İKSV Tasarım mağazasının müdavimlerindenseniz İlanit Ovadya’yı kesin tanıyorsunuz demektir. İstavla adlı el yapımı tavla tasarımı tüm İstanbul ve tavla severlerin çok hoşuna gitmişti… Gelelim tasarımcıyla… İlanit, 2008 yılında Parsons the New School for Design, “Ürün Tasarımı” bölümünden mezun olduktan sonra New York ve İstanbul’da farklı kültürlerden çeşitli tasarımcılarla çalıştı ve bu çalışmalarının sonucunda, farklı disiplinler ve kültürlerle tanıştı. Kendisi dünyadaki yer eksikliğini çözmek için tasarım sürecinin çok önemli olduğuna inanıyor. Bu konuya çözüm getirmek için çok foksiyonlu ürünler tasarlıyor. Tasarımcı, şu anda İstanbul’da yaşıyor; Türkiye ve Avrupa’da farklı şirketler için tasarımlar yapıyor… Şimdi İlanit’e soruyoruz: “Masanızda Neler Var?”

İstavla: Tamamı el yapımı. Ana malzemesi kristal. Zarların malzemesi plastik.

Şu anda masanda neler var?

Masam genellikle çok kalabalık ve karmaşık. Herhalde bu durum, vazgeçemediğim eşyalarımın hep masamda olmasını istememden kaynaklanıyor. Elimi uzattığım ilk yerde sketch book’um ve laptop’larım var. Laptop’larım diyorum, çünkü bir pc, ki burada tasarımlarımı 3 boyutlu hale getiriyorum; bir de mac, ki burada da grafik tasarımlarımı ve günlük işlerimi yapıyorum.

Şu anda üzerinde çalıştığım bir ürünün maketi, bir şeyleri söküp takmak için hemen elimin altında olmasını istediğim Muji tornavida setim, sardalya kutusundan çıkan ataşlarım, post-it ayraçlarım, usb ve kalemlerim masanın üzerinde dağınık duruyorlar.

Bir tanesi kahve bardağımın altında olan kendi tasarımım Pixca bardak altlıklarım, kahvemin yanından eksik edemediğim çikolatam masamın ayrılmaz parçaları. Bir arkadaşımın Tayland’dan getirdiği ahşap bir çift el kartvizitlerimi tutuyor ve yaklaşık 2-3 yıl önce dokusunu beğendiğim için topladığım bitkiler, başka bir arkadaşımın Afrika’dan getirdiği bir çift ayağı süslüyor.

Masamın diğer tarafında ise her ay takip etmeye çalıştığım Radikal Tasarım Gazetesi, birkaç tasarım kitabı, senelerdir masamda duran “art doesn’t have to be ugly to look clever” yazısı, minik Einstein biblosu, tasarım hakkında özlü sözler içeren ve tasarım hayatımda doğru yolu bulmama yardımcı olan değerli tasarımcı Bülent Erkmen’in hediyesi, “Tasarımın Özüsözü” kitabı ve Paul Arden’in “It’s not how good you are, it’s how good you want to be” adlı kitabı bulunuyor.

Genellikle masamın üzerinde olmasına izin vermediğim, ancak masamın etrafından ayrılmayan bir şey daha var… Köpeğim Strega.

Masanı nereden aldın? 

Henüz tasarım kariyerime başlamamıştım, ve sadece 13-14 yaşındaydım. Ancak, odama koymak istediğim çalışma masasını ve dolaplarını bir türlü beğenemiyordum. Daha o yaştayken, kullandığım ürünlerin şeffaf olmasına kafayı takmıştım galiba. Camdan yapılmış masa ve dolaplara bakıp aradığımı bulamayınca çözümü aklımda olanı çizmekte buldum. İşte bu, o masa. Yani, seneler önce, benim çizdiğim ve Çağlayan’da bir camcıya yaptırdığımız masa.

Hangi dergileri, blogları ve tasarımcıları takip ediyorsun? 

Tasarımcı olarak Giuseppe Vigano, Jaime Hayon, Karim Rashid, Daniel Libeskind, Tomoko Azumi, Mario Bellini, İngo Maurer, Jasper Morrison ve Naoto Fukasawa… Blog olarak THE COOL HUNTER, DEXIGNER, furniture fashion, designboom, TheDieline, BLT (better living through design), mocoloco, hivemodern ve likecool…

Siesta için Bee Chair.

Neyi/nereyi siz tasarlamış olmak isterdin? 

