Adıyla aynı anlama gelen şehir Rio’ya aşık bir gezgin, bir sanat (özellikle de tiyatro) tutkunu… Onu çeşitli yayınlardaki, Hindistan’dan Küba’ya birçok farklı coğrafyayı ve kültürü anlattığı gezi yazılarıyla tanımış olanlarınız, gezmekten ne kadar zevk aldığını biliyor. Biz de Irmak Yazım’a bilmediklerimizi sorduk!

Seni 5 sıfatla tanıyabilir miyiz?

Böyle kendimi sıfatlarla tanımlamak hep zoruma gitmiştir. Ama sizin güzel hatrınıza karalayalım bir şeyler. Enerjik, gezgin, sosyal, sanatı seven, disiplinli. Soldan sağa açıklayalım: Sabah uyandığımda bile enerji patlaması yaşadığım doğrudur o nedenle enerjik uygun bir sıfat olur.

Gezgin ruhuma en iyi cevap bileğimdeki dünya haritası dövmesidir. Her yeri görmek isteyecek kadar maymun iştahlıyım. Bir süre kimse benden haber alamazsa bilin ki Güney Amerika’da bir yerlere yerleşmişimdir. Mümkün olduğunca ayaklarımı yere basmaya çalışıyorum ama daha kendimi ne kadar tutabilirim bilmiyorum.

Sosyalleşmeden duramıyorum. Bir yazımı yetiştirecek olsam bile en iyi arkadaşım yanımda hiçbir şey yapmadan bile durabilir. Yalnız kalmayı pek sevmiyorum galiba. En yorgun olduğum gün bile mutlaka bir program yaratıyorum kendime.

Her hafta mutlaka tiyatroya gidiyorum. En sevdiğim şeylerden biri. Bazen haftada iki kere gittiğim bile oluyor. Sergileri, film festivallerini, yeni çıkan filmleri takip etmeyi çok severim. Ama tiyatronun yeri ayrıdır!

Disiplini de beşinci sıfatı tamamlamak için yazdım. Bir işi son güne bıraksam da onu mutlaka en iyi şekilde teslim etmeyi severim. Son dakikacı olmam, bir işi yarım yapacağım anlamına gelmez. Bu da benim disiplin anlayışım diyelim!

Seyahat etmeyi herkes sever. Ama seninki başka görünüyor… Ne zaman başladın gezdiğin yerler hakkında yazmaya, şu an neler yapıyorsun?

Evet seyahat etmeyi herkes sever ama ben bi başka severim. 17 yaşına kadar da seyahat etmiş olmama rağmen, 17 yaşında Brezilya’ya ilk gitmemle birlikte bakış açım tamamen değişti. O gün içime dünyayı keşfetme isteği aşılandı ve zaten sonrasında da kimse beni tutamadı. Gittiğim her yerde küçük bir defter alıp, orada yaptıklarımı, güldüklerimi, tanıştığım insanları, özellikle de çok güldüğüm esprileri yazardım. Aslında günlük yazmayı ilkokulda bile sevmememe rağmen sonraki seyahatlerimde defterlerin boyutunu büyüterek günlük gibi yazmaya başladım her şeyi. Arkadaşım Eda’nın uplifers.com‘u kurmasıyla birlikte resmi olarak yazmaya başlamış oldum.

Şu zamana kadar gittiğin, en çok etkilendiğin yurt dışındaki şehir neresiydi?

Kesinlikle Rio de Janeiro. Ben zaten hep sıcak memleket sevmişimdir. Rio’nun bambaşka bir enerjisi var. Ben oraya hep tehlikenin kucağında bir cennet diyorum. Copacabana’da akşam hava karardıktan sonra yürürken birden iki tane çocuk bıçak çekip üzerinizdeki bütün parayı alabilir, ATM’den para çekerken bütün hesabınız boşaltılabilir, sokaklarda boylu boyunca yatan çocuklara içiniz parçalanır ama plaja indiğinizdeki kalabalık üstünüze üstünüze gelmez, sizi içine çeker alır. Plajlarda futbol, voleybol oynayanlar, sahilde spor yapanlar, inanılmaz yemekler, sıcakkanlı, arkadaş canlısı insanlar… Dediğim gibi belki de çok küçükken gittiğim ve muhteşem bir ailenin yanında 3 ay kaldığım için Brezilya özellikle de Rio benim için bir ayrıdır. Portekizce bir şarkı duyduğumda gözlerim doluyor, gitmediğim zaman inanılmaz bir özlem duyuyorum. Deli miyim neyim? Bir önceki hayatımda Brezilyalı olduğumu düşünüyorum.

Peki Türkiye içerisinde favori seyahat bölgelerin neresi? Buralara gittiğimizde neler yapmamızı önerirsin?

Küçüklüğümden beri gittiğim Bodrum, son birkaç yıldır onun yerini alan Çeşme Türkiye’de gittiğim yazlık yerler. Gitmediğim ama çok gitmek istediğim Kabak var ilk sırada. Kaş-Kalkan’ı merak ediyorum. Ama Kapadokya candır diyorum! Çok küçükken gitmiştim o zaman da çok sevmiştim. Ama bu yıl gerçek Kapadokya’yla tanıştım. Türkiye’deki en kibar erkeklerin Kapadokya’da olduğunu düşünüyorum. Peri bacalarının arasında at binmek, ATV yapmak, vadide yürüyüş yapmak, balona binmek… Ben oranın adını KaFadokya koydum. İnanılmaz bir boyuta geçiyorsunuz, insanlar çok kibar, yardımcı ve harikalar. Avanos’a geçip Kızılırmak’ta kano yapmak, Kayseri mantısı yemek, yoga yapmayı seviyorsanız matınızı sırtınıza bağlayıp, atınızla peri bacalarının arasında beğendiğiniz bir yerde durup yoga yapmaya da başlayabilirsiniz. Gerçekten inanılmaz bir yer. Beni en heyecanlandıran planlardan birisi de at binme işini biraz daha geliştirip Kapadokya’da tanıştığım arkadaşlarımla Toroslara atla gitmek. Gerçekten çok efsane olacak! Diğer bütün Kapadokya atraksiyonları için uplifers’daki yazımı okuyabilirsiniz.

Bir gezgin olarak İstanbul senin için ne ifade ediyor? İstanbul’da nerelerde geziyorsun, hangi cafe/restoranlara gidiyorsun?

İstanbul gerçekten çok eklektik bir şehir. Herkesin kendine göre bir şeyler bulabileceği, uyumayan bir şehir İstanbul. Ben eski yapıları ve ikinci el kıyafetleri, antikayı çok sevdiğim için Çukurcuma benim için çok özel bir yer. Bütün günümü geçirebilirim orada. Deniz olmadan yaşayamayacağım için, yakınında olmasam da uzaktan mutlaka görebileceğim teraslara gitmeyi çok seviyorum. Galata, Cihangir, Karaköy… Kandilli’deki Suna’nın Yeri her zaman en sevdiğim restoranlardan biri olmuştur. Denizin üstünde, salaş bir ortamda, muhteşem mezeler yenebilecek bir yer. Galata’daki Mavra‘yı çok severim. Karaköy lokantası, içki için Leb-i Derya her zaman güzeldir. Bir de Asmalımescit’te “Şimşek Karadeniz Pide Salonu” vardır. Gece gezmeyi seven herkes özellikle de sahibi Azmi Abi’yi bilir. Benim için samimiyet çok önemlidir, Azmi Abi’nin hem yemekleri çok güzel, hem de her gittiğimde onunla orada sohbet edeceğimi bilmek beni başka yere yemeğe gidecek olsam da yanına mutlaka uğratır.

İstanbul olmasaydı başka dünyanın hangi şehrinde yaşamak isterdin? Neden?

Rio’da yaşamak isterdim. Kendimi en özgür hissettiğim, kendimi bulduğum, her şeyine aşık olduğum bir şehir olduğu için. Çıplak ayak sokakta yürüyüp surf yapmaya gidebileceğim için, otobüse bikinimle binebileceğim için, çok sevdiğim Portekizceyi her gün konuşabileceğim için, Brezilyalı ailemi sık sık görebileceğim için, sokaklarda inanılmaz müziklerle dans edebileceğim için, yağmur yağsa da sıcak olacağı için, insanları egosuz ve çok çok tatlı olduğu için, Brezilya dizilerini her gün izleyebileceğim için… Ama Küba- Havana’nın da adını geçirmeden edemeyeceğim. Rio’dan sonraki tercihim olurdu. Çok çok bozulmadan gitmeyenlerin gitmesini tavsiye ederim.

Seninle ilgili bilmediğimiz 3 şeyi söyleyebilir misin?

Sağ bileğimde Rio dövmesi var. Hem Rio’ya olan aşkımdan dolayı hem de Rio; Portekizce ve İspanyolcada Irmak demek olduğu için yıllar önce yaptırmam kaçınılmaz olmuştu.

Gezmeyi sevdiğim kadar yabancıları da çok severim. İnsanlara kanım çabuk kaynar. Seyahatlerimde couchsurfing’den tanıştığım insanların evinde kalırım, ben de yabancıları evimde ağırlarım. Bir keresinde Cihangir’de otururken cafeye gelen bir çiftle sohbet ederken arabada kaldıklarını öğrenince içim parçalandı. Gelin bu akşam bende kalın dedim. Annem de “Turist olsun ne olursa olsun, sokaktan insan topluyorsun”diyor. Bunca yıl hep iyi insanlar çıktı karşıma neyse ki. Allah şaşırtmasın diyeyim, ne diyeyim.

Bateri çalıyorum. Aslında bayağıdır çalmadım ama son günlerde kıyı kıyı başladım tekrardan.

Son zamanlarda yeni keşfettiğin 3 İstanbul mekanını sayabilir misin? Bize tavsiye eder misin buraları?

Kumbaracı yokuşundaki Cochine çok güzel bir Vietnam restoranı. İçersinin ev gibi dekore edilmiş olması benim en sevdiğim özelliği. Perşembeleri jazz gecelerinin olması çok çekici. Bir de farklı bir tat. Etrafımdaki herkes hep aynı yerlere gitmekten şikayetçi. Cochine bu anlamda çok farklı bir yer, tavsiye ederim.

theMagger’dan Cochine üzerine…

Mac Bebeköy’ün içindeki Backyard için son dönem keşfi diyemem ama havalar da güzellştiği için bütün gününüzü geçirebileceğiniz çok keyifli bir yer. Sabah çimlerin üzerinde kahvaltıyla başlayıp, güneşin altında arkadaşlarınızla tatlı tatlı sohbet edip, öğlenden itibaren şarabınızı açıp akşama kadar mayışabileceğiniz bir yer. Dün yaptık daha, taze taze de size anlatıyorum.

Galata Georges Otel‘in terası da son dönemin en güzel teraslarından biri diyebilirim.

Seyahatle ilgili izlediğin en iyi film ve okuduğun en iyi kitap nelerdi?

Seyahatle ilgili köşe yazılarını çok okurum ama kitap deyince daha çok roman okumayı severim. Yine benim memleketten bir kitap önereyim size. Aslı Erdoğan’ın Kırmızı Pelerinli Kent‘i Rio’yu anlatan çok güzel bir kitap. En son Woody Allen’ın “To Rome with Love“ını izledikten hemen sonra Roma’ya gitmeye karar vermiştik. Film çok bombastik olduğundan değil ama resimler o kadar güzeldi ki “Gel, ne olursan ol gel” dyordu resmen. Biz de gittik. Aynı şekilde Vicky Cristina Barcelona‘yı da izleyince aynı duyguları yaşamıştım. Ben yine size benim memleketten bir film önerisi yapayım: “Cidade de Deus” ( Tanrı Kent) Rio’yu tüm çıplaklığıyla anlatan bir film. Ben sinema televizyon okuduğum için film önerisi deyince tek bir öneriyle kalamam. Tutmayın beni bir iki tane daha yazmam lazım! Pedro Almodovar benim en sevdiğim yönetmendir. Bütün filmlerini izleyip İspanya’nın her köşesine aşık olabilirsiniz. Bir de Brezilya’dayken Woman on Top‘ı izlemiştim. Penelope Cruz oynadığı için ayrı bir yeri var, bir de bir kısmı Brezilya- Bahia’da geçiyor. Onu izlediğimde de oraya gitmek istemiştim. Maymun iştahlı mıyım neyim!

Seni nerelerden takip edebiliriz?

www.uplifers.com ,  Hürriyet Seyahat, Le Cool İstanbul.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?