theMagger Banner
Advertisement
theMagger: Keşfedin ve Paylaşın. Nasıl mı?
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement

Haberler

Post image BookTok: Artık Niş Değil Belirleyici Bir Faktör
BookTok: Artık Niş Değil Belirleyici Bir Faktör

KİTAP & EDEBİYAT

Calendar 05 Haz, 2026

Bir zamanlar yayınevlerinin tanıtım bütçeleri, gazete köşeleri ve edebiyat ödülleri kitap kaderini belirlerdi. Şimdiyse bu denklemin içine başka bir güç yer alıyor: Sıradan bir okur, telefonunu açıyor, on beş saniyelik bir video çekiyor ve o kitap ertesi gün baskıya gidiyor.

TikTok’un kitap topluluğuna verilen isim BookTok kelimesini popüler kitapçılarda ayrı bir seçki köşesi olarak görmüş olabilirsiniz. Başlangıçta yalnızca genç okurların duygusal tepkilerini paylaştığı bir köşe olan TikTok 2026’ya gelindiğinde bir kitabın pazarlama bütçesinde kritik bir rol oynuyor. TikTok’un Mart 2026’da açıkladığı verilere göre, 2025 yılında Avrupa genelinde BookTok önerileriyle 50 milyondan fazla kitap satıldı; NielsenIQ BookData analizine göreyse bu satışlar yaklaşık 800 milyon Euro gelir üretti. Bu rakamlar aslında bir hobinin değil, bir piyasanın dilini yansıtıyor. 16-39 yaş grubunun üçte birinden fazlası yeni kitapları artık BookTok aracılığıyla keşfediyor. Bu, yayınevlerinin on yıllardır ulaşmaya çalıştığı, genç ve aktif okur kitlesinin dijital bir platformda kendiliğinden, eleştirmen onayına, büyük gazete incelemelerine ya da edebiyat çevrelerinin mührüne ihtiyaç duymadan. organize olduğu anlamına geliyor. Platformun gücü yalnızca yeni yayınlarda değil, arşivde de kendini gösteriyor. Yıllarca raflarda sessizce bekleyen kitaplar, tek bir viral video ile yeniden baskıya giriyor. Yayıncılık dünyasında bu fenomen “backlist canlanması” olarak adlandırılıyor.

preloader
Post image @4inthe5: Modern Sex and the City
@4inthe5: Modern Sex and the City

SİNEMA & TV

Calendar 05 Haz, 2026

90’ların ikonik dizilerinden Sex and the City’i izleyen her kadın muhtemelen kafasında kendisinin ve arkadaşlarının hangi karakterle eşleşeceğini düşünmüştür. Yvanna, Madisen, Drew, ve Gabriella ismindeki dört arkadaşsa bunu bir fikir olarak bırakmayıp binlerce takipçisi olan bir TikTok hesabına dönüştürmüş durumda.

Nisan 2026’nın başında New York’ta dört arkadaş,...

90’ların ikonik dizilerinden Sex and the City’i izleyen her kadın muhtemelen kafasında kendisinin ve arkadaşlarının hangi karakterle eşleşeceğini düşünmüştür. Yvanna, Madisen, Drew, ve Gabriella ismindeki dört arkadaşsa bunu bir fikir olarak bırakmayıp binlerce takipçisi olan bir TikTok hesabına dönüştürmüş durumda.

Nisan 2026’nın başında New York’ta dört arkadaş, bir happy hour masasında sangria kadehlerini kaldırırken birinin aklına bir fikir düşüyor: “Bu tam bir Sex and the City sahnesi.” Kamera açılıyor, video paylaşılıyor. İlk gönderiye 1,5 milyon görüntülenme gelirken gelen ilk yorumlardan biriyse “Bunu Netflix’te izlemem lazım.” oluyor.

