Kararlılıkla bir yol çiziyor ve devam ediyor, şimdi dünyaca ünlü markalarla çalışıyor. Her bir tasarımının hikayesini bizlere yansıyor. Kimi zaman öğretiyor kimi zaman düşündürtüyor! Mehmet Yücebaşoğlu ile iç mimarlığa doğru yoldaş oluyoruz…

İç mimar olmaya nasıl karar verdin? Bu klasik soruyu bir gün olsun farklı bir hikaye duyacağım umuduyla ısrarla soruyorum…

Açıkçası nasıl karar verdiğimi bende hatırlamıyorum. Çocukluktan, gelişme yaşıma geçtiğim dönemlerde tasarım ve sanatla ilgili her şey dikkatimi çekiyordu ve beni çok heyecanlandırıyordu. Babamın işinden dolayı çok fazla yurt dışına gidip geliyorduk ve gittiğim her yerde farklı şeylerle karşılıyordum. Tasarımla ilgili bir iş yapacağım belliydi, isteklerim o yöndeydi ama lise bitimine yakın karar verme zamanı geldiğinde hiç arada kalmadan iç mimarlık okumaya karar verdim. Her zaman beni çeken ve heyecan veren bir meslekti, şimdi dönüp baktığımda doğru bir karar verdiğimi düşünüyorum.

Hikayenin devamında! Ve Mehmet Yücebaşoğlu markası… Nasıl oluştu?

Yeditepe Üniversitesi İç Mimarlık bölümü mezunuyum. Üniversite döneminde en yakın okul arkadaşım ünlü tasarımcı Aziz Sarıyer’in kızı Dilruba Sarıyer’di. Okul dönemi bile Aziz Bey’in sayesinde staj gibi geçti bizim için. Beraber olduğumuz zamanlarda sadece tasarımlar ve iç mimarlıkla ilgili konuşurduk, bu konuşmalarımız bizi ileriye sürükledi ve mezun olduktan sonra Dilruba ile birlikte DM Mimarlık adında iç mimarlık ofisimizi kurduk, güzel de işler yaptık. Dört yıllık ortaklıktan sonra Dilruba, aile şirketleri olan Derin’e devam etti. Ben de 2009 yılında kendi adım altında ‘Mehmet Yücebaşoğlu İç Mimarlık’ şirketimi kurdum ve projelerime devam etmekteyim.

Giyinişin, duruşun ve tarzınla farklı olduğun belli! Neden moda değil, mimarlık?

Moda aslında içinde olduğum bir sektör. Birçok moda tasarımcısı olan arkadaşım var ve onları büyük bir keyifle takip ediyorum. Kendimi bildiğimden beri kaliteli ve kendime yakışanı giymeye çalışırım, bu sayede de zamanla benimle özdeşleşen bir tarzım oluştu sanırım. Artık arkadaşlarım bile rahatça bak bu tam senlik’ diyebiliyorlar.

Moda sektörü üretilenler açısından çabuk tüketilebilen bir sektör, kendi mesleğimin daha kalıcı olduğunu düşünüyorum. İkisinin ortak noktası tasarım olduğu için bence çok değerli meslekler.

Web sitende ve blogunda bir el izi çıkıyor? Bu nedir?

Doğuştan ellerimin bazı parmaklarında bir yamukluk var. Çok dikkat çekmese de beni tanıyan herkes bu detayı bilir. Estetik ameliyatla düzelebilecek bir durum olmasına rağmen ben tercih etmedim, çünkü artık dönemlerde iç mimar olmama şaşıran çok kimse olmuştu, benim de bu tezatlık çok hoşuma gitti ve kendi ofisimi kurduğumda elimin silüetini logom yapmaya karar verdim. Bu fikir ve tasarım herkesin çok hoşuna gitti ve dikkatini çekti. Web sitem ve blogum bu yüzden kendi logomla açılıyor.

El izinin bir çok projeye boyut kattığını görüyoruz. Projelerinin arasında en çok seni anlatan ve tarzını yansıtan hangisiydi?

