Survivor’da 3 ay boyunca izlediğimiz Hayim Kohen ile kendisini, hayata bakış açısını ve Survivor programını konuştuk. En merak ettiğimiz soru da Survivor’ın Hayim’i metropol hayata olan bakış açısı olarak nasıl etkilediğiydi. Peki, etkilemiş mi? Okuyun, siz karar verin.

Hayim Kohen’i 5 sıfatla nasıl tanıtırsın?

Duygusal.

Heyecanlı.

Düşünen – Fikir/Düşünce Üreten.

Sohbet Adamı.

Kırılgan ama asla kin tutmayan.

Günlük hayatında ne yaparsın? Nerelerde gezersin?

Genellikle Taksim, Cihangir, Karaköy’de vakit geçiririm. Bu aralar en fazla gittim yerler Otto ve Münferit…

En son okuduğun kitap? En son izlediğin film? En son aldığın albüm?

* Kitap: “As Maça” – Selim Çiprut

* Albüm: Albüm almıyorum, internetten didikliyorum :)

* Film: Survivor’dan döndüğümden beri TV hiç izlemedim (protesto) ve sinemaya gidemedim. Ama gitmeden önce en son ”Planet Earth” serisini izlemiştim.

Hayattan en çok zevk aldığın anlar?

Dostlarla beraber paylaşılan muhabbetler. Dert, sıkıntı, mutluluk her ne ise… Beni anlayan ve benim anlayacağım insanla konuşarak, gözlerimle, hareketlerimle neyi yaşıyorsam onu paylaşmak… Daha büyük bir zevk olamaz.

Kahvaltı da günümün en mutlu anlarından biri. Cemal Süreyya’nın bir sözü var; bana çok uyuyor sanırım: ”Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem / Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı”

Hayat felsefen…

Ne kadar tecrübe edersem kendimi o kadar zengin görüyorum. En güzel tecrübe de duyuların tatmin olması. Görme – yeni insanlar, işitme – lokal değişik tarzda müzikler, tatma – çeşitli kültürlerden, yeni yemekler, koklama – farklı şehir kokuları, dokunma – yeni deneyimlediğim, farklı olan her şey…

Seni nerelerden takip edebiliriz?

twitter.com/hayimkohen

instagram: hayimkohen

—–

Survivor Hakkında…

Survivor’daki ortamı izlediğimiz kadarıyla biliyoruz. Senden daha detaylı öğrenebilir miyiz?

Aslında izlediğinizin aynısı. Tek farkı; izleyen herkes farelerle beraber aynı ortamda, yıkanmadan, diş fırçalamadan, yatak olmadan yaşamayacaklarını söylüyor. Aslında öyle bir şey yok. İnsanoğlu fiziksel olarak her ortama ayak uydurabiliyor. Yani o adaya kim gitse fareyle de yaşayabilir, toprak üzerinde uyuyarak da hayatına devam edebilir. Önemli olan bu yaşadığını ”psikolojik” olarak kaldırabilmek. Orada yaşanılan her şey psikolojik birer sınav. Fiziksel yaşadıkların gerçekten hiçbir şey; her şey insanın kendi içinde bitiyor.

Yukarıda hayat felsefeni sorduk. Survivor’da yaklaşık 3 ayını geçirdin, hayata bakış açın değişti mi orada?

Benim orada kendimce keşfettiğim tek ve en önemli şey şudur: İnsanoğlu doğaya ait. Hiçbirimiz bu teknoloji ve bu metropol hayatta yaşamak için dünyaya gelmedik aslında. Bunlar insanın doğasında yok. Teknoloji ve uygarlıkların hırslarıyla bu hayata çekilmişiz. Burada hepimizin beyni sabah güne başlamamızdan akşam yatana kadar dolu. İş, aile, arkadaşlar, sosyal medya… Sırtlamamız gereken onlarca yükümlülük… Bu yoğunluk asla bitmiyor, şehir hayatında yaşadıkça asla bitmeyecek de…

Yaşadığım 3 ayda hiç telefon kullanmadım, hiç televizyon görmedim, hiç para kullanmadım; teknolojiye ait hiçbir şeye değmedim. Ve mutluydum. Üstelik çok açtım (Adadan çıktığımda 1 haftada 5 kutu Nutella yedim:), hayvanlar rahat bırakmıyor, ailemi ve arkadaşlarımı çok özlüyordum. Bunlara rağmen doğada mutluydum. Çünkü günlük hayatımızda, beynimiz sürekli düşünmek, yorulmak zorunda kalıyor; bu duygu, ben adadayken hiç yoktu. Hayatımın bir zamanında metropol olmayan, doğayla iç içe bir kasabada yaşayıp, hayatımı kurmak istiyorum. Sanırım bu düşünceyi sahiplendiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum…

Program boyunca çok sevildin, gazetelere makale olarak çıktın. Bunu sence neye borçlusun? 

Tabi böyle olacağını bilmiyordum o yüzden “şunu yaptım böyle oldu” diyemem, çünkü kasıtlı bir şey yapmadım. Tek isteğim, burada arkadaşlarımla nasılsam, oradaki insanlarla da aynı olmaktı. Arkadaşlarım izlerken, söyleyeceğim cümleleri önceden tahmin ediyorlarmış mesela. Yapmacık ve farklı davranmayı asla beceremedim. Sanırım bunu anne ve babama borçluyum..

Bundan sonra neler yapmak istiyorsun?

Özgür olmak istiyorum… Hiçbir yere bağlı olmak istemiyorum. Maddi anlamdan çok manevi anlamda söylüyorum bunu. Hepimiz hayatımızda bir yerlere, kurumlara, insanlara bağlı oluyoruz. Bundan kurtulmak ve hayatı ”rutin” olmayan bir şekilde yaşamak istiyorum. Rutin sıkıcıdır çünkü. Özgürlükse rutinin tam tersi…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?