Trendin özünde bir içerik formatı yatmıyor; bir özlem yatıyor. Grubun mesajı net: “20’li yaşlarında eğlenceden ödün vermeden güzel ve başarılı hayatlar inşa etmek.” Bu anlatı, Z kuşağının ekrana yansıyan yeni bir kadın arkadaşlık mitini de şekillendiriyor; yalnızca ilham verici değil, erişilebilir. Nisan’dan bu yana 230 bin takipçiye ve 3 milyon beğeniye ulaşan hesabın başarısı tümüyle rastlantısal değil elbette. Yvanna model ve içerik üreticisi, Drew lüks moda dünyasında çalışıyor ve aynı zamanda bir dergi sahibi, Gabi özel sermaye sektöründe, Madisen ise lüks müşteri ilişkileri alanında çalışırken yüksek lisans yapıyor. Yani hesap nostaljik bir eğlence aracı olmanın yanı sıra sektöre ve içerik üretimine hakim profesyonellerin bir projesi niteliğinde.

Post image Bakır Su Kapları: Yeni Ama Tanıdık Bir Wellness Ritüeli
Bakır Su Kapları: Yeni Ama Tanıdık Bir Wellness Ritüeli

İYİ YAŞAM

Calendar 05 Haz, 2026

Sağlıklı yaşam bilincinin artmasıyla birlikte, gündelik refahı destekleyen doğal yöntemlere yönelik ilgi de artmaya devam ediyor. Bu dönüşümün en belirgin göstergelerinden biriyse, kökleri Hint geleneksel tıbbı Ayurveda’ya uzanan bakır su kaplarının yükselen popülaritesi.

Türk mutfaklarında bakır güğüm, sahan ve ibrik nesiller boyunca var oldu; Anadolu’da bakır kaplar yalnızca...

Sağlıklı yaşam bilincinin artmasıyla birlikte, gündelik refahı destekleyen doğal yöntemlere yönelik ilgi de artmaya devam ediyor. Bu dönüşümün en belirgin göstergelerinden biriyse, kökleri Hint geleneksel tıbbı Ayurveda’ya uzanan bakır su kaplarının yükselen popülaritesi.

Türk mutfaklarında bakır güğüm, sahan ve ibrik nesiller boyunca var oldu; Anadolu’da bakır kaplar yalnızca gündelik kullanım nesnesi değil, sağlığa duyulan saygının somut biçimiydi. Şimdiyse Batı wellness kültürü aynı bilgeliği yeniden keşfediyor. Trendin arkasında sezgisel bir çekicilik değil, somut bir mekanizma var. Su, bakır bir kapta sekiz saat ya da daha uzun süre bekletildiğinde, oligodinamik etki adı verilen süreç aracılığıyla bakır iyonları suya geçiyor. Bakırın antimikrobiyal, antiinflamatuar ve antioksidan özelliklere sahip olduğu da biliniyor.

Küresel yeniden kullanılabilir su şişesi pazarının milyar dolarları aşması öngörülürken, bakır şişeler “Ayurvedik hidrasyon” trendi üzerinden yüksek büyümeli bir niş olarak öne çıkıyor. Tasarım dünyası da bu dönüşümü yakalıyor. Özetle; dövme yüzeyli el yapımı bakır kaplar, minimalist wellness estetiğinin yeni nesnelerine dönüşüyor.

Post image BookTok: Artık Niş Değil Belirleyici Bir Faktör
BookTok: Artık Niş Değil Belirleyici Bir Faktör

KİTAP & EDEBİYAT

Calendar 05 Haz, 2026

Bir zamanlar yayınevlerinin tanıtım bütçeleri, gazete köşeleri ve edebiyat ödülleri kitap kaderini belirlerdi. Şimdiyse bu denklemin içine başka bir güç yer alıyor: Sıradan bir okur, telefonunu açıyor, on beş saniyelik bir video çekiyor ve o kitap ertesi gün baskıya gidiyor.

TikTok’un kitap topluluğuna verilen isim BookTok kelimesini popüler kitapçılarda ayrı bir seçki köşesi...

