theMagger Banner
Advertisement
theMagger: Keşfedin ve Paylaşın. Nasıl mı?
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
theMagger Banner
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement

Haberler

Post image Rahat Konser: Nöroçeşitliliği Gözeten Konser Deneyimi
Rahat Konser: Nöroçeşitliliği Gözeten Konser Deneyimi

MÜZİK

Calendar 26 Haz, 2026

Konser salonları uzun süredir aynı sözleşmeyle işliyor: Sessiz otur, kıpırdama, alkışı zamanla. İstanbul Müzik Festivali bu sözleşmeyi ilk kez masaya yatırdı ve “Rahat Konser: Tanıdık Melodiler, Yumuşak Sesler” adıyla festival tarihine geçecek bir etkinlik düzenledi.

İKSV’nin Erişilebilir Sanat Partneri DenizBank’ın katkısıyla hazırlanan konserde Lepidus Ensemble, Barok dönemden çağdaş repertuvara uzanan sevilen eserleri Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası’nda seslendirdi. Konserdeki asıl fark sahnede değil, salonda yapılan tercihler oldu. Işıklar hiç kapanmadı, oturma düzeni numarasızdı ve giriş çıkış serbestti. Müzisyenler her eser öncesinde kısa açıklamalar yaptığı ve eserlerin icrasının yaklaşık beşer dakika sürdüğü konserde fuayede, essiz dinlenme köşeleri kurulmuştu, yardımcı görevliler salonun içindeydi. Otizm spektrumundaki ya da duyusal hassasiyetleri olan izleyiciler için tasarlanmış bu ortam, aynı zamanda herkese açıktı. Dünyada popülaritesi artan bu “rahat konser” formatı, Londra’dan Sydney’e pek çok opera ve filarmoni topluluğu tarafından benimseniyor ve geleneksel salon kurallarının bir erişim engeli olduğunu kabul etmek artık radikal bir tutum sayılmıyor. Kültür kurumlarının hangi bedeni, hangi sinir sistemini, hangi dikkat biçimini “ideal izleyici” olarak varsaydığı sorusu, bu sefer salonun içinden yükseliyor.

preloader
Post image Rahat Konser: Nöroçeşitliliği Gözeten Konser Deneyimi
Rahat Konser: Nöroçeşitliliği Gözeten Konser Deneyimi

MÜZİK

Calendar 26 Haz, 2026

Konser salonları uzun süredir aynı sözleşmeyle işliyor: Sessiz otur, kıpırdama, alkışı zamanla. İstanbul Müzik Festivali bu sözleşmeyi ilk kez masaya yatırdı ve “Rahat Konser: Tanıdık Melodiler, Yumuşak Sesler” adıyla festival tarihine geçecek bir etkinlik düzenledi.

İKSV’nin Erişilebilir Sanat Partneri DenizBank’ın katkısıyla hazırlanan konserde Lepidus Ensemble, Barok...

Konser salonları uzun süredir aynı sözleşmeyle işliyor: Sessiz otur, kıpırdama, alkışı zamanla. İstanbul Müzik Festivali bu sözleşmeyi ilk kez masaya yatırdı ve “Rahat Konser: Tanıdık Melodiler, Yumuşak Sesler” adıyla festival tarihine geçecek bir etkinlik düzenledi.

İKSV’nin Erişilebilir Sanat Partneri DenizBank’ın katkısıyla hazırlanan konserde Lepidus Ensemble, Barok dönemden çağdaş repertuvara uzanan sevilen eserleri Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası’nda seslendirdi. Konserdeki asıl fark sahnede değil, salonda yapılan tercihler oldu. Işıklar hiç kapanmadı, oturma düzeni numarasızdı ve giriş çıkış serbestti. Müzisyenler her eser öncesinde kısa açıklamalar yaptığı ve eserlerin icrasının yaklaşık beşer dakika sürdüğü konserde fuayede, essiz dinlenme köşeleri kurulmuştu, yardımcı görevliler salonun içindeydi. Otizm spektrumundaki ya da duyusal hassasiyetleri olan izleyiciler için tasarlanmış bu ortam, aynı zamanda herkese açıktı. Dünyada popülaritesi artan bu “rahat konser” formatı, Londra’dan Sydney’e pek çok opera ve filarmoni topluluğu tarafından benimseniyor ve geleneksel salon kurallarının bir erişim engeli olduğunu kabul etmek artık radikal bir tutum sayılmıyor. Kültür kurumlarının hangi bedeni, hangi sinir sistemini, hangi dikkat biçimini “ideal izleyici” olarak varsaydığı sorusu, bu sefer salonun içinden yükseliyor.

