Sinefiller için tiyatro bünyeyi zorlayan bir alan; bütün o teatrallik, sesini duyurmak için haddinden fazla bağıran oyuncular… Lakin Dot bahsi geçen düşünceleri tümüyle yıkan ve ezberleri fena halde bozan bir tiyatro grubu. Üstelik FESTEN 1998 yılında Danimarkalı yönetmen Thomas Winterberg tarafından çekilmiş bir sinema filmi. Yani “Tiyatro bana uymaz” diyen arkadaşları kandırmak için biçilmiş bir kaftan. Thomas Winterberg filmini tiyatroya uyarlamış, dünyanın her bir tarafında muhtelif yönetmenler de sahnelemişler.

Bu muhtelif yönetmenlerden bir tanesi de Murat Daltaban. (Bilmeyenler için; kendisi Fatmagül’ün suçsuz olduğu dizide iş bitirici avukat rölüyle evlere konuk oluyor.)

Gelelim mevzu bahis oyuna; bir aile babasının 60. yaşgünü ve bunu kutlamak için organize edilen yemek oyunumuzun fonu. Aile babasının yani Helge’nin üç çocuğu bu kutlama için ailelerini ziyarete geliyorlar ve tabirin en klişesiyle; olaylar gelişiyor. Konuyla ilgili daha fazla açık etmek istemiyorum çünkü ne olup bittiğini yerinde öğrenmeniz en büyük temennim. Ama Dot’çuların oyuna kattıklarını birer birer sıralamak boynumun borcu. Öncelikle mekan seçiminden başlamak istiyorum. Oyun Maslak’taki Koleksiyon kampüsünde bir çadırda sergileniyor. Bunu ilk öğrendiğimde “Neden bu kadar uzak bir mekan, neden çadır?” diye kendime sorup durdum. Vardır bir bidikleri diye düşünmüş olmam bile bu sorularımı engelleyemedi.

Sonra oyun günü geldi çattı ve biz Koleksiyon’a geldik. Bir anda herkes bekleme alanından dışarıya doğru yürümeye başladı ve biz de her Türk evladı gibi sürüyü takip ettik.

Merdivenlerde gitar çalan beyefendiyle ona şarkısıyla eşlik eden hanımefendiyi bir iki dakika izledik. Derken bağırış çağırışlar duyuldu. Ben; bu sesleri sokaktan geçen sade vatandaşların taşkın hareketlerine yordum, derken önümüzde duruveren Vosvos’la oyunun içinde olduğumuz gerçeğiyle yüzleştim.

İşte böyle başladı Festen ve tüm oyun boyunca içine alındığımız çadır, çadırın dışındaki ormanlık alan oyunda mekan olarak kullanıldı. Ama o kadar başarılı ve etkili kullanıldı ki; birlikte izlediğim senaryo yazari, “Tiyatro bana gelmez”ci arkadaşım bile mekan kullanımı karşısında duyduğu hayranlığı gizleyemedi. Oyunla ilgili beni en etkileyen taraf buydu.

Oyunculukların ne kadar iyi ve konunun ne kadar vurucu olacağını zaten tahmin etmiştim, çünkü Dot beni hiç hayal kırıklığına uğratmadı. Ama mekan konusunda böyle bir yenilikle karşılaşabileceğimi açıkçası tahmin bile edememiştim. İnternet aleminde ufak bir araştırma bile yaptım boyle bir kullanım olup olmadığını kontrol etmek için. Sonuç; sadece Dot’ta…

Bıraksanız mekan ile ilgili methiyelerim sayfalarca sürer o yüzden oyunculuklara geçiyorum. Aristokrat baba rölünü Köksal Engür canlandırıyor. Bu adamın sadece sesini duymak bile yeterken karşımızda kanlı canlı durması, her duygunun yüzünden okunması inanılmaz bir şey. Kuzeyin o soğuk ve mesafeli havasını ise anne rolündeki İpek Bilgin’in yürüyüşünde bile görmek mümkün.

Sorunlu çocuklar; Rıza Kocaoğlu, Cemil Büyükdöğerli ve Şebnem Bozoklu, dizilerden tanıdığımız insanlarin aslinda ne kadar yetenekli olduklarini bir kez daha yüzümüze yüzümüze çarpıyorlar.

Bahsettiğim ve bahsedemediğim oyuncuların hepsinin önünde saygıyla eğiliyorum; çünkü muhteşemler. Bu kadroyu başarıyla yöneten ve kısacık bir süre için de olsa oyunda görünen Murat Daltaban için ancak “İyi ki var.” diyebilirim. Birileri tiyatroya gitmeye başladıysa, onun sayesindedir.

Lakin Festen’i izlemeyi düşünenleri uyarmak isterim; oyunun geneline sert bir hava hakim, yani cumartesi gecesi eğlencesi peşinde olanlar için çok da iyi bir seçim olmayabilir. İnsanı rahatsiz eden, kavga dövüşlü, küfürlü bir oyun bu. Ama ben Dot’un oyunlarını bu yüzden seviyorum; yumruk atarmış gibi yapmayıp gerçekten yumruk attıkları için.

Fotoğraflar: go-dot.org

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?