Bir zamanlar yayınevlerinin tanıtım bütçeleri, gazete köşeleri ve edebiyat ödülleri kitap kaderini belirlerdi. Şimdiyse bu denklemin içine başka bir güç yer alıyor: Sıradan bir okur, telefonunu açıyor, on beş saniyelik bir video çekiyor ve o kitap ertesi gün baskıya gidiyor.

TikTok’un kitap topluluğuna verilen isim BookTok kelimesini popüler kitapçılarda ayrı bir seçki köşesi olarak görmüş olabilirsiniz. Başlangıçta yalnızca genç okurların duygusal tepkilerini paylaştığı bir köşe olan TikTok 2026’ya gelindiğinde bir kitabın pazarlama bütçesinde kritik bir rol oynuyor. TikTok’un Mart 2026’da açıkladığı verilere göre, 2025 yılında Avrupa genelinde BookTok önerileriyle 50 milyondan fazla kitap satıldı; NielsenIQ BookData analizine göreyse bu satışlar yaklaşık 800 milyon Euro gelir üretti. Bu rakamlar aslında bir hobinin değil, bir piyasanın dilini yansıtıyor. 16-39 yaş grubunun üçte birinden fazlası yeni kitapları artık BookTok aracılığıyla keşfediyor. Bu, yayınevlerinin on yıllardır ulaşmaya çalıştığı, genç ve aktif okur kitlesinin dijital bir platformda kendiliğinden, eleştirmen onayına, büyük gazete incelemelerine ya da edebiyat çevrelerinin mührüne ihtiyaç duymadan. organize olduğu anlamına geliyor. Platformun gücü yalnızca yeni yayınlarda değil, arşivde de kendini gösteriyor. Yıllarca raflarda sessizce bekleyen kitaplar, tek bir viral video ile yeniden baskıya giriyor. Yayıncılık dünyasında bu fenomen “backlist canlanması” olarak adlandırılıyor.

Post image Linç Kültürü: Herkesi Eşit Yakmıyor
Linç Kültürü: Herkesi Eşit Yakmıyor

GÜNDEM

Calendar 05 Haz, 2026

“Cancelled”, “linç ediliyor”, “boykotlanıyor” kelimeleri bir kişi için sosyal medyada belirdiğinde, kamuoyu aklında genellikle aynı senaryo canlanır: Skandal, sessizlik dönemi, ardından geri dönüş. Ancak bu senaryonun nasıl sonuçlandığı, büyük ölçüde cinsiyetle belirleniyor.

Araştırmalar, iptal kültürünün erkekler ve kadınlar üzerinde birbirinden belirgin biçimde...

“Cancelled”, “linç ediliyor”, “boykotlanıyor” kelimeleri bir kişi için sosyal medyada belirdiğinde, kamuoyu aklında genellikle aynı senaryo canlanır: Skandal, sessizlik dönemi, ardından geri dönüş. Ancak bu senaryonun nasıl sonuçlandığı, büyük ölçüde cinsiyetle belirleniyor.

Araştırmalar, iptal kültürünün erkekler ve kadınlar üzerinde birbirinden belirgin biçimde farklı izler bıraktığını ortaya koyuyor. Louis C.K., taciz iddialarını kabul ettikten sonra bir yıl içinde sahnelere döndü; Kanye West antisemitik açıklamalarına rağmen müzik piyasasındaki varlığını sürdürüyor; Johnny Depp aile içi şiddet iddiaları gölgesinde geçen yılların ardından 2023’te Cannes’da ayakta alkışlandı. Günün sonnda erkekler için iptal kültürü, kalıcı bir sürgün değil; geçici bir köşe cezası işlevi görüyor.