Post image 'Shelf Discovery': Şehir Müzeleri Olarak Market Rafları
'Shelf Discovery': Şehir Müzeleri Olarak Market Rafları

GASTRONOMİ

Calendar 26 Haz, 2026

Son dönemin en beklenmedik seyahat trendi, turistlerin seyahat planlarının arasına bilinçli olarak süpermarket turlarını eklemesiyle şekilleniyor. “Shelf Discovery” ya da “grocery tourism” olarak da bilinen bu akım, yerel marketi kültürel bir keşif alanına dönüştürüyor. Raflar da rehber kitapların hiçbir zaman tam olarak aktaramadığı gündelik yaşam portresini sunuyor.

Trendin merkezinde Japonya’nın konbinileri...

Son dönemin en beklenmedik seyahat trendi, turistlerin seyahat planlarının arasına bilinçli olarak süpermarket turlarını eklemesiyle şekilleniyor. “Shelf Discovery” ya da “grocery tourism” olarak da bilinen bu akım, yerel marketi kültürel bir keşif alanına dönüştürüyor. Raflar da rehber kitapların hiçbir zaman tam olarak aktaramadığı gündelik yaşam portresini sunuyor.

Trendin merkezinde Japonya’nın konbinileri var. 7-Eleven, Lawson ve FamilyMart gibi zincirler artık turistler için birer destinasyon statüsüne ulaşmış durumda. market Japan National Tourism Organization verilerine göre bir konbini ziyaretinden elde edilen memnuniyet düzeyi, tarihi tapınak ya da doğal peyzaj gezisiyle kıyaslanabilir seviyelerde. Mevsimlik sınırlı seri ürünler, bölgeye özgü atıştırmalıklar ve titizlikle tasarlanmış ambalajlar, ziyareti alışverişten çok bir keşif ritüeline dönüştürüyor. Bununla birlikte ‘self-discovery’ Japonya’yı çoktan aştı; İspanya’nın Mercadona’sından Londra’nın Fortnum & Mason’ına, Los Angeles’ın lüks organik marketi Erewhon’dan Paris’in Monoprix’ine kadar süpermarket rafları dünyanın dört bir yanında beklenmedik turistik cazibe merkezleri arasında sayılıyor.

Rakamlarsa trendin büyüklüğünü açıkça ortaya koyuyor. Hilton’ın 2026 raporuna göre seyahat edenlerin %77’si gittiği yerde yerel marketleri keşfetmekten keyif alıyor. Sosyal medya bu ilgiyi katladı; TikTok ve Instagram’da market “haul” videoları milyonlarca izleniyor, nadir yerel ürünler yeni nesil seyahat hatırasına dönüşüyor. Booking.com verilerine göre gezginlerin %26’sı, seyahatten döndükten sonra destinasyonu evde yeniden yaşatmak için yerel gıda ürünleri satın aldığını söylüyor.

Post image Blokecore: Modada Futbol Kültürü
Blokecore: Modada Futbol Kültürü

MODA

Calendar 26 Haz, 2026

2026 Dünya Kupası sahaya çıktığından bu yana stadyum tribünleri moda dünyasının yeni ilham kaynağına dönüştü. Blokecore yani İngiliz futbol kültürünün sokak stiline sızdığı o tanıdık estetik, bu sefer çok daha güçlü bir referans listesiyle yeniden gündemde.