İç Mimarlıkta kendi tarzını oturtmak çok önemlidir ve zaman alır. Ben de yavaş yavaş istediğim tarzımı oturtmaya başladım. Ama yine de ister istemez bazı projelerde müşteriye uymak zorunda kalıyorsun. Karışılmadan özgürce tasarladığım mekanlar beni daha çok tatmin etti. Nişantaşı Lotüs Apartmanı’nda nostaljik bir daireyi tasarlamıştım benim içime çok sinen bir proje olmuştu, bir de Akaretler’deki kendi evimi çok seviyorum.

Hermés markasının vitrinlerini tasarlıyorsun. Koleksiyon ve konseptle, yarattığın mimari çizgi konusunda kaygıların oluyor mu?

Hermés vitrinlerini kuzenim Ebru Mengenecioğlu ile birlikte tasarlıyoruz. Şu an Türkiye’de bir tane Hermés var ama 2011 yılı sonuna kadar 1 tane daha açılacak. Bugüne kadar 3 vitrin yaptım, yaz sonu 4. vitrini yapacağım. Bu iş geldiği zaman çok heyecanlandım çünkü Hermés dünyada 1. sıradaki marka olarak görülüyor ve tarihi 1837 yılına dayanıyor. Çok kurumsal bir firma olduğu için kendilerine her yıl bir konsept belirliyorlar bende bir tasarımcı olarak onların verdiği konsepte uyarak tasarlıyorum ve gerçeğe dönüştürüyorum. Her yapılan tasarım taslağı önce Paris’e gönderiliyor ve onaydan geçiyor daha sonra üretime başlıyoruz. Konseptlerinin ana başlıklarını verdikleri için ben istediğim tarzda tasarımı yönlendirebiliyorum böylelikle de kendi tarzımı da işin içine sokuyorum ve çizgimi bozmamış oluyorum. Haziran ayı sonunda Paris’te bir eğitime gidiyorum ve orada bütün dünyadaki Hermés vitrinlerini tasarlayanlarla aynı ortamda bulunacağız ve bütün yapılan vitrinlerin yorumlarını dinleyip öneriler alacağız. Vitrin tasarımcılığı, iç mimarlığa uzak bir meslek değil. Daha çok hobi gibi, ama profesyonel gözle bakmak zorunda olduğun bir hobi. Kendi mesleğimin dışında çok severek ve isteyerek yapıyorum.

Genele bir kuş bakışı bakarsak, mimari tarzını nasıl tanımlıyorsun?

Ben demode olan veya olabilecek her şeyden uzak durmaya çalışıyorum. Zamansız mekanlar yaratmaya çalışıyorum. İç Mimari dekorasyon istenildiği zaman değiştirilebilen bir durum değil. Yapılan mekanlarda uzun yıllar yaşanıyor ve o yaşama sürecinde ilk baştaki etkiyi hiçbir zaman kaybettirmemek gerek. O yüzden kaliteli materyaller ve modern klasik tarzındaki gibi mobilyaları kullanmayı seviyorum.

Dışarıdan bakıldığında sır gibisin… Seni çözmek için en betimleyici motton nedir?

Genelde insanların beni çözmesini severim ve isterim. Çok fazla gidip tanışan ve hemen samimi olabilen biri hiç bir zaman olamadım, bazen olmak istesem bile… Ama enerjim tutan her şey ile sonuna kadar giderim…

Bu ara planladığın bizi şaşırtacak projelerin var mı?

Şuan Hermés beni çok heyecanlandıran bir proje. İkinci mağaza da açıldıktan sonra çok dikkat çeken vitrinler tasarlamak istiyorum.Tarihi net değil ama ismini açıklayamayacağım çok ünlü bir Türk modacı arkadaşımın defilesine konsept bir tasarım yapacağım. Defile tasarımı da diyebiliriz…

Mimari Örnekler: Mehmet Yücebaşoğlu

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?