Kadın figürler içinse linç kültürü, itibarın kalıcı olarak yıkımıyla sonuçlanabiliyor. UCLA’de gerçekleştirilen kapsamlı bir araştırma, sosyal medyadaki tepkilerin bu örüntüyü dil düzeyinde de doğruladığını gösteriyor: erkeklerin hataları mizah ya da küçümsemeyle geçiştirilirken, kadınlar ahlaki yargılara, beden eleştirilerine ve karakter saldırılarına maruz kalıyor. Erkeklerin hataları mizah ve küçümsemeyle yumuşatılıyor; kadınlara ise daha yüksek bir ahlaki standart uygulanıyor. Bu asimetri, dijital linç mekanizmasının nötr bir hesap verebilirlik aracı olmadığına; aksine, mevcut güç dengesizliklerini yeniden ürettiğine işaret ediyor.

Post image Terapinin Fazlası: Sandığımız Kadar İyi Bir Şey Olmayabilir mi?
Terapinin Fazlası: Sandığımız Kadar İyi Bir Şey Olmayabilir mi?

İYİ YAŞAM

Calendar 01 Haz, 2026

Özellikle uzun soluklu terapilerde “sonsuz bir süreç” hissi yaratan belirsiz devam kararları, danışanın bağımsızlığını pekiştirmek yerine terapiste bağımlılığı besleyebiliyor. Buna karşılık geliştirilen yapılandırılmış sonlandırma yaklaşımları, terapinin bir hedefle ve net bir kapanışla tasarlanması gerektiğini savunuyor.

erapi odalarında uzun süredir...

Özellikle uzun soluklu terapilerde “sonsuz bir süreç” hissi yaratan belirsiz devam kararları, danışanın bağımsızlığını pekiştirmek yerine terapiste bağımlılığı besleyebiliyor. Buna karşılık geliştirilen yapılandırılmış sonlandırma yaklaşımları, terapinin bir hedefle ve net bir kapanışla tasarlanması gerektiğini savunuyor.

erapi odalarında uzun süredir konuşulmayan bir şey var: iyi bir seansın nasıl başladığı kadar, iyi bir terapinin nasıl bittiği de önemli. Sonlandırma, yani “termination,” klinik literatürde yıllar içinde yeterince ele alınmamış bir konu olarak kalmıştı. Oysa terapinin nasıl kapandığı, tüm sürecin ne kadar içselleştirildiğini doğrudan etkiliyor. Klinik psikolog ve yazar Dr. Joyce Marter gibi isimler, sonlandırmanın bir kayıp değil, bir olgunlaşma ritüeli olarak çerçevelenmesi gerektiğini vurguluyor. Bu yaklaşımda son birkaç seans genellikle bilinçli bir geri dönüşe ayrılıyor: ne öğrenildi, hangi araçlar kazanıldı, hangi örüntüler dönüştü? Danışana “artık kendi terapistinsin” mesajını içselleştirmek için alan açılıyor.

Yöntemler arasında “booster session” modeli de giderek daha fazla benimseniyor. Terapi resmi olarak sonlandırılıyor, ancak danışan altı ay ya da bir yıl sonra tek bir seans için dönebileceğini biliyor. Bu yapı hem gerçek bir kapanış sağlıyor hem de süreci tamamen kopuşa dönüştürmüyor. Terapinin bir sonu olması gerektiği fikri, nihayetinde iyi bir terapinin insanı terapiye bağımlı kılmak yerine kendi hayatına daha sağlam bağlaması gerektiği argümanını pekiştiriyor.

Post image Kadınlar Tarafından Yazılmış Erkekler: Off Campus Tutkusu Rastlantısal mı?
Kadınlar Tarafından Yazılmış Erkekler: Off Campus Tutkusu Rastlantısal mı?

SİNEMA & TV

Calendar 01 Haz, 2026

Hudson Williams ve Connor Storrie’yi bir anda küresel çapta tanınan isimlere dönüştüren ve Ocak ayında yayına girdiği andan itibaren neredeyse tüm dünyada konuşulan Heated Rivalry’nin ardından, Amazon Prime’ın yeni dizisi Off Campus da benzer bir ünü yakalamış durumda. Ortak noktaları buz hokeyi gibi görünen bu iki dizinin popülaritesinin asıl nedeniyse sinema &tv yazarlarınca farklı analiz ediliyor.

