Forgotten Island: Filmin Yaratıcılarıyla Bizi Biz Yapan Anılar Üzerine

Forgotten Island: Filmin Yaratıcılarıyla Bizi Biz Yapan Anılar Üzerine

Bazı arkadaşlıklar, kim olduğumuzun ayrılmaz bir parçasına dönüşür. Peki birlikte biriktirdiğimiz anıları kaybedersek o bağdan, hatta bizden geriye ne kalır? Joel Crawford ve Januel P. Mercado’nun yazıp yönettiği Forgotten Island, yolları ayrılmak üzere olan iki yakın arkadaş, Jo ve Raissa’yı, Filipin mitolojisinden yaratıklarla dolu büyülü bir adaya götürüyor. Bu adada anılarını kaybetme tehlikesiyle karşılaşan ikilinin macerası, hayallerimizin peşinden giderken geride bıraktığımız insanlarla bağlarımızı nasıl koruyabileceğimiz üzerine bir hikayeye dönüşüyor. Yaratıcılarının Filipinler’e, ailelerine ve arkadaşlığa yazılmış bir aşk mektubu olarak tanımladığı film, ’90’ların müziğini ve nostaljisini kuşaktan kuşağa aktarılan hikayelerle buluşturuyor; bu kültürü hiç tanımayan izleyiciyi de herkesin aileden sayıldığı bir buluşmanın sıcaklığıyla karşılamayı amaçlıyor.

Forgotten Island’da en sevdiğim şey, küçük anılarımızın bir araya gelerek bizi biz yapan bütüne nasıl dönüştüğünü görsel imgelerle anlatmadaki başarısı oldu. Filipin kültürüne dair neredeyse hiçbir şey bilmeyen beni kolayca içine çekmesi ve bu kültür hakkında pek çok şey öğretmesi de öyle. Üstelik bunu, yaratıcı ekibindeki Filipin kökenli isimlerin yanı sıra orijinal seslendirme kadrosunda da çoğunlukla Filipin kökenli oyunculara yer vererek yapması, anlattıklarıyla kurduğu bağı güçlendiriyor. Ama benim için filmin en kişisel tarafı, geride bırakmak zorunda kaldığım bir dostluğu hatırlatması ve o kişiyi yeniden özletmesi oldu. Bir zamanlar arkadaşlığımızın kendisini aşağı çektiğini söyleyen o kişinin de bu filmi izlemesini istedim. Bütün bu duyguların arasında favori karakterimin Raww olduğunu da söylemeden geçmeyeyim.

Bunları Da Okuyun
image

Filmin yaratıcıları Joel Crawford ve Januel P. Mercado ile başta H.E.R. ve Liza Soberano olmak üzere tüm seslendirme kadrosunun katıldığı bir basın toplantısında, Forgotten Island’ı bir de onların kişisel anıları, kültürel bağları ve arkadaşlık deneyimleri üzerinden dinleme fırsatı buldum.

Forgotten Island fikri nasıl ortaya çıktı? Seslendirme kadrosunu nasıl bir araya getirdiniz?

Januel P. Mercado: Bu proje, Filipinler’e, ailelerimize, arkadaşlığa ve anıların değerine yazdığımız bir aşk mektubu. Aramızda şakalaşırken bütün bunları adobo yaptığımız bir tencereye atıp bizim için çok kişisel olan bu filmi ortaya çıkardığımızı söylüyoruz. Joel, sen de dünyanın en iyi oyuncu kadrosundan söz et!

Joel Crawford: Filmdeki her karakter, arkadaşlığı, bağlarımızı ve anıları keşfetmemizi sağlıyor. Oyuncuları seçerken yeteneklerinin ötesinde, canlandırdıkları karakterde özel ve kendilerine özgü bir şey bulmaları, onunla sahici bir bağ kurmaları bizim için çok önemliydi. İlk kayıtların her birinde hayran kaldık. Januel ve ben duygularımızı hiç gizleyemiyoruz; oyuncular da bizi “İşte bu!” diye tepki verirken görüyordu. Hepsinin filme kendilerinden bu kadar çok şey katması bizi çok duygulandırdı. Hepsine minnettarız.

Januel P. Mercado: Herkes elinden geleni yaptı. Basketbol benzetmesiyle söylersek, sahada verebilecekleri her şeyi verdiler.

image

Filipin kültürünün inceliklerini ve mitolojisini tek bir filme sığdırmak ne kadar zordu?

