Geçtiğimiz hafta 20. İstanbul Caz Festivali’nde E.S.T. Symphony konserini izledim, CDA Projects’teki Genç Yeni Farklı 4 ve Akbank Sanat’taki “Akbank Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi”ni ziyaret ettim ve “Monsters University”i izledim. Yaşamakla kalmadım, paylaşmak istedim:

Bir Konser: E.S.T. Symphony @20. İstanbul Caz Festivali

Gelmiş geçmiş en iyi caz triolarından olan Esbjörn Svensson Trio‘nun kurucusu, bestecisi ve lideri Esbjörn Svensson’un zamansız ölümünden beş yıl sonra 20. İstanbul Caz Festivali sayesinde kendisini çok ilginç bir projeyle andık dün gece. İsveçli orkestra şefi ve besteci Hans Ek, Svensson’un bestelerinin senfonik düzenlemelerine imza atarak caz ve klasik müziği birleştirdiği “E.S.T. Symphony” projesiyle Filarmonia İstanbul orkestrası eşliğinde Haliç Kongre Merkezi’ndeydi. Ek’in yaptığına yalnızca düzenleme demekse haksızlık olur. Kendisi Svensson’un farklı albümlerindeki bestelerini birleştirmiş, hatta bazılarını yeniden bestelemiş denilebilir. Ortaya kornolar ve fagotların saksafona, timpaninin davula eşlik ettiği; çok farklı gözüken caz ve klasik müziğin (çoğu zaman) uyum içinde olduğu, üstelik EST dolu bir müzik çıkmış.

“E.S.T. Symphony”de solist olarak trionun iki üyesi Dan Berglund (kontrbas) ve Magnus Öström (davul) ile piyanoda Jacky Terrason ve Mihael Wollny, saksafonda Marius Neset, bas gitarda ise Sarp Maden yer aldı. Seyirci kadar orkestranın nefesli çalgılar koltuklarında oturan sanatçıların da hayranlıkla izlediği Norveçli Neset’in soloları özellikle büyüleyiciydi. Projenin kaydının da en kısa zamanda yayınlanmasını umuyor ve Esbjörn Svensson Trio’nun hayranlarına Dan Berglund’un (daha önce 18. İstanbul Caz Festivali ve Salon’a konuk olmuş) yeni grubu Tonbruket‘i şiddetle öneriyorum.

Bir Sergi: Genç Yeni Farklı 4 @CDA Projects

Mısır Apartmanı galerilerinden CDA Projects‘in bu yıl dördüncü kez düzenlediği Genç Yeni Farklı sergisi, 35 yaşın altındaki genç sanatçıların yaptığı başvurular arasından (Ali Akay’ın başkanlığındaki jüri değerlendirmesi sonucu) seçilen 16 sanatçının işlerine yer veriyor bu yıl. 27 Temmuz’a kadar ziyaret edebileceğiniz sergideki sanatçılar şunlar: Aslıemk, Can Akgümüş, Cem Aktaş, Güler Aşık, Simone Bailey, Zoé Baraton, Tuğba Çeliktir, Buğra Erol, Beril Gür, Şafak Gürboğa, Gizem Karakaş, H. Çağlar Kırtı, Ayşe Kurşuncu, Şeyda Ünal, Sarp Kerem Yavuz, Seda Yıldız.

Serginin hemen girişinde yer alan, Gizem Karakaş‘ın 5 dakikalık video çalışması “Fuat Eşrefoğlu Lahmacun Yiyor“, sergide en beğendiğim iş oldu. Karakaş’ın Andy Warhol’un işini yerelleştirerek kopyaladığı videosunda yalnızca Andy Warhol’un görünüşünü, tavırlarını ve hareketlerini taklit eden bir insanı görmekle kalmıyor, sanatsal yaratım sürecinin perde arkasını izleme, sanatçı ve modeli arasındaki (doğaçlama ya da kurgulanmış) diyalogları dinleme fırsatı da buluyorsunuz.

Bunun dışında sergideki “Doku’n” (Şeyda Ünal), “Nick” ve “Glen” (Sarp Kerem Yavuz) ve “Kendi Kendine” (Güler Aşık), cinsiyet ve toplumsal cinsiyet kavramlarını farklı açılardan ele alan başarılı işler olarak dikkatimi çekti ve beğenimi kazandı.

