Ekrem Yalçındağ, “ben ben ben” demeye bayılanlara karşın kendinden ağırbaşlı, olgun bir mahcubiyetle bahsediyor. Kendini yeniliklere, çevresindekilere açık tutan bir sanatçı olduğu açıkça belli. Belki de bu yüzden, görünce “bu kesin Ekrem Yalçındağ’ın işi” dediğimiz çok net bir görsel dili olmasına rağmen her bir eseri bambaşka ve özgün olmayı başarıyor.

Contemporary Istanbul bünyesinde sanatçının Beyoğlu’ndaki geniş atölyesini gezerken, bu çıkarımları yapmanın yanında sanatçının soyut eserleri hakkında da bayağı bir bilgiye sahip oldum.

12140075_885241158225550_1606809239020929495_o-e1450641348628

Fotoğraftaki eser, Özyeğin Üniversitesi koleksiyonunda bulunuyor ve okulda sergileniyor.

Soyut, yani figür içermeyen tuvaller, karşılarına geçip binlerce yorum yapmanıza olanak tanır. Sınırlayıcılıkları figüratif eserlere kıyasla çok daha azdır. Ancak izleyen yine de içten içe kesin bir anlam veya mesaj duymak ister. Bu ziyarette farkettim ki soyut eserleri anlamak için sanatçısı ile sohbet etmek çok anlamlı. O da bize “bu eser şu anlama geliyor” demedi tabii ama onu o eseri oluşturma noktasına taşıyan yolu anlattı… 20151112_105243 Sanatçının eserlerinde ilk göze çarpan element, tekrar eden formlar. Bu geometrik formları bulunduğu yerlerden etkilenerek çıkarıyor. Örneğin konuk sanatçı olarak bulunduğu Frankfurt’taki Schloss Balmoral’ın yer süslemeleri ona esin kaynağı olmuş. Ya da sokakta insanların üzerinde sık sık kamuflaj desenini görmesi onu harekete geçirebilmiş. Her bir eserin adı o eseri yapmaya başlarken etkilendiklerinden izler taşıyor.

20151112_105209-e1451256966983

Bir diğer önemli nokta sanatçının renk kullanımı. Onlarca ton rengin arasından hangisinin hangi bölgede kullanılacağına önceden karar veriyor. Her bir rengin, her tonunun atölye içinde bir adı var, Napoli sarısı mesela… Renk seçimlerini nasıl yaptığı sorusuna ise günlük hayatında karşılaştığı ve gözünü çelen renkleri not ettiği cevabını veriyor. “Sokaktan İzlenimler” adlı serinin çıkış noktası da bu. Sanatçı burada renklerin getirdiği bir pop algısı olduğunu da aktarıyor. Renkler derken, mutlaka bahsetmem gereken bir nokta var ki o da boyanın dokusu. Sanatçının tuvallerinde yağlıboya kalın bir katman olarak kullanılıyor. Atölyedeki çoğu tuval kuruma aşamasında… Boyanın dokusundaki dalgalanmayı 1994 yılında keşfettiği sıfır numaralı fırça ile yaptığını anlatıyor. Bu fırçadan o kadar fazla kullanmış ki sonunda üretici firma ona özel bir seri üretmiş… IMG_00221-e1450641562569

Sanatçının sık sık kullandığı formlarından biriyle bana özel imzaladığı katalogu

Çok keyifli bir ziyaret oldu, bundan sonra soyut bir esere takılıp kalırsanız tavsiyem, ilk iş sanatçısına ulaşın :)

Bu yazı daha önce someartsystuff.co’da yayınlandı.

Fotoğraflar bana ait.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

FAVORİ YAZILAR