Jacqueline Roditi, “fotoğraf”ın hayatının her anında olmasını istiyor. Tutkusunu sonunda mesleğine de dönüştürmüş. Projeleri ve günlüğü ile gün geçtikçe daha da başarılı oluyor… Şimdi Jacqueline’i daha yakından tanıyalım…

Jacqueline Roditi kimdir? Fotoğrafa ilgi duyduğunu zaman anladın?

Jacqueline Roditi, içinde bir sürü zıtlıklar barındıran, çok meraklı, hep heyecanlı, biraz üşengeç, üçüncü gözü açık, günün yarısını rüya görmekle geri kalanını gerçek hayata adapte olmaya çalışmakla geçiren, sürekli aşık, kendi ortalıklardaysa eşyaları, eşyaları ortalıklardaysa kendi kayıp, denilene göre biraz da aksi bir karakterdir. Ne olduysa bir gün dönüp kendine baktığında, fotoğrafçılığın ona en uygun meslek olduğunu anlamıştır.

Jacqueline Roditi

Jacqueline Roditi Photography tarzından biraz bahseder misin?

Sanırım en çok portre çekmeyi seviyorum… Yakaladığım küçük bir dudak hareketi, bir ışık oyunu ya da farklı bir kadrajın, çektiğim portreyi ‘vesikalık’ olmaktan çıkaran, ya da çektiğim manzarayı ‘landscape’ olmaktan kurtaran her dokunuşu ve deklanşöre bastığım her anı seviyorum.

Jacqueline Roditi

Bir fotoğrafçı dünyaya nasıl “bakar” ve etrafı nasıl “görür”?

Ben baktığım her şeyde güzellik arayan biriyim, etrafımdaki şeylerle bağ kurmayı severim. Gözüme hiçbir şey uzun bir süre çirkin görünemez, mutlaka onun bana çekici gelen bir kısmını bulurum. Kaldığım otel odalarının dekorlarını değiştiririm, gittiğim evlerde ışıkları ayarlarım, bazen arkadaşlarıma makyaj yapar, saçlarını değiştiririm…

Şefik Dolman

Fotoğrafladığın ve hiç unutamadığın bir andan bahsedebilir misin?

Aslında fotoğraflayamadığım için unutamadığım bir anım var. 2002 Şubat’ında ailemle gittiğimiz Maldivler seyahatindeydik. Elimde babamın eski analog Pentax’ıyla kaldığımız adanın yanındaki adayı keşfetmeye karar vermiştik. Diğer adaya ulaşım yolu olmadığı ve deniz boy seviyesinde olduğu için fotoğraf makinem kafamın üstünde, denizde yürüyerek yan adaya varmıştık. Sokakta koşuşturan çocuklar, kızlarının saçını ören anneler, ağaca tırmanıp meyve koparmaya çalışan adamlar hatırlıyorum. Dönüş yoluna geçerken son karemi çekmiş, filmimi bitirmiştim. Köşeyi döndüğümüz o anı hiç unutmuyorum: Güneş batmadan tam önce, golden hour’da.. Önümüzde sonsuz bir okyanus… Su petrol koyuluğunda, kayalıkların arasından süzülüyor. Denizin üstü sisle kaplı ve bizden başka kimse yok. Belki çektiğimde sıkıcı bir manzara fotoğrafı olacaktı ama çekememek o kadar içimde kalmıştı ki hafızamdan silinmesin diye o görüntüye dakikalarca kıpırdamadan bakakalmıştım.

Fotojenik olmak ne anlama geliyor?

Fotojeniklik benim için karizma anlamına geliyor. Sarışın, mavi gözlü, çok güzel bir kız düşünün ama tanıdığınızda son derece sıkıcı bir insan olabilir ve sizin gözünüzde çirkinleşebilir. Tersine kırık burunlu veya klasik anlamda güzel olmayan bir insan, enerjisiyle size çok güzel gelebilir. Fotoğrafta da bence bu geçerli. Doğru anda yakalanmış, iyi bir portre fotoğrafıyla o insanın ruhunu görebilirsiniz. Kadrajı dolduran şey, o insanın güzelliği değil, karizmasıdır.

Beğendiğin fotoğrafçılar kimler?

Beğendiğim çok fotoğrafçı var; hepsinin ayrı özelliklerinden ilham alıyorum. Eugenio Recuenco’nun fotoğraflarını çok beğeniyorum. Klasik resimlere benzeyen kadrajlarındaki tiyatral atmosfer ve dramatik hava beni içine çekiyor.

Aynı zamanda Terry Richardson ve Juergen Teller’ın çig, snapshot tadında moda fotoğraflarına bayılıyorum. Yanick Dery’nin fresh fotoğrafları ve görsellerindeki yalınlığı seviyorum. Ama benim için yurtdışında bile sergilerini takip ettiğim Ellen von Unwerth’in kışkırtıcı fotoğraflarının yeri ayrı. Fotoğraflarına sıkılmadan saatlerce bakabilirim.

Kort

Projelerinden bahseder misin bize?

Şu an hala ilerletmekte olduğum yaklaşık bir senedir sürdürdüğüm bir fotoğraf günlüğüm var, ne zaman bırakacağımı bilmiyorum. Çektiğim karelerin birbiriyle hiçbir ilgisi yok. O günün anlam ve önemini bildiren fotoğraflar da çekmiyorum. İçimden ne gelirse onu çekiyorum. Bu benim icin önemli bir süreç, çünkü fotoğrafla aramdaki bağı kuvvetlendiriyor. Takip edildiğim için bazen çok hevesle bazen de hiç istemeyerek her gün bir fotoğraf koymaya çalışıp kendimi zorluyorum. Bu fotoğraflarla kendimi gözlemliyorum ve bir sürü şey öğreniyorum. Onun dışında da (otoportre) selfportrelemi çekiyorum. Mayıs 2011′de Merkür Galeri’de bu işlerimden birkaçı sergilendi. Önümüzdeki bir sene içerisinde de planladığım sergiler var…

www.jacquelineroditi.com

Fotoğraflar: Jacqueline Roditi

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?