Sizleri bu yazımda Akdeniz uygarlık tarihinde kendine asla sarsılmayacak kadar sağlam bir yer edinmiş, koskoca bir imparatorluğa başkentlik yapmış şehir Roma’dan selamlıyorum…

Bir şehri, bir ülkeyi gezmek, gezerken bölge kültürü hakkında fikir sahibi olmak, şehrin tarihine dair bilgiler öğrenmek ve bir yandan kafeleri, sokakları, mağazaları, restoranlarıyla şehrin tadına bakarak bir dolu eğlenmek çok değerli şüphesiz; ancak eğer bunu bir de theMagger’da dergiseverlerle paylaşacak olmanın heyecanıyla yapıyorsanız duygusu çok daha güzel oluyor inanın. Her köşe başında durup çantama attığım küçük defterime ufak notlar alarak, hafızamda ve hafızalarda kalmasını istediğim birçok kareyi fotoğraflayarak, gezime renk katmaya çalışıyorum daima. Bu yazıda da Viyana‘yla başladığım şehir rehberi tadındaki yazı dizime Madrid&Toledo ve Girne‘nin ardından her sokağı tarih kokan şehir Roma’yla devam ediyorum…

Spontane bir şekilde alınan uçak bileti ile Roma’ya geldik. Havaalanından çıkar çıkmaz kıpır kıpır kaynayan kalabalığıyla Roma’da ilk başta en çok duyacağınız, polis ve ambulans sirenleri oluyor. Neredeyse her ana caddede bu araçlara ve yoğun bir koşturmacaya denk geleceksiniz, İstanbul’da da çok var onlardan, diyeceksiniz, ancak Roma’ya gelmeden karar vermeyin! Şehre indiğinizde dikkatinizi çekecek bir diğer nokta, bavulunuzu teslim aldığınız noktada hemen yanınıza gelip otelinize sizi 8 kişilik shuttle larda transfer etmek isteyecek görevliler, cebinizi ya da seyahatiniz boyu yapacağınız alışverişleri düşünenlerdenseniz bu alternatifi değerlendirin, konfor bakımından taksilerden bir eksiği yok, derim :)

Roma’da Nereler Gezilir?

İtalya’nın başkenti ve aynı zamanda nüfus bakımından en yoğun şehri olan Roma, bildiğiniz üzere Roma Krallığı, Roma Cumhuriyeti ve ardından Roma İmparatorluğu’na başkentlik yapmış, Akdeniz uygarlıklarının arasına adını altın harflerle yazdırmış bir yer. Sınırları dahilinde Katoliklerin ruhani lideri papanın yaşadığı bağımsız devlet Vatikan‘ı da bulunduruyor. Derin geçmişi ve dini yönü bakımından turistlerce hemen hemen her mevsim dolup taşan Roma’da her milletten çeşit çeşit insana rastlamanız oldukça mümkün. Şehrin sokaklarında Fransızca’dan sonra rahatsız etmeyen fonetiğiyle ve şarkı dili olmasıyla ün yapmış İtalyanca’yla dolarken kulaklarınız, dil konusunda sıkıntı çekeceğinizi asla söyleyemem. İki ay önce ziyaret ettiğim Madrid’den sonra Roma, İngilizce hakimiyeti bakımından bayrağı elinde sımsıkı tutuyormuş meğer! (Yine de bence gitmeden İtalyanca bilen bir arkadaşınızla yapacağınız birkaç dersten kulağınızda kalacak birkaç kelimeyi orada mutlaka kullanın, turist olduğunuzu anlayarak size mutlaka güleryüzle yardımcı olacak, üzerinizden ilgilerini eksik etmeyecekler.)

Tarih üzerine çalışan herkes için Roma biçilmis kaftan, aynı şekilde sanat tarihine ilgi duyanlar için bir servet değerinde. Palatine’de antik Roma kalıntılarını, Torre Argentina’da tarihi kale kalıntılarını görebilir, Museo di Roma (Roma Şehir Müzesi), Museo Nazionale Romano (Antik Roma Müzesi) ve Museo Capitolino (Sanat Müzesi)‘yu ziyaret edebilirsiniz. Müze gezmeye ilginiz daha yoğunsa ve zamanınız da varsa, heykelciliğe dair örnekler, modern sanat eserleri ve saray koleksiyonlarını içeren pek çok müzeye daha ev sahipliği yapıyor Roma, bilginiz olsun.

Dini bakımdan Hristiyan dünyasında yeri büyük Roma, bünyesinde pek çok Katolik kilisesini de barındırıyor. Literano‘da 4.yy da kurulan ve şimdiki papanın yasadığı San Giovanni Bazilikası, yeryüzündeki en eski kilise olma özelliğini taşıyarak Vatikan’ın içinde bulunuyor mesela. Girişteki upuzun kuyruk sizi kesinlikle yanıltmasın, oldukça hızlı ilerliyor ve içerideki görkemli atmosferi gördüğünüz an beklediğiniz dakikaları anında unutuyorsunuz. Bazilikanın hemen yanında, kiliseye bağlı bir mücevher müzesini de göreceksiniz.

Çıkışta Museo di Vaticano (Vatikan müzesi) için tabelaları takip edin, yaklaşık 15 dakikalık bir yürüyüşün ardından tüm heybetiyle karşılayacak sizi. Müze ziyaretinizin ardından bölgedeki kafelerin birinde İtalyan kahvesi eşliğinde tiramisuyu tatmanız tavsiyem; İstanbul’da yediklerimizden bir ölçü daha lezzetli yapıyorlar!

Şehirde lezzet duraklarına gelirsek, Akdeniz mutfağına pek de yabancı olmayan bizler için Roma, yiyecek-içecek bakımından oldukça rahat edebileceğimiz bir kent. Her çeşit makarnayı, pizzayı deneyebilir, aralarından damağınıza en çok hitap edende karar kılabilirsiniz. Via Nazionale üzerinde yer alan The Flann O’Brien Irish Pub, 4 günlük seyahatim boyunca 3 kere karşı koyamadığım çok sevimli bir yer, aklınızda olsun. Bunun yanı sıra Piazza di Spagna’daki Ristorante Leonardo‘yu, örneğin İspanyol merdivenlerini gördükten sonra soluklanılacak güzel bir kafe olarak sizlere önerebilirim. Akşam yemeği konseptine uygun bir yer aramaktaysanız şarapları benzersiz Via Della Madonna‘daki Fafiuche ve Via Cavour‘daki Ristorante Valentino taleplerinize karşılık verecektir.

Fontana di Trevi (Aşk Çeşmesi) Roma’nın turistlerce bir diğer uğrak mekanı. Günün her saati gittiğinizde burada ellerinde fotoğraf makinalarıyla büyük bir kalabalık görmeniz mümkün. Heykelin civarında sevimli kafeteryalara, Roma ve İtalya’ya özgü turistik hediyelikler bulabileceğiniz mağazalara da bolca rastlayacaksınız. Bu çeşme aslen kendi geleneğiyle ünlü; çeşmenin, heykele arkasını dönüp içinden dileğini geçirenlerin attıkları bozuk paraların onlara mutluluk, aşk ve güzel olan her şeyi getireceğine inanılıyor herkesçe. Nasıl olabilir ki canım, demeyin öyle hemen, Fontana di Trevi zamanında hiç de küçümsenmeyecek işlerin altına imzasını atmış bulunuyor ve -laf aramızda ama- bolca yaşanmışlık, sevilmişlik içeriyor :)

Aylar önce alınan Roma uçak bileti ile İstanbul’dan 2 saat 40 dakikalık bir uçuşun ardından vardığım bu güzel ve capcanlı kente söylenecek, yazılacak çok daha fazla şey bulabilirim, ancak sanırım artık zihinlerinizde az çok çizildi Roma! Bu arada, şehrin sokaklarında gezerken renk ve aksesuarları uyumlu, doğru kombinlerle İtalya insanının ince zevkine hayran olmamak elde değil. Giyim konusunda fikrimce aynı denizi paylaştıkları komşuları İspanyollar’ın birkaç adım ötesindeler :)

Bulunduğum tarihler ve mevsim itibariyle havanın azizliğine bolca uğrayarak gezdiğim bu güzel şehre gelecek olanlara tavsiyem, ziyaret için ilkbahar mevsimini seçmeleri veya ekim sonuna kalmamaları olacaktır :) Öbür türlü, kalın giysilerinizi valizinizden ve şemsiyelerinizi el çantanızdan ayırmamalısınız!

Keyifli seyahatler…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?