Ben Antep’i hiç görmedim. Fıstığı, baklavası, kebabı, kısaca kendi lezzetleriyle nesilden nesle ün yapmış, aynı zamanda mozaiği andıran kültürel yapısı öne çıkan bu kenti çok merak ediyorum. Bir İmam Çağdaş var hem orada, hepiniz aşinasınızdır, mutfağıyla namı İstanbul’a kadar uzanan :) İş veya seyahat amaçlı yolu Antep’e düşen eş dost tüm tanıdıkların uğrak restoranı İmam Çağdaş’ta da yer yemez söz! Şimdilik oraya kadar gidemeyenler için daha yakın bir adres vereceğim; Anadolu yakasının pek sevimli, pek lezzetli mekanı, Çiya Sofrası!

Önceleri kalabalık ve karmaşık olmasıyla tanıdığım Kadıköy’ün ara sokaklarında kaybolmanın keyfini yaşım ilerledikçe tatmaya başladım. Gözümde korkutucu hale getirdiğim kalabalığıyla seviyorum artık Kadıköy’ü, yolumu bilerek düşürüp tadını çıkarıyorum artık şehrin karşı yakasının bu serseri ilçesinin! Yine böyle bir günde keşfettim Çiya’yı.

Deniz otobüsü ve vapur iskelelerinden çarşı içine doğru yürüdüğünüzde yaklaşık 10-15 dakika içerisinde ulaşıyorsunuz Çiya’ya. Balıkçıları, yılların Baylan Pastanesi ve Beyaz Fırın’ını geçtikten sonra samimi atmosferiyle karşılıyor sizi. İstanbul’un ara sokak lezzetleri meşhurdur bilirsiniz, Kadıköy’ün ara sokaklarındaki en özel, en güzel lezzet durağı olma özelliği de buraya ait. Birkaç metrelik aralıklarla aynı sokak üzerinde üç dükkanda hizmet veren Çiya’da oturmadan önce bir tercih yapıyorsunuz; kebaptan vazgeçmeyenlerden misiniz, yoksa Antep, Hatay ve diğer güney lezzetlerinde keyfinizce bir yolculuk mu yapmak istiyorsunuz. Günlük çıkan tencere yemeklerinin yanı sıra zengin bir zeytinyağlı büfesi mevcut mekanda, girişindeki kuyruğun sebebini tabağınızı aldığınızda hemen anlıyorsunuz!

Sıcak yemekleri bakır tabaklarda servis eden Çiya’da, eski İstanbul lokantalarını hatırlatacak şekilde cam şişelerde, alüminyum kapaklı Kestane sularını buluyor ve belki de bir ölçü duygulanıyorsunuz :)

Turistlerle dolup taşan mekanda garsonlar güleryüz ve özenli yaklaşımlarıyla müşterilerden iyi puan almayı hep başarıyorlar. Esnaf lokantası tadında birbirine yakın şekilde sıralanmış tahta masalar ve sandalyelerde oturarak Kadıköy çarşısından hiç kopmadan keyifle karnınızı doyururken İstanbul’u, ellerinde yol haritalarıyla şehre hayran turistleri gözleyerek neden bu denli çok sevdiğinizi bir defa daha anlayacaksınız!

Antep’e özgü kuru dolmaları, sıkma köfte denilen bulgur köftelerini, ki fotoğrafladığım bu lezzeti henüz başka hiçbir yemekte bulamadım, Akdeniz ikliminin bizlere armağanı hindiba, kazayağı, ebegümeci gibi değişik otlardan hazırlanmış salataları tatmadan asla ayrılmayın bence Çiya’dan.

Yemeğin ardından Hatay’a özgü kabak tatlısını mı, Kıbrıs’ın misafiri ceviz tatlısını mı yoksa Antep’in tacı düşmez baklavasını mı seçeceksiniz, işte size zor bir tercih daha! Çiya Sofrası’nı sırf bu yüzden bile birkaç kez ziyaret etmeniz gerekecek sanırım :)

Anadolu’nun zengin topraklarından çeşit çeşit şerbet de denenebilecek tatlardan, aklınızda olsun. Ayrıca yemek sonrası tipik fincanlarda sunulan zahter de size tavsiyem. Geleneksel Türk çayının hayranlarındansanız ona bir şey diyemeyeceğim!

Kasadayken Çiya’nın mevsimlik çıkardığı dergileri de incelemeniz mümkün. Yemek tariflerini içermekten öte, bölgenin kültürel özellikleri, coğrafyası ve yaşanmış hikayelerle röportajları bulabileceğiniz Yemek ve Kültür adlı dergiler, ilgilenenler için süper kaynaklar olacak!

İmam Çağdaş’a kadar gidemedim, ben ve tüm gidememiş olanlar için Çiya gelmiş ayağımıza sanki kısacası Magger okurları!

Sizlerle paylaşa paylaşa bu şahane şehrimizi keşfetmeye, doğru adreslerde lezzet molaları vermeye daima devam diyorum…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?