Januel P. Mercado: Bu mitoloji o kadar zengin ki biz ancak yüzeyine dokunabildik. Bu yüzden en sevdiklerimizi, ailelerimizin bize anlattıklarını seçtik: En popüler olan Manananggal, şeytanımsı vampir, Duende… Bunlar Joel’le benim ailelerimizden dinlediğimiz hikâyeler. Kültüre ilişkin ayrıntılar ise kolaydı, çünkü doğrudan kendi deneyimlerimizden geliyor. Ailemi ve hayatım boyunca katıldığım bütün o partileri yazacağımı biliyordum.

“Bildiğini yaz” diye bir söz vardır ama biz tanıdığımız insanları yazıyoruz. Hem bildiklerimiz hem de tanıdıklarımız söz konusu: Ailelerimiz ve yaşadığımız bu harika kültürel deneyim.

Joel Crawford: Projeye başlarken Filipinli olmadığımın çok farkındaydım. Hayatım boyunca Filipinli aile dostlarımız beni aralarına kabul etti; daha sonra evlenerek Filipinli bir ailenin parçası oldum. Mitolojiyi ele alırken yakalamak istediğimiz bir ton vardı. Filipin kültürünü kutlayan bu filmin, bir Filipinli partisinde olmanın verdiği hissi taşımasını istiyorduk: Oradaysanız aileden birisinizdir. Kültür hakkında hiçbir şey bilmeseniz de sevgiyi, sıcaklığı hissedersiniz. Bu da hikâyenin büyük bir parçasıydı.

Filmin herkese ulaşabilmesini istiyorduk. Biz buna hep “her yaş için bir büyüme hikâyesi” diyorduk; arkadaşlıkla, anılarla ve hayatımızdaki önemli insanlarla bağ kurabilen herkes için bir hikâye.

Kız kardeşiniz Jo, filmdeki Jo karakterine nasıl ilham verdi?

Januel P. Mercado: Onunla büyüdüm; en yakın arkadaşlarımdan biri. Hem kız kardeşim Jo’nun hem de eşi Cathy’nin özelliklerini Jo ve Raissa’da bulabilirsiniz. Jo karakteri kız kardeşimin adını taşıyor ama kız kardeşim, aynı zamanda ortamı canlandıran kişi. Raissa gibi dürüstlüğü ve bir yapımcı zihniyeti de var. Görünüş açısından ise tulum, saç, kumaş saç tokası… Bunlar tam anlamıyla büyürken tanıdığım, ’90’ların Jo’su.

Bir de küçük ayrıntılar var. Mesela Jo’nun yüzünde bir yara izi var; kız kardeşimin de var. Çocukken bir yavru köpeği, köpek istemediği hâlde kucağına almış ve köpek onu yüzünden ısırmış. Ailemize saygımızı göstermek için koyduğumuz böyle pek çok ayrıntı var. Jo’nun taktığı taçtaki zümrüt, kız kardeşimin doğum taşı; çünkü mayısta doğdu, Boğa burcu. Ailelerimizi onurlandırmak için filme böyle pek çok şey kattık.

image

Adanın karakterlerin anılarını aldığı bu hikâyeye, kişisel deneyimlerinizden beklenmedik biçimde yansıyan şeyler oldu mu?

Joel Crawford: Bütün oyuncularla çok fazla doğaçlama yapıyoruz. Jenny’nin kişisel deneyimlerini anlattığını duymak bu açıdan ilginç, çünkü kurgu aşamasında elimizde her zaman gereğinden fazla seçenek vardı. Karakterinin terk edildiği sahnede verdiği tepkilerden biri “Ah, yine mi?” olmuştu. O repliği söyleyişi çok komik ama altında büyük bir trajedi var.

Januel P. Mercado: Karakterin özü bu.

Joel Crawford: Evet! Bu komedi ama aynı zamanda karakterin kendisi.

Januel P. Mercado: Sözünü ettiğimiz, kızların Jenny’nin karakterini leche flan yaparken bırakıp gittiği ve onun arkasını döndüğü sahne. Jenny doğaçlama yaparken “Bu öyle kendine özgü bir aşağılanma ki” demişti. O repliği filmde tutmak için mücadele ettik. Elimizde o kadar çok iyi malzeme vardı ki.

