıştırarak ve içerek kabare keyfini tam anlamıyla yaşamanız da mümkün olacak. Şevki Çepa’yı izlemeye ve dinlemeye doyamadım derseniz, ki diyeceksiniz, o zaman oyundan sonra sakın bir yere ayrılmayın. Düş Bandosu’yla birlikte sahne aldığında kulağınızın pası biraz daha silinsin. O zaman kısaca ne diyoruz: düşleri kuralım, içimizdeki düşperestlere selam duralım. İyi seyirler! 

Fotoğraflar: Taşra Kabare

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?