Başkarakterimiz Frances, New York’ta en yakın arkadaşı Sophie ile beraber yaşayan bir dansçıdır. Kariyerinde ilerlemek ve Sophie ile kuruduğu hayalleri gerçekleşmek dışında hayattan fazla bir şey beklemeyen, yaşadığı her anın keyfini çıkarmayı bilen sevimli bir genç kadındır. Fakat ne Sophie onun kadar hayalperesttir ne de hayat ona istediklerini sunacak kadar toz pembedir, bu yüzden “olgun” insanların yaşadığı sınırlara bir an önce girmesi gerekmektedir. Hayata dair bu gerçeklerle ilk olarak, en güvendiklerinden aldığı darbeler sayesinde tanışır. Her ne kadar her şeyin yoluna gireceğine olan inancını, tüm yaşadıklarının şaka olduğu düşüncesini taşısa da sonunda bir şeyleri değiştirmesi gerektiğini fark eder Frances.
Yaptığı değişikliklerle kimi hayallerini geride bırakan karakterimiz filmin sonunda büyülü kişiliğiyle hayatına ufak dokunuşlar yaptığını, değişmediğini, herhangi bir kalıba sığmayacağını, olduğu gibi kalacağını ve her zorluk karşısında kendi yolunu yaratacağını gülümseten bir detayla gösteriyor bize. Kimselere kulak asmadan çok sevdiği parklarda özgür dansını yaparak, dünyanın hayallerini elinden alamadığını hissettiyor, bizlere de hayallerimizin peşini bırakmamazı söylüyor bana sorarsanız Frances.
Yeni adım attığınız 2016’da birçok dileğimizden vazgeçmemek konusunda cesaretlendirip gününüzü renklendirecek bu filmi size şiddetle tavsiye ediyorum. Frances’in yapmak istediğine karar verip Frances Ha‘ya dönüşmesi yaşandığından çok daha keyifli anlatılırken filmin müzikleri, siyah-beyaz öznelliği ve farklı kurgusuyla harika bir yapım haline gelen Frances Ha başrol oyuncusu Greta Gerwig’in müthiş gerçekçi performansıyla tadından yenmez bir hale bürünüyor. Kaçırmayın!