Bu kadroda Bay Area’yı temsil eden epey kişi de var. Bu, filme özellikle kattığımız bir şeydi.

image

Yönetmenlerin ailelerinden ve anılarından beslenen bu hikâye, Jo ve Raissa’yı seslendiren H.E.R. ve Liza Soberano’nun hayatlarında da karşılık buluyor.

Forgotten Island projesinde sizi en çok ne cezbetti?

H.E.R.: Filipinler’le ilgili olması. Ama filmde yer alan şeylerin ötesinde, Joel ve Januel’le tanışmak bile “Ne yapıyorlarsa onun bir parçası olmak istiyorum” demem için yeterliydi. Bütün kalplerini bu işe koymuşlar. En yakın arkadaşlar; tutkularını, neşelerini, animasyona ve kültüre duydukları sevgiyi hissedebiliyorsunuz. Film benim için en önemli iki şeyi bir araya getiriyordu: İçinde büyüdüğüm, geldiğim kültür ve animasyon.

Liza Soberano: Benim için de Gabby’ninkiyle aynı şeydi: Filipin kültürünü merkezine alan bir hikâye olması. Özellikle Raissa’nın çıktığı yolculukla güçlü bir bağ kurdum, çünkü senaryo elime geçtiğinde kendi hayatımda da aynı şeyi yaşıyordum. Hikâyeyle kişisel bir bağım olduğunu hemen anladım. Bir de bir DreamWorks Animation yapımı olması.

Filipinler’i hiç ziyaret etmemiş izleyicilerin, özellikle de çocuklarını filme götüren ebeveynlerin, filmden Filipin kültürüne dair ne öğrenmesini umuyorsunuz?

H.E.R.: Çok güzel bir soru. Filmde pek çok özgün ayrıntı var. Ebeveynler açısından düşününce, Lola’nın Jo ve Raissa’yla ilişkisini çok seviyorum; onları macera yaşamaya, meraklı olmaya ve akıntıya karşı gitmemeye teşvik edişini. “Kendin ol ve bir şeye inan.” Filipinli olsun ya da olmasın, ebeveynlerin hikâyeden bunu almasını umuyorum. Bir de herkesin aileden biri olabileceğini. Bence bu, Filipin kültürünün büyük bir parçası.

Peki filmde gördüğümüz yerler ve yemekler hakkında neler söyleyebilirsiniz?

H.E.R.: Yemekler harika. Karaoke de öyle. O kadar çok şey var ki!

Liza Soberano: Adalar: Palawan, Siargao… Filipinler’de pek çok güzel tropik ada var. Nasıl bir gezgin olursanız olun size uygun bir yer bulabilirsiniz; ister macera arayın ister sadece dinlenmek isteyin. Ama ebeveynlerin filmden alabileceği ve çocuklarına aşılayabileceği en önemli şeyin Filipinlilerin yüreği ve misafirperverlik sevgisi olduğunu düşünüyorum. Dünyanın neresine gidersek gidelim, aileden olsun ya da olmasın insanları aramıza alabiliyor, davet edebiliyor, kendilerini evlerinde ve aileden biri gibi hissetmelerini sağlayabiliyoruz. Filipinlilerin yüreği çok güzel, çok şefkatli ve misafirperver.

image

Liza, Raissa ile Jo arasındaki duygusal sahneleri seslendirirken Filipinler’den ayrılma deneyiminizden nasıl yararlandınız?

Liza Soberano: Seçmelere katıldığım sırada kendi hayatımda yaşadıklarım, Raissa’nın yaşadıklarıyla çok paraleldi. O, Amerika’da üniversiteye gitmek için Filipinler’den ayrılmak üzereydi. Ben de burada bir kariyer yapmak için Filipinler’den yeni ayrılmış ve Amerika’ya geri taşınmıştım. Kurduğum bağ, hayalinin peşinden gitmek için evinden ayrılmanın neler gerektirdiğini anlamakla, ama aynı zamanda geride bıraktığın insanlarla aranda bir kopukluk oluşabileceğinden korkmakla ilgiliydi.

H.E.R., en yakın arkadaşınızla nasıl tanıştınız? Onunla ilgili en güçlü anılarınız neler ve son zamanlarda birlikte nasıl vakit geçiriyorsunuz?

