Hande Oynar’ı aslında kadın rehberi Miaposta’dan tanıyoruz. Sonra bir sanat takvimi olduğunu duyduğumuzda, Gongo’ya girip hemen siteyi detaylı bir şekilde inceledik, ve gerçekten çok beğendik. “Peki Gongo nedir?” mi, gelin Hande’den dinleyelim.

Hande, öncelikle seni kısaca tanıyabilir miyiz? Hande Oynar Kimdir?

En kısa haliyle; çeşitli yayınlarda sanat yazıları yazan, birkaç yayının yönetmenliğini yapan ve kendi web projeleri olan biri denebilir. Yönetmenliğini üstlendiğim yayınlar, Milano menşeli lüks yaşam ve otel dergisi Luxos ve iki ayda bir yayınlanan sanat dergisi Art Unlimited. Kendi projelerim ise 2009’dan beri yayında olan şehirli kadın rehberi Miaposta ve sanat takvimi Gongo.

Gongo’yu bilmeyenler için anlatabilir misin? Hande Oynar Kimdir?

Geçtiğimiz Kasım ayında kurduğumuz Gongo, en basit anlatımıyla bir etkinlik rehberi. Şu anda İstanbul’da gerçekleşen ve yakın zamanda gerçekleşecek olan tüm sanat etkinliklerini bulabilecekleri bir takvim. Güzel yanı; bu listelerin mekan, sanatçı, etkinlik türü, tarih ve semte göre filtrelenebilmesi. Örneğin, Cumartesi günü Nişantaşı civarında bir işin var ve sonrasında bir sergi görmek istiyorsun. Gongo’nun menüsünden bu verileri seçtiğin zaman sana o gün Nişantaşı’nda görebileceğin tüm sergileri, mekan haritası ve iletişim bilgileriyle birlikte listeliyor.

Bu tip etkinliklerin bilgilerine ulaşabileceğimiz birçok site var aslında. Gongo’nun diğer sitelerden farkı nedir?

Mevcut sitelerde müthiş bir görüntü kirliliği var. Ortağım Alkan’la (Akdamar) yola çıkarken en büyük dertlerimizden biri, tıpkı çağdaş galerilerin beyaz küp mantığında olduğu gibi, mümkün olduğunca sanat eserlerini ortaya çıkaracak, sade ve sakin bir tasarım yaratmaktı. İlk bakışta görülen farkı bu. İkincisi de işlevselliği. Kendi takvimini yaratabiliyor olman ve takvimine eklediğin etkinlikleri sana hatırlatıyor olması sosyal hayatını planlamanı epey kolaylaştırıyor.

İnsanın ilgi alanlarından ortaya harika işler çıkabiliyor. Gongo Live’a sanata olan aşkının somutlaşmış ve profesyonelleşmiş hali diyebilir miyiz?

Aslında Gongo dediğin gibi ilgi alanımın getirdiği ihtiyaçtan doğdu. Sanat yazıları yazdığım için doğal olarak sanat ortamında olup biten her türlü etkinliği takip etmem gerekiyor ve son iki yıldır bu epey zorlu bir işe dönüşmüştü. Telefonumun takvimi, kullandığım ajanda ve defterler bile bazı etkinlikleri kaçırmamı, unutmamı engellemiyordu. Tüm etkinlikleri bir arada, estetik bir şekilde görebileceğim, katılmak istediklerimi işaretleyebileceğim ve daha önemlisi bana bu etkinlikleri hatırlatabilecek bir takvim var olsa, benim gibi insanların kullanabileceğini düşündüm.

İstanbul’u sergi-müze açısından yeterli görüyor musun? Sanata olan yatırımlar artıyor gibi duruyor. Gelecek vaad ediyor muyuz?