Her ikisi de...

Hudson Williams ve Connor Storrie’yi bir anda küresel çapta tanınan isimlere dönüştüren ve Ocak ayında yayına girdiği andan itibaren neredeyse tüm dünyada konuşulan Heated Rivalry’nin ardından, Amazon Prime’ın yeni dizisi Off Campus da benzer bir ünü yakalamış durumda. Ortak noktaları buz hokeyi gibi görünen bu iki dizinin popülaritesinin asıl nedeniyse sinema &tv yazarlarınca farklı analiz ediliyor.

Her ikisi de romanlardan uyarlanan iki dizide de kadın arzusunu perdeye taşıma biçimi, duygusal derinliği olan erkek karakterler öne çıkıyor. Bu zaman dek alıştığımız “sporcu erkek” sterotipinin dışına çıkan bu karakterler; kırılganlıklarını saklayan değil, tam tersine onlarla yüzleşen, ilişkilerinde hem güçlü hem dürüst olmayı başaran erkekler olarak karşımıza çıkıyor. Duygusal olgunluk ile fiziksel güç arasındaki bu denge, uzun süredir ekranlarda yeterince temsil edilmeyen bir erkeklik biçimini görünür kılıyor. Off Campus dizisinde erkek karakterler arzuyu karşılamak için duygusal bir çaba gösteriyor; anlamaya çalışıyor, geri adım atıyor, iletişim kuruyor. Gerçek hayatta nadiren karşılaşılan ama derinden özlenen bu dinamik dizilerin viral olmasının ardındaki nedeni de açıklıyor: İzleyici sadece iyi bir hikaye izlemiyor, kendisine nihayet doğru soruların sorulduğunu hissediyor.

Post image Dünyanın En İyi 100 Yemek Şehri: Türkiye'den Üç Şehir
Dünyanın En İyi 100 Yemek Şehri: Türkiye'den Üç Şehir

GASTRONOMİ

Calendar 01 Haz, 2026

Bir şehrin mutfağını tarif etmek, aslında o şehri tarif etmektir. Sokaklarında ne yenildiği, pazarında ne satıldığı, sofrasında hangi hikayelerin döndüğüne dair ipuçları verir. İşte TasteAtlas’ın her yıl güncellediği “Dünyanın En İyi 100 Yemek Şehri” listesi tam da bu soruya verilen kolektif bir yanıt niteliğinde.

Zirvesini Napoli, Milano, Bologna ve Floransa...

Bir şehrin mutfağını tarif etmek, aslında o şehri tarif etmektir. Sokaklarında ne yenildiği, pazarında ne satıldığı, sofrasında hangi hikayelerin döndüğüne dair ipuçları verir. İşte TasteAtlas’ın her yıl güncellediği “Dünyanın En İyi 100 Yemek Şehri” listesi tam da bu soruya verilen kolektif bir yanıt niteliğinde.

Zirvesini Napoli, Milano, Bologna ve Floransa oluştururken ilk beşe giren tek İtalyan şehri olmayan yer Mumbai olan listede Gaziantep, İstanbul ve İzmir yer alıyor. 17. sıraya oturan Gaziantep, listenin en üst Türk şehri. UNESCO tescili zaten çoktan alınmıştı; bu sıralama ise o kimliğin uluslararası arenada ne kadar karşılık bulduğunu bir kez daha gösteriyor. Osmanlı’dan bugüne taşınan o katmanlı lezzet geleneği, modern yorumlarla birleşince ortaya kendine özgü bir gastronomi dili çıkaran İstanbul, listenin 24. sırasında yer alıyor. Son olarak; İzmir ise zeytinyağı, taze ot, deniz ürünleri üçgeniyle bugünün sağlıklı beslenme anlayışının bir yansıması olarak listenin 84. sırasında yerini alıyor. Biri Güneydoğu Anadolu’nun baharatlı ve zengin mirasını, biri bir imparatorluk başkentinin katmanlı birikimini, biri Ege’nin sade ve sağlıklı sofrasını sunan bu üç şehir, Türk mutfağının tek bir anlatıya sığmadığının, aksine birden fazla coğrafyayı ve geleneği aynı anda taşıyabildiğinin gösterirken Türkiye’nin gastronomi turizmindeki potansiyelini de yeniden hatırlatıyor.

