Her yerde karşınıza çıkan benzer, hit filmlerle dolu, tahmin edilebilir öneri listelerine alternatif, artık her festival öncesi gelenekselleşmiş bu yazıda, dopdolu 37. İstanbul Film Festivali programından 5 önerim var…

Vinterbrødre (Winter Brothers) | Hlynur Pálmason

Nordik sinemaya olan aşkımı bilmeyen yoktur. 37. İstanbul Film Festivali de, daha önceki yıllara kıyasla çok daha fazla Nordik film barındırıyor bu yıl – ki bunu Ingmar Bergman’ın 100. doğum yılına özel hazırlanmış 9 filmlik Bergman seçkisini dışarıda tutarak bile söylemek mümkün. Programdaki 10 küsur Nordik film arasında beni en çok heyecanlandıran ise Uluslararası Yarışma bölümünde bulabileceğiniz Vinterbrødre / Winter Brothers. Danimarka – İzlanda ortak yapımı olan film, yönetmeni Hlynur Pálmason‘un ilk filmi. Danimarka’nın küçük bir madenci kasabasında zorlu kış koşullarına ve ekonomik durumlarına göğüs germeye çalışan iki kardeşin hikâyesini anlatıyor ve özellikle görüntü yönetmeninin başarısıyla adını duyurdu. Vinterbrødre, geçtiğimiz haftalarda Danimarka’nın iki önemli ulusal sinema ödülünün her ikisinde de En İyi Film seçildi. Bunların yanına bir de Altın Lale ekleyip eklemeyeceğini hep birlikte göreceğiz.

 

L’atelier (The Workshop) | Laurent Cantet

Filmekimi’nde izlemediğimiz birkaç Cannes filminden biri, L’atelier / The Workshop‘tu. 2008 yılında Entre les murs filmiyle Altın Palmiye kazanan yönetmen Laurent Cantet, onun ardından çektiği iki filmle ilgimi çekmemiş olsa da, L’atelier merakla beklediğim filmlerden biri oldu. Bunun iki nedeni var; ilki senaryoda Cantet’in yanı sıra 120 battements par minute filminin yönetmeni Robin Campillo’nun da imzası olması, ikincisi ise filmin yazmak üzerine olması. Güney Fransa’daki küçük bir kasabada geçen film, bir grup genç yazarın ünlü bir yazarın rehberliğindeki atölye çalışmasına katılması ve onlardan birer suç romanı yazmalarının istenmesiyle başlıyor. Antoine ise romanında yarattığı karakterle rahatsız edici bir özdeşlik kuruyor ve atölye ilerledikçe asabileşiyor. Filmin konusu, bana kurgu ile gerçeğin bir yazarın ellerinde birbirine karışmasıyla, François Ozon’un çok sevdiğim Dans la maison‘unu hatırlattı.

 

Pororoca | Constantin Popescu

Avrupa Sineması’nda özellikle takip ettiğim bir diğer alt başlık, Romen Yeni Dalgası. Uzun planlar, kara mizah, minimal bir gerçekçilik… Üçüncü filmini çeken Constantin Popescu, bu akımın en yeni örneklerinden Pororoca‘da, beş yaşındaki kızları kaybolan bir anne ve babanın çaresizliğini başrole taşıyor. Filmin adı, Amazon Nehri’ndeki dev gelgit dalgaları anlamına geliyormuş.

 

Sergio & Sergei | Ernesto Daranas

Komedinin ön planda olduğu filmlerin yer aldığı Antidepresan bölümünün filmlerinden Sergio & Sergeinin yönetmeni, 3 yıl önceki festivalin açılış filmi olan Conducta / Behaviour‘ın Kübalı yönetmeni Ernesto Daranas. Film, 1990’ların başında, Sovyetler Birliği’nin dağılma döneminde geçen, gülümseten bir dostluk üzerine: Küba’da telsiz meraklısı bir öğretim görevlisi olan Sergio ile yakıtı biten bir uzay istasyonunda tıkılı kalmış Rus astronot Sergei’nin dostluğu… Tahmin edebileceğiniz gibi yolları telsiz dalgaları sayesinde kesişen bu ikili, sınırların, mesafelerin ve farklılıkların anlamsızlığını fark etmenizi sağlayacak.

 

Madeline’s Madeline | Josephine Decker

Festivalin kadın yönetmenlere ve kadın karakterlerin hikâyelerine yer veren yeni bölümü Çiçek İstemez‘de yer alan filmlerden Madeline’s Madeline, prömiyerini Sundance’te yapmış, taptaze bir bağımsız. Hem ergenliğin sancılarıyla hem de ruhunu ve aklını ele geçirmiş akıl hastalığıyla mücadele eden Madeline’in annesiyle olan ilişkisini konu alan bu sımsıcak büyüme hikâyesinde anne rolünde oyuncu ve yönetmen Miranda July‘ın yer almasıysa filmin belki de en çekici yanı.

 

Bunlar bir yana, izlemiş olduklarımdan şu üç filmi de şiddetle öneririm: Charlotte Rampling’in yalnızlığı ete kemiğe büründürdüğü Hannah, upuzun bir gece boyunca İran sokaklarında hastane hastane dolaşarak sisteme, kurallara ve bürokrasiye karşı ayakta kalmaya çalışan genç bir çifti izleyeceğiniz Napadid Shodan / Disappearance ve güçlü bir kadın hikâyesi olduğu kadar rekabet dolu iş dünyasının acımasızlığını da gözler önüne seren Numéro une / Number One.

37. İstanbul Film Festivali programına ilk bakışta theMagger için hazırladığım öneri listesindeki 10 filmi ise buradan inceleyebilirsiniz.

Emre Eminoğlu

theMagger Editörü, Kültür ve Sanat Yazarı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?