Geçtiğimiz salı günü, UNIQ İstanbul’da son bir aydır üzerinde çalıştığımız For the Souls & Kings sergimizin açılışımız vardı. Zimbabwe’nin Shona heykel sanatından geniş bir seçki sunan serginin, eser fotoğraflarının çekilmesinden, katalog metinlerine, eserlerin yerleştirilmesine kadar neredeyse tüm aşamalarına eşlik ettim. Hepsi benim bebeklerim. Ama güzel yorumlarım bu sergiye çok emek vermekten dolayı değil, heykellerinden özünden kaynaklanıyor.

IMG_0500-e1450266815318

Zimbabwe taş heykellerinde, işin zanaat tarafı ağır basıyor. Ülkeden çıkan farklı tür mermerler yerli sanatçıların ana malzemesi. Zaten Zimbabwe, “House of Stone / Taşın Evi” anlamına geliyor. Bizde tam olarak karşılığı olmayan, olsa da hiç görmediğimizden anlayamayacağımız bu taşlar, springstone, verdite, serpentine ve opaline. İnanılmaz dokulara sahipler.

Lovemore Bonjisi’nin şu cümleleri bu sanatın çıkış noktasını ve taşa duydukları hayranlığı açıkça gösteriyor aslında: “Bir taşın içinde, siz üzerinde çalışmaya başlamamışken de bir heykel vardır. Sanatçı olarak benim yaptığım, istenmeyen malzemeleri yok ederek bu saklı heykeli ortaya çıkarmak. Tıpkı bir elması kesmek gibi…” Bu alıntı sergi girişindeki panoda da kullanıldı, bunun nedeni sadece Lovemore Bonjisi’nin değil tüm sanatçıların, heykellerini yaparken taşın onlara ilham verdiği ve yönlendirdiğini ifade eden, benzer cümleler kurmuş olmalarıydı.

IMG_0523

Claud Nyanhongo, Amazed | Fotoğraf: Avşar Gülener

Batı sanatında tuval resmi asırlar boyu en çok kullanılan ifade aracı olmuş. Afrika’ya baktığımızda ise bu aracın heykel veya masklar gibi diğer üç boyutlu formlar olduğunu görüyoruz. Zimbabweli sanatkarlar tarihin eski sayfalarında kralları ve önemli kişiler için heykel yapmışlar. O zamandan bu zamana mutlaka devam etmekte olan ama Batı’nın pek haberdar olmadığı bu yetenek 1950’lerde Frank McEwen vizyonuyla bilinçli olarak besleniyor ve dünyanın ilgisini üzerine çekiyor. (1980’de bağımsızlığını kazanan Zimbabwe’nin bundan öncesinde Rhodesia olarak anıldığını belirteyim.)

Paris’te British Council’in sanat temsilcisi olan McEwen, 1954’te National Gallery of Zimbabwe’nin kuruluşunda kuruma sanat danışmanı olarak çağırılıyor. Orada yerli sanatçılarla tanışıyor ve kurum bünyesinde, sanatçılara eğitim ve malzeme sağladığı Workshop School’u hayata geçiriyor.

Okulun ilk öğrencileri, yani ilk jenerasyonun önde gelen sanatçıları arasında Edward Chiwawa, Moses Masaya, Sylvester Mubayi, Nicholas Mukomberanva, Henry Munyaradzi ve Claud Nyanhongo’yu sayabiliriz. Bu sanatçılar uluslararası bilinirliğe sahip; New York’taki MoMa’dan Tokyo’ya birçok sergide yer almışlar. İkinci ve üçüncü jenerasyon sanatçılar da Shona heykel sanatına olan ilgiyi devam ettiriyor.

IMG_0527

Lovemore Bonjisi, The Woman | Fotoğraf: Avşar Gülener

Zimbabweli sanatçıların eğitimi bizim bildiğimiz gibi güzel sanatlar fakültesi diploması ile değil usta-çırak ilişkisiyle şekilleniyor. Sanatçıların hemen hemen hepsi birer heykeltraş olan ağabeyi, babası, amcası veya bir başka heykeltraşın atölyesinde çalışmış. Yani kendi işin teknik kısmını, cilalamayı, zımparalamayı, keski kullanmayı, birebir tecrübe ederek öğrenmişler. Bunun yanında Workshop School ise ilk defa birçok sanatçının beraber eğitim aldığı ve üretim yaptığı bir paylaşım zemini oluşturmuş.

Sanatçıların yapıtlarında insanın duygusal, naif yönlerini göstermeleri benim en hoşuma giden noktalardan biri. Büstlerin ifadelerinden, taşın yumuşak ve cilalı, zaman zamansa doğal bırakılmış pürüzlü yüzeylerinden her bir sanatçının karakterinde olduğuna inandığım huzur, sabır, mütevazılık ve iyi niyeti hissediyorsunuz.

Küratörlüğünü Özlem Ünsal’ın yaptığı sergi, HİM Yapı sponsorluğunda ve Turkmall desteğiyle gerçekleşti. Sergiyi 16 Ocak’a kadar Maslak’ta bulunan UNIQ’te Uniq Galeri ve kompleksin açık alanlarında gezebilirsiniz. Bu sırada acıkırsanız önerim Tickerdaze’de şahane bir cheeseburger! :)

Bu yazı daha önce someartsystuff.co adlı sanat ve seyahat blogunda yayınlanmıştır.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?