Bu kitap, Yazarın Afilli Filintalar isimli blogtan seçtiği ve Birikim dergisinin 2009 sayısındaki yazılardan aldığı toplam 68 parçadan ve ilk defa burada yayınladığı Galip İşhanı isimli hikayesinden oluşuyor. Kitabın başından sonuna kadar yazar, okuyucuyu şaşırtmada ve afallatmada resmen Çin işkencesi uyguluyor. Yavaş yavaş hedefe yaklaşıyor, önce parçalarla sersemletiyor ve en sonundaki hikaye ile duvara çarptırıyor. En sona koyduğu kendi resmi ile de size bu işkencenin sorumlusu olduğunu hatırlatıyor. Aslında kitabın ismi ile sonu gerçekten doğru orantılı, size ipucu veriyor ama bu kadar paramparça olacağınız konusunda da o kadar açık olmuyor. Başlıkta geçen paramparça kelimesi sanırım daha önce hiçbir yazar tarafından bu kadar çok anlamda ve bir arada kullanılmamıştır. Önce fiziki bir paramparçalık söz konusu; yani kitap üçüncü sayfada belirtildiği gibi blogdaki parçalardan oluşuyor. Yazar, parçaları almış, parça parça yazmış, her parçaya bir numara vermiş ve parçaları uzunluğuna veya derinliğine aldırmaksızın sayfalara serpiştirmiş. Yetmemiş sonuna da bir parça hikaye koymuş.
Manevi parçalanmaya gelince… Önce zaten yazarın kendi iç dünyası parçalara ayrılmış halde yansıtılıyor, onu okurken sizin de kafanız parçalanıyor, düşünceleriniz paramparça oluyor ve sadece bir cümlenin bile sizi bu kadar derinlere indirmesine şaşırıyorsunuz. Okurken “kesinlikle doğru söylüyor, ben bu açıdan hiç düşünmemiştim” diyorsunuz ve daha başka nasıl bir gerçekle yüz yüze kalacağınız merakıyla bir sonraki sayfaya geçiyorsunuz. Örneğin, sayfa 65’te şöyle diyor: “Şimdiki aklım olsa öyle yapmazdım. Ama öyle yapmasaydım da şimdiki aklım olmazdı. ” Veya “Düşleri gerçek sanmaya başlarsan onlarda kusur da bulmaya başlarsın” diye yazılmış sayfa 15’te. Bazen bir cümle bazen de bir sayfa hiç fark etmez, ters köşeye yatırılacağınız konusunda hiç şüphe yok.
Son nokta da Galip İşhanı hikayesinde konuluyor. Ana karakteri çözmeniz biraz zaman alıyor ya da çözemiyorsunuz ve kendi haline bırakıyorsunuz, sakin sakin okumaya devam ediyorsunuz. Bunun fırtına öncesi sessizlik olduğunu bilmiyorsunuz ve sonra “bum!”, yazar silahını ateşledi… Kitabı kapatıyorsunuz ve parçalarınızı toplamaya başlıyorsunuz.