H.E.R.: Bu soruyu çok sevdim. Jo ve Raissa’nın arkadaş olma biçimi çok ilginç: Raissa, Manananggal’a ve bu sihirli adaya inanan Jo’yu savunuyor. Benimle en yakın arkadaşımın hikâyesi de buna benziyor; bunu daha geçenlerde hatırladım.

En yakın arkadaş olduğumuzda üçüncü sınıftaydık, ikimiz de sekiz yaşındaydık. Disney grubu Cheetah Girls’ün büyük hayranlarıydık ve kendi Cheetah Girls grubumuzu kurmuştuk. O sıralar çok yakın olduğum kızlardan biri, henüz tanımadığım, sonradan en yakın arkadaşım olacak kızı gruptan çıkarmaya çalışıyordu. Ben de “Hey, o da bir Cheetah Girl olabilir!” dedim.

O günden beri en yakın arkadaşız. Ben onun için mücadele ettim, o da yıllar boyunca benim için mücadele etti. Bir bakıma benim koruyucu meleğim. Hayatımda ne zaman çılgınca ya da çok yoğun bir şey yaşasam, tesadüfen orada oluyor. Sürekli tekrar eden, “Demek ki biz en yakın arkadaş olmak için yaratılmışız” dedirten, sihirli bir şey bu.

Yaklaşık 20 yıldır en yakın arkadaşız. Son zamanlarda aynı şehirde yaşıyoruz; ikimiz de New York’tayız. Bu yüzden onu daha sık görebiliyorum ve bu çok güzel. Artık sürekli yeni anılar biriktiriyoruz.

image

Kendi hayatınızdan ya da arkadaşlıklarınızdan, performansınıza beklenmedik biçimde yansıyan bir anı oldu mu?

Liza Soberano: Benim için Lola, Jo ve Raissa’nın yer aldığı montaj sekansı. Büyükanne ve büyükbabamla büyüdüm; beni evlat edindiler. Bana Manananggal’ı ve diğer mitolojik yaratıkları anlattıklarını hatırlıyorum. Büyürken kültürümü benimle paylaşabilmelerinin tek yolu da buydu.

Kardeşimle Lola’mın evinde olduğumuz zamanlara ilişkin çok canlı anılarım var. O sıralar bir bakım evinde kalıyordu; biz de bir bakıma ona göz kulak oluyorduk. Bize duwende, aswang ve Manananggal hakkında hikâyeler anlatarak bizi korkutuyordu. Kardeşimle ben de el fenerleriyle onu korkutuyorduk; o da chinelas’ını, yani terliğini alıp bize fırlatıyordu. O sahneleri seslendirirken ya da izleme fırsatı bulduğumda hatırladığım şey buydu.

Film için birlikte seslendirdiğiniz şarkı nasıl ortaya çıktı? Şarkı ve klip üzerinde çalışmak nasıldı?

H.E.R.: Çok heyecan verici; nereden başlayacağımı bilmiyorum. Öncelikle bize verilen çıkış noktası çok eğlenceliydi: Arkadaşlığı kutlayan bir şarkı olmalıydı. Film ’90’larda geçiyor, dolayısıyla ’80’lerin sonu, ’90’ların başı havasını taşıması gerekiyordu. Biz de bol bol Tears for Fears, When in Rome ve INXS dinliyor, o havayı yakalamaya çalışıyorduk.

“Bu duyguyu iyice hissettirmek için neden Jo ve Raissa’nın birbirleriyle konuştuğu bir şarkı yazmayalım?” diye düşündüm. Liza harikaydı. Stüdyoda kayıt yaparken ve klibi çekerken çok eğlendik. Klibin de filmin bir uzantısı olması gerektiğini düşündüm; filmdeki Filipinler’in güzelliğini müzik klibimiz aracılığıyla gerçek hayata taşımak istedim.

Liza Soberano: Bunun bir parçası olmak benim için harika bir deneyimdi. Gabby ve Ryan Tedder şarkı üzerinde birlikte çalıştılar. Gabby bana mesaj atıp şarkıya katılmak isteyip istemeyeceğimi sorduğunda çok duygulandım. Kayıt boyunca kendimi çimdikleyip durdum: “Ben burada ne yapıyorum? Gabby ve Ryan Tedder’ın sanat üretmesine tanık olurken benim burada ne işim var?” diye düşünüyordum. Şarkının bir parçası olmaktan büyük onur duydum ve kendimi çok şanslı hissettim.

Yazı Yorumları (0)
Bu yazıya ilk yorumu siz yazın!