Keşif Sineması: Hello I Must Be Going

Bağımsız Amerikan Sineması’nın kadrolu kraliçelerinden Melanie Lynskey ve Girls’ü bırakıp kayıplara karışan Christopher Abbott’ı buluşturan Sundance çıkışlı Hello I Must Be Going’i izlemeniz için çok sebep var. Bir; içten performansları aklınızı başınızdan alacak. İki; zaten yeteneklerine şahit olduğunuz Abbott’ı bir kez daha takdir edeceksiniz. Ve üç; ilişkiler üzerine yapılan tespitler hedefi on ikiden vururken biraz canınızı acıtacak.

Kariyerine oyuncu olarak başlayan bir adamın, Todd Louiso’nun ellerinden çıkma Hello I Must Be Going. Uzunca bir süre kamera önünde deneyim edindikten sonra asıl zevkin yönetmenlik koltuğunda olduğunu düşünerek yatay geçiş yapan Louiso, üçüncü uzun metrajlı filminde herkesi bir şekilde yakalayabilecek bir hikaye anlatıyor. Filmin merkezinde yeni boşanmış, depresyonla baş etmeye çalışan, 30’lu yaşlarındaki bir kadının ailesinin yanına geri taşınmasını ve değişen hayatı sebebiyle aldığı tüm kararları, hatta geleceğini bile gözden geçirmesini izliyoruz. Tabii bu onarım süreci göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşmiyor. Esas karakterimiz Amy, boşanmanın ardından düşe kalka hayatına devam etmeye çalışıyor. Yalnız karşısına çıkan çekici fırsatlar, hatta tabir-i caizse yasak meyveler iyileşmesine ister istemez katkıda bulunuyor. Amy mutlak sona ulaşıp yeni dünyasında ağzı kulaklarında bir kadına dönüşmese de ruhen ve mantıken kendini daha sağlam bir noktaya taşımayı başarıyor.