Post image 'Lipcare': Güzellik Trendlerinin Yeni Adresi
'Lipcare': Güzellik Trendlerinin Yeni Adresi

BAKIM & GÜZELLİK

Calendar 01 Haz, 2026

Güzellik endüstrisi bir süredir kendini alt kategorilere bölerek genişliyor. Saç bakımında “skinification of hair” olarak adlandırılan ve seramid, peptid, niasinamid gibi aktif cilt bakımı bileşenlerini şampuan ve saç serumlarına taşıyan dalganın ardından, bu trendin saç bakımı, vücut bakımı ve makyaj ürünleri gibi pek çok kategoriye sıçramasıyla birlikte güzellik rutinleri köklü bir dönüşüm geçiriyor....

Güzellik endüstrisi bir süredir kendini alt kategorilere bölerek genişliyor. Saç bakımında “skinification of hair” olarak adlandırılan ve seramid, peptid, niasinamid gibi aktif cilt bakımı bileşenlerini şampuan ve saç serumlarına taşıyan dalganın ardından, bu trendin saç bakımı, vücut bakımı ve makyaj ürünleri gibi pek çok kategoriye sıçramasıyla birlikte güzellik rutinleri köklü bir dönüşüm geçiriyor. Şimdi sıra dudaklarda.

“Lip skinification” olarak konumlanan bu yeni eğilim, dudak bakımını makyaj çantasının köşesindeki bir ruj ya da neme çekici bir balm meselesi olmaktan çıkarıp tam anlamıyla bir skincare adımına dönüştürüyor. Verilerin anlattığı hikaye de bu yönde. Lip injection aramalarının yıllık bazda yüzde 18 gerilediği görülürken, “plumping lip balm” aramaları yüzde 56, “hydrating lip balm” aramaları ise yüzde 51 artış kaydetmiş durumda. Peptidler, seramidler ve besleyici yağlar gibi skincare kökenli bileşenler artık dudak bakımında da standart haline geliyor; ürünler bağımsız bir kozmetik adımı olarak değil, tüm cilt bakımı rutininin doğal bir uzantısı olarak konumlanıyor.

Post image 'Skillcation': Önce Beceri, Sonra Destinasyon
'Skillcation': Önce Beceri, Sonra Destinasyon

SEYAHAT

Calendar 22 May, 2026

Barceló’nun 9.000’den fazla seyahatçiyle gerçekleştirdiği araştırmaya göre seyahatçilerin yüzde 40’ı artık önce öğrenmek istediği şeyi belirleyip destinasyona sonradan karar veriyor. Bir beceri kazanmak, bir şey öğrenmek ya da uzun süredir ertelenmiş bir merakı somutlaştırmak amacıyla çıkılan bu seyahatler ‘skillcation’ olarak anılıyor.

Oaxaca’da...

Barceló’nun 9.000’den fazla seyahatçiyle gerçekleştirdiği araştırmaya göre seyahatçilerin yüzde 40’ı artık önce öğrenmek istediği şeyi belirleyip destinasyona sonradan karar veriyor. Bir beceri kazanmak, bir şey öğrenmek ya da uzun süredir ertelenmiş bir merakı somutlaştırmak amacıyla çıkılan bu seyahatler ‘skillcation’ olarak anılıyor.