Trendin mantığı basit. Forma, eşofman altı ya da antrenman şortu gibi atletik kökenli bir parça, yanına gelen her...

2026 Dünya Kupası sahaya çıktığından bu yana stadyum tribünleri moda dünyasının yeni ilham kaynağına dönüştü. Blokecore yani İngiliz futbol kültürünün sokak stiline sızdığı o tanıdık estetik, bu sefer çok daha güçlü bir referans listesiyle yeniden gündemde.

Trendin mantığı basit. Forma, eşofman altı ya da antrenman şortu gibi atletik kökenli bir parça, yanına gelen her şeyle yeniden anlam kazanıyor. Bella Hadid’in kiraz kırmızısı formayı Levi’s 501 şortla kombinlemesi nasıl bir klasiğin içinden çıkıyorsa, Reneé Rapp’in ekoseli eteğin üstüne takım ceketi giymesi de aynı çelişki prensibine yaslanıyor. Sporu silik bırakmak yerine ön plana taşıyan trendi ‘fashion forward’ yapansa kurallara değil, kontrasta göre kombinlenmesi. Zendaya bir Spider-Man basın etkinliğinde kırmızı forma üstünü ekose etek ve sivri burunlu topuklu ayakkabıyla tamamlarken, Rihanna aynı parçayı fırfırlı bir mini etek üstüne giyerken karşımıza çıkabiliyor. Bu aslında spordan ilham alan mikro trendler açısından ilginç bir gelişme çünkü bu zaman dek çoğunlukla sokak stilinin bir parçası halini alan ‘tenniscore’, ‘gorpcore’ gibi trendlere kıyasla futbol en beklenmedik ve ters köşe bir trend olarak kırmızı halılarda yerini almış oluyor.

Post image Pantone by Copenhagen Design: Pantone Renklerinden İlham Alan Tasarımlar
Pantone by Copenhagen Design: Pantone Renklerinden İlham Alan Tasarımlar

TASARIM

Calendar 19 Haz, 2026

Her Aralık ayında moda, tasarım ve iç mimarlık dünyası aynı sorunun yanıtını bekler: Pantone bu yıl ne seçti? 1999’dan bu yana her yıl bir renk belirleyen Pantone Color Institute’ün tercihi o yılın ruhuna, kolektif ihtiyacına ve kültürel kırılma noktasına dair küresel ölçekte okunmuş sinyaller veriyor.

2023’te Viva Magenta’nın gürültüsü, 2024’te Peach Fuzz’ın...

Her Aralık ayında moda, tasarım ve iç mimarlık dünyası aynı sorunun yanıtını bekler: Pantone bu yıl ne seçti? 1999’dan bu yana her yıl bir renk belirleyen Pantone Color Institute’ün tercihi o yılın ruhuna, kolektif ihtiyacına ve kültürel kırılma noktasına dair küresel ölçekte okunmuş sinyaller veriyor.

2023’te Viva Magenta’nın gürültüsü, 2024’te Peach Fuzz’ın yumuşak iyimserliği, 2025’te Mocha Mousse’un sıcak ve içe kapanık tonu ve 2026 yılı için herkesi şaşırtan o renk: Cloud Dancer. Renkleri yalnızca bir tasarım dili olmaktan çıkarıp günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçasına dönüştürmeye devam eden Pantone by Copenhagen Design da Pantone’dan ilham alan porselen kahve fincanları, termoslar, mumluklar ve planlayıcılar ile yaz sezonunda Türkiye’de tasarım, kahve ve yaşam kültürünü bir araya getiriyor. Minimal tasarım anlayışıyla üretilen koleksiyonlar; estetik, fonksiyonellik ve renk psikolojisini bir araya getirirken, özellikle kahve kültürü ve yaşam alanlarında dikkat çekici bir deneyim yaratıyor. Panto markasının Türkiye’ye getirdiği Pantone ürünleri; konsept mağazalar, tasarım mağazaları, zincir mağazalar, müze mağazaları, kafeler ve seçili yaşam alanlarında bulunabiliyor.

Post image
"Caressing Zone": Kamusal Alanda Şefkat

KÜLTÜR - SANAT

Calendar 19 Haz, 2026

Gündelik yaşamda fiziksel temastan giderek daha fazla kaçındığımız bir dönemde, Madrid merkezli anonim sanat kolektifi Luzinterruptus tam tersine koşuyor. “Caressing Zone” adını verdikleri yeni yerleştirme konseptiyle kolektif, kentsel alanı geçici olarak bir temas ve şefkat koridoruna dönüştürmeyi planlıyor.

Proje, büyük bir kafes yapıya asılı yüzlerce yarı saydam tekstil...

Gündelik yaşamda fiziksel temastan giderek daha fazla kaçındığımız bir dönemde, Madrid merkezli anonim sanat kolektifi Luzinterruptus tam tersine koşuyor. “Caressing Zone” adını verdikleri yeni yerleştirme konseptiyle kolektif, kentsel alanı geçici olarak bir temas ve şefkat koridoruna dönüştürmeyi planlıyor.

Proje, büyük bir kafes yapıya asılı yüzlerce yarı saydam tekstil koldan oluşuyor. Rüzgarın etkisiyle hareket eden bu kollar, içlerinden geçen ziyaretçilere hafifçe dokunuyor; izleyici isterse kolları kucaklamaya da davet ediliyor. Luzinterruptus’a göre rüzgar hiçbir zaman aynı hareketi tekrarlamadığı için eser, çevresine ve içinden geçen bedenlere sürekli tepki veren canlı bir yapıya dönüşüyor. Gece saatlerinde her kolun üst kısmına yerleştirilen soğuk ışık, kıvrımları ve dikişleri öne çıkararak yerleştirmeyi kentin üzerinde süzülen dev ve ışıltılı bir organizmaya çeviriyor. Malzeme seçimi de tesadüfi değil. Kadın çoraplarını andıran yarı saydam kumaşlar hem kırılganlığı hem de ışık ve rüzgara verdiği sürekli tepkiyi temsil etmek için tercih edilmiş. Tarihsel olarak kadınlık ve görünmez emekle ilişkilendirilen bu dokular, kentsel ölçekte anıtsal ve kolektif bir yapıya dönüştürülerek özel alandan kamusal alana taşınıyor.

Post image LOEWE Craft Prize: Seramik Artık Tanıdık Değil
LOEWE Craft Prize: Seramik Artık Tanıdık Değil

TASARIM

Calendar 19 Haz, 2026

Lüks moda dünyasının zanaatkarlığa olan ilgisi yeni değil. Özellikle son yıllarda büyük evlerin atölye kültürüne, el emeğine ve geleneksel tekniklere yaptığı vurgu hem bir pazarlama stratejisi hem de gerçek bir estetik tutum olarak okunuyor. LOEWE bu eğilimin en tutarlı temsilcilerinden biri; 2016’dan bu yana her yıl düzenlediği Craft Prize ile zanaat dünyasının en sıra dışı isimlerini gün yüzüne çıkarıyor.

Bu yılki...

Lüks moda dünyasının zanaatkarlığa olan ilgisi yeni değil. Özellikle son yıllarda büyük evlerin atölye kültürüne, el emeğine ve geleneksel tekniklere yaptığı vurgu hem bir pazarlama stratejisi hem de gerçek bir estetik tutum olarak okunuyor. LOEWE bu eğilimin en tutarlı temsilcilerinden biri; 2016’dan bu yana her yıl düzenlediği Craft Prize ile zanaat dünyasının en sıra dışı isimlerini gün yüzüne çıkarıyor.

Bu yılki tören Mayıs ayında Singapur Ulusal Galerisi’nde gerçekleşti ve 133 ülkeden 5.100 başvuru arasından sıyrılan Güney Koreli seramikçi Jongjin Park, 50.000 Euro değerindeki ödülün sahibi oldu. Kazanan eser “Strata of Illusion”, ilk bakışta çökmekte olan yamuk döşemeli bir koltuk izlenimi veriyor. Daha yakından bakıldığında çakışmış gazete yığınını andırıyor. Oysa ikisi de doğru değil; söz konusu olan 50 santimetreyi geçmeyen kusursuz bir seramik heykel. Park, doku kâğıdı yapraklarını porselen sıvısına batırıyor, bin kata varan katmanlar halinde üst üste yığıyor ve fırına veriyor. Isıyla kâğıt tamamen yanıp yok olurken porselen, her katmanın, her kıvrımın, her el hareketinin izini taşıyan bir forma dönüşüyor. Ortaya çıkan yüzey jeolojik bir kesit gibi okunuyor: Soluk mavi, mercan kırmızısı, tebeşir sarısı, yosun yeşili renklerin sırtlar ve çukurlar halinde biriktiği katmanlı bir mineralizasyon.

Jüri tarafından “seramiğin ne olabileceğine dair beklentileri alt üst etme kapasitesi”ni gerekçe gösterilerek oy birliğiyle seçilen eser, zanaat ile çağdaş sanatın sınırının nerede bittiği sorusunu sormaya devam edeceğimizin de bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Post image Cyberdeck: Daha Azıyla Daha Fazlası
Cyberdeck: Daha Azıyla Daha Fazlası

TEKNOLOJİ

Calendar 19 Haz, 2026

Kökeni 1980’lerin siberpunk edebiyatına, William Gibson’ın Neuromancer romanına uzanan ‘bu kavram ‘cyberdeck’ karşımıza özellikle Gen-Z’nin ilgi gösterdiği bir akım olarak çıkıyor. Büyük teknoloji şirketlerine karşı kişisel ve özgün cihazlar üretme fikri üzerine kurulu bu akımın bir göstergesi olarak TikTok ve Instagram’da ahşap ve yosundan yapılmış Game Boy’lar, 3D yazıcıyla basılmış antik fosil...

Kökeni 1980’lerin siberpunk edebiyatına, William Gibson’ın Neuromancer romanına uzanan ‘bu kavram ‘cyberdeck’ karşımıza özellikle Gen-Z’nin ilgi gösterdiği bir akım olarak çıkıyor. Büyük teknoloji şirketlerine karşı kişisel ve özgün cihazlar üretme fikri üzerine kurulu bu akımın bir göstergesi olarak TikTok ve Instagram’da ahşap ve yosundan yapılmış Game Boy’lar, 3D yazıcıyla basılmış antik fosil görünümlü MP3 çalarlar, ördek şeklinde ses kaydeden bilgisayarlar dolaşıyor.

Akımın TikTok’taki yüzünü büyük ölçüde genç kadınlar şekillendiriyor. Londra merkezli Annike Tan’ın deniz kabuğu şeklinde bir çantaya yerleştirdiği, inci ve yapay yosunla süslediği “mermaid cyberdeck”i milyonlarca izlenmeyle akımı ana akıma taşıyan yapı oldu. İçinde Raspberry Pi, küçük klavye ve ekran barındıran bu cihaz offline müzik, kitap ve harita dosyaları içeriyor; üstüne Doom bile oynatabiliyor. New York’ta bir yaratıcı ses günlüğü tutan bir ördek figürünü çalışan bilgisayara dönüştürdü, bir başkası Barbie oyuncak evini açıldığında içinden fonksiyonel bir mini bilgisayar çıkan bir cihaza çevirdi, bir diğeri Dunkin’ Donuts kutusuna bilgisayar sığdırdı.

Akımın özünde şu soru yatıyor: Elimizdeki cihazlar gerçekten bizim mi? Raspberry Pi gibi küçük bilgisayar kartları, kompakt klavyeler ve küçük ekranlardan oluşan cyberdeck’lerin teknik gücü sıradan bir akıllı telefona yakın bile değil ama bu tam da konunun dışında kalıyor. Asıl mesele, bin dolara alınan ve garantisi bozulmasın diye tek bir vidası bile sökülemeyen cihazlardan değil; sıfırdan tasarlanmış, elle üretilmiş, yalnızca ihtiyaç duyulan şeyleri yapan araçlardan söz etmek. Yapay zekanın her platforma nüfuz ettiği, içeriklerin birbirine benzemeye başladığı ve büyük teknoloji şirketlerinin gözetiminin normalleştiği bir dönemde bu akım yalnızca estetik bir tercih olarak okunmamalı. Cyberdeck tutkusu, Meta ve Apple gibi devlerin tekdüzeliğinden kaçmanın, veri güvenliğini kendi elleriyle almanın ve tüketici olmaktan çıkıp üretim sürecine dahil olmanın somut bir ifadesi niteliğinde.

Post image Meşguliyet: Artık Bir Statü Sembolü Değil
Meşguliyet: Artık Bir Statü Sembolü Değil

BUSINESS

Calendar 19 Haz, 2026

Ajandası dolup taşan, hafta sonları bile mesaj atan, tatilden “dinlenemedim” diye dönen insan profili; bir dönem üretkenliğin, hatta başarının simgesi sayıldı. Şimdiyse bu yoğunluktan elde edilen statünün diğer ismiyle ‘hustle culture’ın rüzgarı yön değiştiriyor.

2025 itibarıyla “slow living” aramaları Google’da bir önceki yıla kıyasla yüzde 250’nin üzerinde artış...

Ajandası dolup taşan, hafta sonları bile mesaj atan, tatilden “dinlenemedim” diye dönen insan profili; bir dönem üretkenliğin, hatta başarının simgesi sayıldı. Şimdiyse bu yoğunluktan elde edilen statünün diğer ismiyle ‘hustle culture’ın rüzgarı yön değiştiriyor.

2025 itibarıyla “slow living” aramaları Google’da bir önceki yıla kıyasla yüzde 250’nin üzerinde artış gösterdi. Anti-hustle hareketi artık yalnızca tükenmişlerin sığındığı bir reaksiyon değil; bilinçli olarak seçilen bir duruş olarak karşımıza çıkıyor. Nitelikli iş piyasasında da bu kırılma görünür hale geldi: 2024’te yayımlanan iş ilanlarında “anti-hustle” vurgusu pandemi öncesiyle kıyaslandığında yüzde 356 artmış durumda.

Asıl meseleye gelince: Meşgul görünmek ile gerçekten verimli olmak arasındaki makas hiç bu kadar geniş olmamıştı. “Productivity theater” yani üretkenlik tiyatrosu olarak da adlandırılan bu tablo; Slack statüsünü yeşil tutmak, toplantıya geç gelmişken yorgun görünmek, e-postayı gece yarısı atmak gibi performanslara dayanıyor. İnsan kaynakları alanındaki liderler bu gösterinin artık kimseyi etkilemediğini, üstelik kritik düşünceyi ve karar kalitesini düşürdüğünü açıkça söylüyor. Yeni statü sembolüyse meşguliyet değil, netlik. Neye “evet”, neye “hayır” deneceğini bilen; takvimini başkasının aciliyetine göre değil, kendi önceliklerine göre düzenleyen insan figürü öne çıkıyor. Gen Z bu dönüşümün lokomotifi konumunda: 2030’a kadar iş gücünün yüzde 30’unu oluşturacak bu kuşak için başarı, çok çalışmanın değil, doğru çalışmanın ürünü olarak kabul ediliyor.

Post image 'Blurred Skin': 'Glass Skin'in Ardından Yeni Güzellik Durağı
'Blurred Skin': 'Glass Skin'in Ardından Yeni Güzellik Durağı

BAKIM & GÜZELLİK

Calendar 12 Haz, 2026

Çok katmanlı bakım rutinleri, ışıltılı fondötenler ve “cam gibi cilt” ifadesi, sosyal medyanın vazgeçilmez referansı haline gelmişti. Ancak trendlerin döngüsel doğası, sahneye yeni bir yaklaşımı taşıyor: blurring, yani bulanıklaştırma efekti.

Bu yeni akım, aşırı mat ya da aşırı ışıltılı görünmek istemeyenler için cilde yumuşak, porselen benzeri bir bitiş kazandırıyor....

Çok katmanlı bakım rutinleri, ışıltılı fondötenler ve “cam gibi cilt” ifadesi, sosyal medyanın vazgeçilmez referansı haline gelmişti. Ancak trendlerin döngüsel doğası, sahneye yeni bir yaklaşımı taşıyor: blurring, yani bulanıklaştırma efekti.

Bu yeni akım, aşırı mat ya da aşırı ışıltılı görünmek istemeyenler için cilde yumuşak, porselen benzeri bir bitiş kazandırıyor. Glass skin’in odak noktası yüzeydeki yansımayken, blurring cildin dokusunu yumuşatmaya ve kusurları optik olarak eritmeye odaklanıyor. Trendin temelini cilt bakım ürünleri oluşturuyor. Hafif, bulanıklaştırıcı tenler veren ürünler bu görünümün anahtarı; göz farlarında da krem dokulu, kolay dağılan formüller tercih ediliyor ve homojen bir renk geçişi sağlıyor.

Bu yönelim, glass skin’in evrim geçirmiş hali olan “molten glass skin” ve “cloud skin” gibi diğer cilt trendleriyle de örtüşüyor. Hepsinin ortak noktası, mükemmeliyetçi ve aşırı parlak görünümlerden uzaklaşıp, daha rahat ve gerçekçi bir güzellik anlayışına yönelmek.

Post image 54. İstanbul Müzik Festivali: Bu Yıl
54. İstanbul Müzik Festivali: Bu Yıl "Ânın İçinde"

MÜZİK

Calendar 12 Haz, 2026

İstanbul’un kültür takvimine her yıl olduğu gibi bu yıl da klasik müzik damgasını vuruyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın düzenlediği, Borusan Holding sponsorluğunda gerçekleşen 54. İstanbul Müzik Festivali, 11-25 Haziran tarihleri arasında şehrin farklı mekânlarında müzikseverlerle buluşuyor.

Bu yılın teması “Ânın İçinde” olarak belirlenmiş ve program, klasik...

İstanbul’un kültür takvimine her yıl olduğu gibi bu yıl da klasik müzik damgasını vuruyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın düzenlediği, Borusan Holding sponsorluğunda gerçekleşen 54. İstanbul Müzik Festivali, 11-25 Haziran tarihleri arasında şehrin farklı mekânlarında müzikseverlerle buluşuyor.

Bu yılın teması “Ânın İçinde” olarak belirlenmiş ve program, klasik müzikten çağdaş dansa, elektronik müzikten geleneksel ezgilere kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. 23 konserlik program boyunca Viyana Senfoni Orkestrası, Kammerakademie Potsdam, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Tekfen Filarmoni Orkestrası ve CCN/Aterballetto gibi topluluklar sahne alacak. Solist kadrosunda ise Bruce Liu, Kian Soltani, Lucas ve Arthur Jussen, Behzod Abduraimov, Ian Bostridge, Iestyn Davies ve Sara Correia gibi isimler bulunuyor; toplamda 80’in üzerinde sanatçı ve topluluk festival programında yer alıyor.

preloader Lütfen bekleyin...
theMagger Banner
preloader
loading
icon icon icon icon icon
warning

Adblock'unuzu Kapatmaya Ne Dersiniz?

theMagger, sponsorluk ve reklamlarla gelişen bir platform.

AdBlock'unuzu kapatarak beraber büyüdüğümüz markaların yaratıcı reklamlarını görebilir; siz de bizlere dolaylı olarak katkıda bulunabilirsiniz.

Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
theMagger Banner
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement