Haberler
theMagger News: Trendler
MODA
Fendi’nin yeni kreatif direktörü Maria Grazia Chiuri, Karl Lagerfeld’in markadaki ilk yirmi yılını konu alan, dönüm noktası niteliğindeki 1985 retrospektifini kutlayan “Fendi / Karl Lagerfeld 1985” ile lüks moda dünyasının en önemli yaratıcı ortaklıklarından birini yeniden ele alıyor. “After Steps Through Work” başlıklı sergi, 25 Ekim 2026’ya kadar Galleria Nazionale d’Arte Moderna e Contemporanea’da ziyaret...
Fendi’nin yeni kreatif direktörü Maria Grazia Chiuri, Karl Lagerfeld’in markadaki ilk yirmi yılını konu alan, dönüm noktası niteliğindeki 1985 retrospektifini kutlayan “Fendi / Karl Lagerfeld 1985” ile lüks moda dünyasının en önemli yaratıcı ortaklıklarından birini yeniden ele alıyor. “After Steps Through Work” başlıklı sergi, 25 Ekim 2026’ya kadar Galleria Nazionale d’Arte Moderna e Contemporanea’da ziyaret edilebiliyor.
Maria Luisa Frisa’nın küratörlüğündeki serginin başlığındaki “After” sözcüğü, hem aradan geçen zamana hem de moda tarihinin en etkili iş birliklerinden birine günümüzden yöneltilen bakışa işaret ediyor. Sunum, ilk eskizlerden ve teknik deneylerden başlayarak haute couture’ün yaratım sürecini inceliyor ve Fendi’nin zanaatkârlığının ardındaki yaratıcı süreci sergiliyor.
GASTRONOMİ
Markalar, mağazalarını gittikçe daha fazla birer yaşam tarzı destinasyonuna dönüştürüyor. Kafe ve restoranlardan kitapçı ve sergilere kadar günümüzün amiral mağazaları, müşterilerin vakit geçirebileceği, yeni deneyimler keşfedebileceği ve markanın dünyasına girebileceği alanlar yaratıyor. Avenue Montaigne’deki yeni Saint Laurent Café de nitelikli kahveyi, yüksek modayla özdeşleşen bu tarihi caddedeki...
Markalar, mağazalarını gittikçe daha fazla birer yaşam tarzı destinasyonuna dönüştürüyor. Kafe ve restoranlardan kitapçı ve sergilere kadar günümüzün amiral mağazaları, müşterilerin vakit geçirebileceği, yeni deneyimler keşfedebileceği ve markanın dünyasına girebileceği alanlar yaratıyor. Avenue Montaigne’deki yeni Saint Laurent Café de nitelikli kahveyi, yüksek modayla özdeşleşen bu tarihi caddedeki mağazasına taşıyarak akıma ayak uyduruyor.
Lüks modaevleri ve tasarımcıların amiral mağazalarının yer aldığı caddedeki bu yeni kahve durağı, ziyaretçileri randevular, alışveriş ve showroom ziyaretleri arasında biraz yavaşlamaya çağırıyor. Özenli kahve seçkisinin yanı sıra, çevresindeki rafine estetiği yansıtan minimalist bir iç mekân sunuyor.
SPOR
Bir kardiyodan etki görmek için her zaman kilometrelerce koşmaya veya HIIT antrenmanlara mı ihtiyacımız var? Bunlara alternatif olarak son zamanlarda öne çıkan 12-3-30 kardiyo antrenmanı, temelde “az, çoktur” felsefesine dayanıyor. Yapmanız gereken tek şey koşu bandına çıkmak, eğimi 12’ye, hızı 3’e ayarlamak ve 30 dakika yürümek. Bu iyi anlamda “monoton” antrenman, kardiyo yaparken aynı zamanda alt vücut kuvvetinin...
Bir kardiyodan etki görmek için her zaman kilometrelerce koşmaya veya HIIT antrenmanlara mı ihtiyacımız var? Bunlara alternatif olarak son zamanlarda öne çıkan 12-3-30 kardiyo antrenmanı, temelde “az, çoktur” felsefesine dayanıyor. Yapmanız gereken tek şey koşu bandına çıkmak, eğimi 12’ye, hızı 3’e ayarlamak ve 30 dakika yürümek. Bu iyi anlamda “monoton” antrenman, kardiyo yaparken aynı zamanda alt vücut kuvvetinin geliştirilmesine de yardımcı oluyor.
Bu hız aynı zamanda, antrenmanınızı gerçekleştirirken rahatlıkla sohbet edebileceğiniz ya da TikTok ekranınızı kaydırabileceğiniz bir tempo. Koşuda olabileceği gibi sırtınızı veya dizlerinizi zorlamıyor, eğim yüksek olduğundan dolayı da hem dayanıklılığınızı test ediyor hem de kalça kaslarınızı etkinleştiriyorsunuz.
SEYAHAT
“Gün doğumunda mutlaka denize girmeliyiz.” “Bu taraftaki üç müzeyi de görmemiz lazım.” “Yeni restoranı da denemeliyiz.” gibi cümleleri tatilde hepimiz kuruyoruz. Ancak artık dinlenmeyi, toparlanmayı ve sessizliği en büyük lüks olarak merkeze alan bir seyahat anlayışı giderek yaygınlaşıyor ve “hushpitality”, etkinliklerle doldurulmuş programlardan ziyade bilinçli olarak yaratılan boşluklarla yeni bir...
“Gün doğumunda mutlaka denize girmeliyiz.” “Bu taraftaki üç müzeyi de görmemiz lazım.” “Yeni restoranı da denemeliyiz.” gibi cümleleri tatilde hepimiz kuruyoruz. Ancak artık dinlenmeyi, toparlanmayı ve sessizliği en büyük lüks olarak merkeze alan bir seyahat anlayışı giderek yaygınlaşıyor ve “hushpitality”, etkinliklerle doldurulmuş programlardan ziyade bilinçli olarak yaratılan boşluklarla yeni bir seyahat çağı oluşturuyor.
Gezginler, yalnızca huzur ve yalnızlık için programlarına bilinçli olarak tek başlarına geçirecekleri günler ekliyor. Oteller de ses yalıtımlı sığınaklardan uyku için optimize edilmiş odalara, doğayla iç içe inziva mekânlarından sessizlik odaklı programlara kadar “hushpitality” anlayışı ile modern konaklama deneyimini daha sessiz, yavaş ve bilinçli bir hale getiriyor.
İYİ YAŞAM
İşten çıktınız. Trafik bitti, telefon sessizde, evdesiniz. Ama zihniniz hâlâ toplantıları, yapılacakları ve yarını düşünmeye devam ediyor. Aslında dinlenmeye hazır olan sizsiniz, yetişmeye çalışan ise sinir sisteminiz. Son dönemde öne çıkan 4:2:6 sıfırlama nefesi, bu geçişi kolaylaştıran en basit uygulamalardan biri olarak dikkat çekiyor.
Bu nefesi uygulamak aslında...
İşten çıktınız. Trafik bitti, telefon sessizde, evdesiniz. Ama zihniniz hâlâ toplantıları, yapılacakları ve yarını düşünmeye devam ediyor. Aslında dinlenmeye hazır olan sizsiniz, yetişmeye çalışan ise sinir sisteminiz. Son dönemde öne çıkan 4:2:6 sıfırlama nefesi, bu geçişi kolaylaştıran en basit uygulamalardan biri olarak dikkat çekiyor.
Bu nefesi uygulamak aslında oldukça basit: 4’e kadar sayarak nefes alın, 2’ye kadar sayarak nefesinizi tutun ve 6’ya kadar sayarak nefes verin. Burada asıl sihir, nefesi daha uzun sürede verdiğinizde gerçekleşiyor çünkü sinir sistemine yavaşlaması için sinyal gönderen şey tam da bu. Sinir sisteminizin aşırı uyarıldığını hissettiğiniz her an bu nefesi kullanabilirsiniz.
MODA
Yıllardır giydiğiniz o gömlek, vazgeçemediğiniz renk kombinasyonları veya nesillerdir sizinle olan o aksesuar, geçtiğiniz her yerde sizinle ilgili tahmin ettiğinizden çok daha fazla şey söylüyor. Çünkü stil günümüzde, gardıroptan başlayıp kişisel değerlere, gündelik ritüellere ve hayata bakışa uzanan güçlü bir anlatı biçimine dönüşüyor. Seçtiğiniz renkler, kesimler ve dokular günün ruhunu, yaşam temponuzu...
Yıllardır giydiğiniz o gömlek, vazgeçemediğiniz renk kombinasyonları veya nesillerdir sizinle olan o aksesuar, geçtiğiniz her yerde sizinle ilgili tahmin ettiğinizden çok daha fazla şey söylüyor. Çünkü stil günümüzde, gardıroptan başlayıp kişisel değerlere, gündelik ritüellere ve hayata bakışa uzanan güçlü bir anlatı biçimine dönüşüyor. Seçtiğiniz renkler, kesimler ve dokular günün ruhunu, yaşam temponuzu ve kendinizle kurduğunuz ilişkiyi de temsil ediyor.
Bu yaklaşımın güncel yansımalarından biri GANT ile oyuncu, sunucu ve seslendirme sanatçısı İbrahim Selim’in yeni içerik projesinde karşımıza çıkıyor. Sorularıyla farklı hikâyelere alan açan Selim, bu kez cevap veren koltuğa oturuyor. Sohbet, stil seçimlerinden günlük alışkanlıklara, kendini ifade etme biçiminden zamansız parçalarla kurulan ilişkiye uzanırken insan kendini, kimi zaman verdiği cevaplarda, kimi zaman da seçtiği parçalarda daha yakından tanıyor. Bir gömleğin taşıdığı rahatlık, bir ceketin kattığı duruş ya da yıllar boyunca eşlik eden bir aksesuar, kişisel hafızanın parçasına dönüşüyor.
SEYAHAT
Hepimiz favori televizyon karakterimizin yaşadığı yeri görmeyi, güneşlendiği plajı ziyaret etmeyi, her gün kahve içtiği kafede oturup etrafı seyretmeyi hayal etmişizdir. “Set-jetting” olarak adlandırılan bu trend, kişilerin seyahat rotalarını sinema ve televizyon dünyasında gördükleri şehirler, oteller ve doğal manzaralar üzerinden belirlemesini anlatıyor.
“The White...
Hepimiz favori televizyon karakterimizin yaşadığı yeri görmeyi, güneşlendiği plajı ziyaret etmeyi, her gün kahve içtiği kafede oturup etrafı seyretmeyi hayal etmişizdir. “Set-jetting” olarak adlandırılan bu trend, kişilerin seyahat rotalarını sinema ve televizyon dünyasında gördükleri şehirler, oteller ve doğal manzaralar üzerinden belirlemesini anlatıyor.
“The White Lotus” Tayland sezonuyla Koh Samui’yi gündeme taşırken “Emily in Paris”, Roma sahneleriyle Trevi Çeşmesi, Via Veneto ve Piazza Mattei gibi durakları romantik bir rota olarak yeniden konumlandırıyor. “House of the Dragon”, izleyicileri Cáceres ve Trujillo’nun Orta Çağ dokusuna yönlendirirken Christopher Nolan’ın “The Odyssey” uyarlaması Yunanistan’da Peloponez, Voidokilia Beach, Methoni Castle ve Acrocorinth gibi epik rotaları öne çıkarıyor. “Uğultulu Tepeler” ise Yorkshire Dales, Swaledale ve Low Row gibi noktaları radarımıza taşıyor.
İYİ YAŞAM
Sosyal medyada sağlıklı beslenme içerikleri çoğu zaman iyi hissetme, bedeni destekleme ve daha bilinçli seçimler yapma arzusuyla karşımıza çıkıyor. Ancak yiyecekleri “temiz”, “kirli”, “iyi”, “kötü”, “doğru”, “yanlış” diye ayıran içerikler, beslenmeyi kontrol, suçluluk ve kaygı üçgenin içine alıyor. Ortoreksiya nervoza da tam bu noktada, sağlıklı beslenmeye duyulan ilginin kişinin gündelik...
Sosyal medyada sağlıklı beslenme içerikleri çoğu zaman iyi hissetme, bedeni destekleme ve daha bilinçli seçimler yapma arzusuyla karşımıza çıkıyor. Ancak yiyecekleri “temiz”, “kirli”, “iyi”, “kötü”, “doğru”, “yanlış” diye ayıran içerikler, beslenmeyi kontrol, suçluluk ve kaygı üçgenin içine alıyor. Ortoreksiya nervoza da tam bu noktada, sağlıklı beslenmeye duyulan ilginin kişinin gündelik hayatını, sosyal ilişkilerini ve zihinsel yükünü zorlamaya başladığı bir durum olarak tartışılıyor.
Bu kesişimi hassas kılan şey, her sağlıklı beslenme çabasının problemli olmaması. Daha dengeli yemek, içerik okumak ya da bazı gıdaları azaltmak tek başına ortoreksiya anlamına gelmiyor. Buradaki belirleyici fark, davranışın ne kadar esnek olduğu ve kişiye nasıl hissettirdiği. “Güvenli” görülen yiyeceklerin giderek azalması, davetlerde ne yenileceğini düşünmenin yoğun kaygıya dönüşmesi, bir öğün plan dışına çıktığında suçluluk ya da başarısızlık hissinin ağır basması bu çizginin bulanıklaştığı anlara işaret edebiliyor. Sosyal medya ise bu döngüyü hızlandırabiliyor çünkü algoritmalar benzer içerikleri sundukça, sağlıklı yaşam fikri bazen tek bir doğru beden veya beslenme biçimi varmış gibi hissettiriyor.
SPOR
Spor salonuna adım atmadan önce hissedilen çekingenlik, özellikle yeni başlayanlar, uzun bir aradan sonra geri dönenler ya da tanımadıkları bir ortamda hareket etmekten rahatsızlık duyanlar için oldukça tanıdık bir duygu. “Herkes bana mı bakıyor?”, “Hareketi yanlış mı yapıyorum?”, “Buraya ait değilmişim gibi mi görünüyorum?” gibi düşünceler, çoğu zaman spor yapma motivasyonunun önüne geçebiliyor. Oysa bu...
Spor salonuna adım atmadan önce hissedilen çekingenlik, özellikle yeni başlayanlar, uzun bir aradan sonra geri dönenler ya da tanımadıkları bir ortamda hareket etmekten rahatsızlık duyanlar için oldukça tanıdık bir duygu. “Herkes bana mı bakıyor?”, “Hareketi yanlış mı yapıyorum?”, “Buraya ait değilmişim gibi mi görünüyorum?” gibi düşünceler, çoğu zaman spor yapma motivasyonunun önüne geçebiliyor. Oysa bu baskının önemli bir kısmı, zihnin yarattığı bir spot ışığı etkisinden ibaret. Spor salonundaki çoğu kişi, başkalarını izlemekten çok kendi antrenmanına odaklanıyor. Özgüven ise orada bulunmayı sürdürebilmekle gelişiyor.
Bu çekingenliği azaltmanın yolu, spor salonunda geçirdiğiniz zamanı büyük bir performans beklentisine dönüştürmemekten geçiyor. 20 dakikalık bir yürüyüş, birkaç temel egzersiz ya da sadece ortamı tanımak bile başlangıç için yeterli olabiliyor. Ne yapacağınıza dair basit bir planla salona girmek, belirsizliği azaltıyor ve hareket etmeyi kolaylaştırıyor. Makineleri kullanırken durup ayar yapmak, şemalara bakmak ya da yardım istemek de sürecin doğal bir parçası. Gerekirse bir antrenörden birkaç saat ders almak, hem formu hem de alanla kurulan ilişkiyi güçlendirebiliyor.
GASTRONOMİ
Bu yaz, yüksek moda markaları gastronomi sahnesine atılıyor. Dior da Fransız Riviera’sında deniz, bahçe, couture ve mutfak arasında kurulmuş bir yaz durağı yaratıyor. Monsieur Dior restoranı ve Le Café Dior, üç Michelin yıldızlı şef Mauro Colagreco’nun yorumuyla Christian Dior’un Provence’a ve doğaya duyduğu bağlılığı gastronomik bir deneyime dönüştürüyor. Menülerin odağında Akdeniz peyzajı, mevsimsel...
Bu yaz, yüksek moda markaları gastronomi sahnesine atılıyor. Dior da Fransız Riviera’sında deniz, bahçe, couture ve mutfak arasında kurulmuş bir yaz durağı yaratıyor. Monsieur Dior restoranı ve Le Café Dior, üç Michelin yıldızlı şef Mauro Colagreco’nun yorumuyla Christian Dior’un Provence’a ve doğaya duyduğu bağlılığı gastronomik bir deneyime dönüştürüyor. Menülerin odağında Akdeniz peyzajı, mevsimsel ürünler, renkler ve Dior’un ikonik estetik dili yer alıyor.
Monsieur Dior’da öğle saatlerinde sunulan “Déjeuner de soleil” konsepti, güneşli bir bahçenin hafifliğinden ilham alan aydınlık bir tadım deneyimi yaratıyor. Akşamları ise “Dîner de lune”, gün batımı sonrası bahçenin daha büyülü ve kutlama ambiyansı sunan halini menüye taşıyor. Deneyimi tamamlayan Le Café Dior’da ise şemsiyelerin gölgesinde kahvaltı, çay saati, pastalar ve Dior’un botanik sembollerinden ilham alan tatlılar öne çıkıyor.