Oaxaca’da geleneksel mole yapımını öğrenmek için Meksika’ya gitmek. Toskana’daki bir çiftlikte zeytinyağı üretim sürecine dahil olmak için İtalya’yı seçmek. Kyoto’da çay seremonisi ritüelini ustasından dinlemek için uçuş rezervasyonu açmak. Ya da Yunanistan’ın küçük bir adasında su altı fotoğrafçılığı sertifikası almak gibi ‘skillcation’ planları, tümüyle deneyimin etrafında şekilleniyor. Bu trendin yükselmesi ise tesadüf değil. Sosyal medyanın getirdiği “her yeri gördüm, her şeyi paylaştım” yorgunluğunun ardından seyahat, işaretlenecek bir liste olmaktan çıkıyor. El becerisi, teknik bilgi, yeni bir dil ya da bir zanaatın incelikleri; bunlar fiziksel bir iz bırakıyor.

Üstelik skillcation, lüks seyahatle doğrudan örtüşüyor. Küçük gruplarla yürütülen özel atölyeler, usta-çırak formatındaki programlar, yerel zanaatkârların stüdyolarında geçirilen sabahlar; bunların hiçbiri kitlesel turizmin içinde yer almıyor. Daha az kişiye, daha çok şey vaat ediyor.

Post image “The Bodyguard” Müzikali: İlk Kez Türkiye’de
“The Bodyguard” Müzikali: İlk Kez Türkiye’de

TİYATRO

Calendar 22 May, 2026

15 ülkede ve ABD’de 45 şehirde 3.9 milyondan fazla izleyiciye ulaşan The Bodyguard müzikali ilk kez Türkiye’de Zorlu PSM sahnesinde izleyicilerle buluşmaya hazırlanıyor.

Whitney Houston ve Kevin Costner’ın başrollerini paylaştığı, Lawrence Kasdan imzalı 1992 yapımı filminden uyarlanan müzikal, Thea Sharrock’un rejisi ve Oscar ödüllü Alex Dinelaris’in kalemiyle önce Londra West End’deki...

15 ülkede ve ABD’de 45 şehirde 3.9 milyondan fazla izleyiciye ulaşan The Bodyguard müzikali ilk kez Türkiye’de Zorlu PSM sahnesinde izleyicilerle buluşmaya hazırlanıyor.

Whitney Houston ve Kevin Costner’ın başrollerini paylaştığı, Lawrence Kasdan imzalı 1992 yapımı filminden uyarlanan müzikal, Thea Sharrock’un rejisi ve Oscar ödüllü Alex Dinelaris’in kalemiyle önce Londra West End’deki Adelphi Theatre’da hayat bulmuş; dört Olivier Ödülü adaylığıyla da sahne dünyasında hak ettiği yeri almıştı. Orijinal uluslararası kadrosu ve dünya turnesindeki prodüksiyonuyla İstanbul’a gelecek olan gösteride aşk, güven, şöhret ve tehlike bir arada: Whitney Houston’ın “I Will Always Love You”dan “I Wanna Dance With Somebody”ye uzanan ikonik repertuvarı, canlı performanslarla yeniden sahneye çıkıyor. 11-20 Eylül izleyicilerle buluşacak müzikalde eski bir Gizli Servis ajanı olan Frank Farmer, dünya yıldızı Rachel Marron’ı kimliği belirsiz bir saplantılı hayrandan korumakla görevlendirilmesi ve ardından doğan aşk konu ediliyor.

preloader Lütfen bekleyin...
theMagger Banner
Advertisement
preloader
loading
icon icon icon icon icon
warning

Adblock'unuzu Kapatmaya Ne Dersiniz?

theMagger, sponsorluk ve reklamlarla gelişen bir platform.

AdBlock'unuzu kapatarak beraber büyüdüğümüz markaların yaratıcı reklamlarını görebilir; siz de bizlere dolaylı olarak katkıda bulunabilirsiniz.

Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement