Hayatımızda her konuda ‘mükemmel’i ararken bu arada neleri kaçırıyoruz? İçinde bulunduğumuz toplumların beklentisine karşılık ortaya çıkan ‘mükemmelliyetçi anlayış’ belki de kusurluluğun getirmiş olduğu güzellikleri göremememize neden oluyor. Hep ‘en iyi, en güzel, en havalı’ya sahip olma içgüdüsüyle savaşılan bu popüler kültürde, egoların peşinden koşulan bir parkur gibi dönüp dolaşıp başlangıç noktasına varıyoruz. Bu süreçte harcanan enerji ve zamanın karşılığı çoğu zaman istediğimiz gibi alamıyoruz…

Mutlak bir kusursuzluk kavramı bulunmadığı gibi; her bireyin farklı hayat görüşü üzerinden başkalarına kusur bulmak ne kadar kolay günümüzde… Önemli olan kusurlarımızı, bizleri birey veya toplum olarak diğerlerinden özel kılanı sevmek ve onlarla yaşamayı öğrenebilmek; bu doğrultuda kendimizi geliştirebilmek. Hayalimizdeki kusursuzluğa bir adım daha yaklaştığımızda aldığımız tatminle hayata bağlanabilmek. Herkes mükemmelliyete aynı ölçüde ulaşabilseydi, bu kavram yine de aynı anlamı taşıyabilir miydi?

“Mükemmelliyeti aramak yerine, bireysel kimliğin göstergesi olarak kusurluluk kabul ediliyor.” manifestosuyla yola cikan IKSV’nin düzenlemiş olduğu 1. Istanbul Tasarım Bienali, 13 Ekim – 12 Aralık tarihleri arasında ‘Kusurluluk’ teması ile kusursuzluk anlayışına yeni bir bakış açısı getiriyor. İstanbul’un yeni gözdelerinden Karaköy’de, iki ana sergiden biri olan Adokrasi icin kapılarını açan Galata Rum Okulu, içerisine girdiğiniz andan itibaren 19. yy’dan kalan neo-klasik mimarisi ve yaşanmışlıkların verdigi hisle insanı büyülüyor. Sergiyi gezip en üst kata vardığınızda, aldığınız solukla İstanbul’un en güzel manzaralarından biriyle karşılaşıyorsunuz.


Burası, ne bir sanat galerisi ne de tasarım objeleri sergisi; burası, sizi üretici insanlarn dünyası davet ediyor. Katılımcıların farklı beklentiler içinde olması da onları deneyimsel bir etkileşime sokuyor. Adokratik sistemin tohumlarıyla filizlenmiş projeler, kolektif gücün günlük hayatımıza sunduğu yenilikçi çözümlerle; endüstri, mimari, grafik ve video aracılığıyla sergileniyor. Bir yandan da, simdiki zaman ve gelecek hakkında kafamızda soru işaretleri uyandırıyor. Bu çözümler, hazırlanmış süslü tabaklar yerine, basit tarifler olarak sunuluyor. Bireyleri aktifleştirme sürecinde ise bu çerçevede düşünmemize, sorgulamamıza ve ilham almamıza olanak sağlıyor. Olağan rutin hayatlarımızdan kafamızı dışarı çıkarıp, bir an olsun risk almanın heyecanını yaşatarak en başta kendimiz ve yaşadığımız toplum yararına neler yapabileceğimiz hakkında fikir veriyor. İnteraktif olarak her gün güncellenen bu sergiyi 12 Aralık’a kadar mutlaka gezin görün derim.

Joseph Grima’nin küratörlüğünde açık çağrı ile belirlenmiş projelerden birkaç favorim:

Maker Faire Africa

Afrika’nın farklı şehirlerinde gerçekleşen ad-hoc/ yaratıcı üretim festivali. Yoksullukla başeden toplumların günlük hayatlarına bulduğu pratik fakat etkileyici çözümler ve hayatlarına renk katan aksesuar tasarimları.

Open Source Structures

Görsel: http://artefactcafe.wordpress.com/2012/04/22/openstructures/

Seri üretimin en basit parçaları olan ufak ev aletlerini aslında kendiniz de üretebilirsiniz. Open Source Structures, açık kaynak sistemi ile kullanıcıyı üretime davet ediyor.

Be your own seuvenuir

3D printerların hayatımıza girmesiyle BlablaLab hediyelik eşya standartlarını değiştiriyor. Artık kendi kendinizin hediyesi olabiliyorsunuz. Küçükken oynadığımız kurşun askerlerden esinlenilmiş bu projede, en eğlenceli pozunuzu verip 3D printerla hazırlanan ufak maketinizi sevdiklerinize hediye edebilirisiniz.

Görseller: Liz Tokatlılar
Open Structures Görseli: http://artefactcafe.wordpress.com/2012/04/22/openstructures/

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?