İstanbul tabii ki gelecek vadediyor. Ben birkaç yıl önce New York’ta okuldayken tanıştığım herkes bana sanat alanında gazetecilik yapmak istiyorsam İstanbul’da olmam gerektiğini söylüyordu ve döndüğümden beri yaptığım işleri düşününce bunun ne kadar doğru bir tavsiye olduğunu görüyorum. Gongo’da şu anda her an 90’a yakın sanat etkinliği var. Listemize hemen hemen her ay yeni bir mekan ekleniyor. Daha fazla insan sanatla ilgilenmeye çalışıyor, genç koleksiyonerler türüyor. Bunların hepsi İstanbul’da bir şeyler olduğunun kanıtı. Ama sanata olan yatırımların yalnızca özel sektörden gelmesi yeterli değil. Ana akım basının sanatla ilgili yalnızca sansasyonel haberlerle ilgilenmesi de moral bozucu.

Hande Oynar, sanat açısından hangi şehirleri seviyor?

En çok ziyaret ettiğim şehir New York. Hem senede iki kez, sezon başında Armory Show haftasında gidip aşırı dozda sanat aldığım (koleksiyon değil, bünyeden bahsediyorum), hem de çağdaş sanatı okuyup tartıştığım, içinde yaşadığım şehir olduğu için New York’u çok seviyorum. Londra’ya daha az sıklıkta gitmeme rağmen Londra’da gördüğüm sanat ve sanatı gösterme biçimlerinden de etkileniyorum. Berlin sanatın sokakta, hayatın içinde yaşarken görebildiğin, enerji patlamasına yol açan bir şehir.

Hayatına yön veren, bakış açını değiştirmiş olan sanatçılar var mı? Peki yaptığın işi yapan idollerin?

Sanatla bir gazeteci veya araştırmacı olarak ilgilenmenin en güzel yanı, her zaman bakış açını değiştirme potansiyeli olan eser ve insanlar tanıma ihtimali. İsim saymak güç olsa da, başka sanatçılarla işbirlikleri yapan, farklı mecralarda iş üretmekten çekinmeyen, işini çok ciddiye alıp kendini almayan sanatçılardan etkilendiğimi biliyorum. İdol kelimesi her ne kadar bana hep korkutucu derecede haşmetli gelse de, el attığı her işte daha da iyisini yaptığı için; Dazed and Confused, AnOther Magazine ve şimdi de Nowness’ı yürüten Jefferson Hack ilham verici bir isim.

Son olarak, son zamanlarda seni en çok etkileyen film, tiyatro/müzikal, kitap, sergiyi ve en severek dinlediğin albümü öğrenebilir miyiz?

Film: ‘Paris is Burning’. 1980’lerde New York’ta queer zenci gençlik arasında patlama yapan ‘Vogue-ing’ (Bir Vogue çekimindeymişçesine kameralara poz vererek dans etmek) dünyasını anlatan bir belgesel. Heyecan verici bir yeraltı kültürü, gazetecilik açısından çok iyi bir hikaye.

Tiyatro: Bu yıl çok az oyuna gittim ve pek etkilendiğimi söylemem ama Tiyatro Festivali için umutluyum. Kitap: Şu anda Oğuz Atay’ın ‘Tehlikeli Oyunlar’ını kelime oyunlarına, gözlem ve tespitlerine hayran vaziyette okumaktayım.

Sergi: Bu yılki Whitney Bienali’nde Werner Herzog’un 16. yüzyıl ressamı Hercules Seger’in fantastik manzaralarını son derece dramatik bir çello parçasıyla bir araya getirdiği ‘Hearsay of the Soul’ adlı video yerleştirmesine çarpıldım. Çok sık olmayan bir his bu; videonun gösterildiği odadan çıkamadım, tekrar aynı etkiyi verip vermeyeceğini görmek için iki kez izledim.

Albüm: Yazı yazarken saplantılı bir şekilde dinlediğim albümler var. Eski bir albüm olmasına rağmen, son dönemde en çok dinlediğim, bana çok eski bir evin odalarında geziyormuşum hissi veren Grizzly Bear, ‘Yellow House’.

Hande Oynar’a bu keyifli röportaj için çok teşekkürler!

www.gongolive.com

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?