Bu soruyu daha önce hiç düşünmemiştim; düşününce biraz zorlandım ama galiba neredeyse tüm dünyanın kullandığı iPhone’u tasarlamış olmak isterdim. Bu kadar sade bir ürünün bu kadar çok fonksiyona sahip olması tek kelimeyle mükemmel.

İlerde neyi/nereyi tasarlamak isterdin?

İstanbul’da eksikliğini çokça hissettiğim, kamusal mekan tasarımları üzerine çalışmak isterim.

Tasarımlarını nerelerde görmek isterdin?

Tasarımlarımı günlük mekanlarda: gittiğim yerlerde, süpermarketlerde, ofislerde, evlerde, kafelerde, kısacası her yerde görmeyi hedefliyorum.

Tasarım açısından en beğendiğin şehir?

Tasarım, benim için karmaşadan ortaya çıkan bir olgudur, dolayısıyla tasarım açısından “en beğendiğim” bir şehir yok. Her şehirden bir parçayı birleştirmek gerek bu “en”i yaratmak için. Ben tasarım açısından da her şehrin farklı bir yönünü seviyorum. İstanbul’un tarihi dokusunu ve eşsiz Boğaz’ını, San Francisco’nun huzur dolu insanlarını, New York’un yaşama hızını, Amsterdam’ın kanal kenarı evlerinin aydınlatma elemanlarını, Roma’nın kartpostal görünümünü…

İşinle ilgili en çok neyi seviyorsun?

İşimle ilgili en sevdiğim şey, serbest çalışmamın da etkisiyle, çalışma saatlerimi biyolojik saatime göre ayarlayabilmem, ama aslında bu çok da iyi birşey değil çünkü bir de bakmışsınız ki 7 gün 24 saat masa başında kalakalmışım.

Bu mesleği seçmemin en önemli nedeni, aynı işi uzun zaman yapmaktan çok sıkılmam… şimdiki durumda, her çeşit ürünü tasarladığım için sürekli farklı şeyler yapıyor ve monotonluktan uzak duruyorum.

İşimin çok önemli bir parçası olan gezmek ve görmekten de şikayetçi olduğumu söyleyemeyeceğim.

Sence “ilham” ne demek?

Benim için “ilham” kendimi rahat ve huzurlu hissettiğim ortam ve zamanlarda içimden gelen yaratma arzusudur. Bazıları oturduğu yerde ilham gelmesini bekleyebilir ama benim için uflayıp puflayıp “ilham” ya da benim deyişimle “ilhami”nin gelmesini beklemek imkansız gibidir. Biraz gezip dolaşarak huzur bulmaya çalışmak benim için daha akılcı bir çözüm olabilir.

Ajandanda bu hafta/ay için neler var?

_Bülent Erkmen’in iksv salondaki “İki Kişilik Bir Oyun”u
_CRR’de Giora Feidman Ensemble ve Monica Molina konserleri
_İstanbul Hilton Convention Center’da Ron Arad’ın da katılımcı olduğu alldesign konferansları
_Üsküdar ve Kadıköy’deki eskicileri gezmek.
_Armaggan Art&Design Galeri’deki “Yeniyi Aramak” sergisi
_Aslı Kutluay’ın Galeri Eksen’deki “Aslı’nın Tasarım Atölyesi” sergisi

Pazar kahvaltısında seni nerelerde görebiliriz?

Pazar kahvaltılarında genellikle köpeğimi yanımda götürebileceğim mekanları seçiyorum. Mesela, Rumeli Hisarı’ndaki Nar veya Karaköy’deki Ops’da bana rastlayabilirsiniz.

İstanbul’da özellikle ilham veren semtler hangileri ve bu semtlerde hangi cafe/restoranlarda oturuyorsun?

İstanbul’da bana ilham veren semtler gününe ve saatine gore değişiklik gösteriyor. Haftaarası gündüz saatlerinde Tünel’deki kafelerde oturmak, sessiz sakin mekanlardan dışarının kalabalığını, insanların meşguliyetini ve karmaşasını seyretmek benim yaratıcı ruhumu tetikliyor. “Şimdi” Tünel ve çevresindeki en favori mekanımdır. Karaköy Fransız Geçidi ve etrafındaki kafeler de çok kalabalık olmadığı sürece yine huzur, ve dolayısıyla ilham veren mekanlar benim için. Maya ve hemen yanındaki Karaköy Lokantası, sıkça gittiğim yerlerden. Bunların dışında, İstiklal Caddesi ve Kadıköy’ün ara sokaklarının “ruh”u olduğunu düşünüyorum.

Teşekkürler!

Zar görseli: lifeofsandru.com
Kapak görseli: hurriyet.com.tr

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?