Bir Ödül: Akbank Günümüz Sanatçıları Ödülü

30 yıldan fazladır verilen bir ödül olan “Akbank Günümüz Sanatçıları Ödülü” hem sahiplerini buldu, hem de finale kalan 12 sanatçının işleri Akbank Sanat’taki sergide yerlerini aldı. Bu yıl ödül alan sanatçılar Serkan Çalışkan, Engin Konuklu, Suat Öğüt ve Kıvılcım Harika Seydim olurken, sergide aynı zamanda Mükerrem Baki, Türkay Çotuk, Gülderen Görenek, Berat Işık, Elif Köse, Ceylan Öztürk, Gamze Taşdan ve Serkan Taycan‘ın işleri de yer alıyor. İşlerden bahsetmeden önce sergide genç sanatçıların işlerinin “Bu sergiyi yıldız bir mimar tasarladı!” diye bağıran Emre Arolat imzalı sergi tasarımının gölgesinde kaldığını üzülerek söylemek gerekiyor.

Serginin en iyi tasarlanmış, en iyi kurgulanmış ve en iyi sunulan işi bana göre (aynı zamanda ödül alan işler arasında yer alan) Suat Öğüt’ün “İlk Türk Göçmen Ya Da Devrimin İsimsiz Kahramanları” yerleştirmesi. Yerleştirmenin merkezinde 60′lı yıllarda siyasi nedenlerle Türkiye’den “konuk işçi” ve “sosyal güvence” anlaşmaları bulunan Avrupa ülkelerine göç eden 5 göçmen yer alıyor. Yerleştirmede bu işçilerin renkli kalemlerle çizilmiş portrelerinden oluşan 5 sahte posta pulu, mühürlü iki zarf, 1 posta çuvalı ve üzerinde basılan pulların yer aldığı 2500 adet zarf bulunuyor. Zarflarda sergideki yerleştirme dışında toplam 5 bölümden oluşacak projeyi anlatan bir metin ve temsil edilen 5 göçmenin biyografileri yer alıyor. Bu şekilde hem sergiden/eserden bir parçayı yanınıza alabiliyor hem de konuyla ilgili bilgi sahibi olabiliyorsunuz. Diğer yandan zamanında ülkelerinden siyasi görüşleri nedeniyle göçmek zorunda kalmış kişilerin temsili bir şekilde de olsa ‘posta yoluyla’ ülkelerine geri dönmelerine tanık olmanızı sağlıyor eser.

Bir Film: Monsters University

Pixar’ın en sevdiğim animasyonu hangisi diye soranlara verdiğim cevap yıllardır aynı: Monsters, Inc. Haziran sonunda vizyona giren ve Monsters Inc.’in öncesini anlatan devam filmi (prequel kelimesinin Türkçe karşılığını bilen var mı?) “Monsters University” de en az bu film kadar eğlenceliydi. Stüdyonun çoğu filmi gibi yetişkinlerin de duygulanmasını, kendinden bir parça bulmasını ve hatta kendi gelişimine katkıda bulunacağı öğretici bir noktaya rastlamasını sağlıyor bu yazın Pixar animasyonu da. Filmde, Monsters Inc. karakterlerinden Mike ve Sully’nin üniversite yıllarına doğru bir yolculuğa çıkıyoruz. Film, üniversite hayatını, tiplemelerini, klişelerini, (özellikle benim gibi “Greek” izlemiş ve sevmiş olanların çok şey bulacağı) fraternity-sorority ritüellerini oldukça yerinde tespitler ve esprilerle ele almış. Diğer yandan hem Monsters Inc.’e referansları hem de yeni karakterleriyle iyi bir animasyon olmayı başarmış. (Yalnızca Türkçe seslendirme ile gösterilmesi sizi salonlardan uzaklaştırmasın, seslendirmeler de gayet başarılı ve ülkemize/dilimize uygun espriler içeriyor.)

“Monsters University”nin teknik anlamdaki başarısı ise göz kamaştırıcı. Filmin birçok sahnesinde de kullanılan yeni teknolojilerin ne denli gerçeğe-yakın olduğunu anlamak için filmin öncesinde gösterilen kısa film “The Blue Umbrella”nın tamamının animasyon olduğunu bilmeniz yeterli.

Emre Eminoğlu

Magger, Kültür ve Sanat Blogger'ı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?