İki kış önce, Boston Museum of Fine Arts’ın upuzun Ortaçağ sanatı galerisini gezerken içimi bir sıkıntı kapladığını hatırlıyorum. Döneminin en usta ellerinden çıktıklarını bilsek de bayık suratlı melek ve peygamber tasvirleriyle dalga geçmeden edememiştik. Bütün bu bol keseden kullanılan siyah ve altın rengi, dramatik figürler, melekler, azizler beni -ne yalan söyleyeyim- bunaltmıştı. İki sene sonra ise New York’daki Whitney Müzesi’nde, Allan D’Arcangelo’nun başlarındaki harelerle klasik bir İncil sahnesine benzeyen ama bembeyaz bir tuval üzerine parlak ve net çizgilerle yapılmış tuvalini gördüm. Amerikan siyasetine ve modern reklamcılığa referans veriyordu. Tab,i bu sefer içim daralmadı, aksine keyif aldım. Eskinin çağdaşa adaptasyonuna şahane bir örnekti bence.

d'arcangelo

Allan D’Arcangelo, Madonna and the Child, 1963

Sanat tarihsel bir referans deyip geçeceğimiz bu durum, bir kültür mirası olarak Hıristiyan geleneğinin varlığının kabul edildiği, araştırıldığı ve hala üzerine düşünüldüğü anlamına geliyor. Batının çağdaş sanatında Hıristiyanlığın izlerini bu kültüre çok da aşina olmayan bir toplum olarak biz bile fark edebiliyoruz. Batı’da bugünün sanatı geçmişin mirasından beslenerek zenginleşiyor.

Bizler, Türkiye’de doğup büyümüş veya en azından bu ülkeyle bir aile bağı olan insanlarız. Kültür mirası derya deniz ama kendi kültürümüzü öğrenme ilgimiz olmadığı gibi bunu çağdaş üretimlere de çok az yansıtıyoruz. En azından benim kişisel gözlemim, bugün gezdiğim sergilerde, benim yaşıtım sanatçıların işlerinde İslam kültürünün ne kadar az yer bulduğu yönünde. Hatta buna karşı olumsuz bir tutum da var. Ya Batı kültürüyle gereksiz bir hiyerarşiye sokulup değersizleştiriliyor ya da birtakım gruplara benzetilme korkusuyla uzak duruluyor.

jameel 2

Sahand Hesamiyan, Halvet, 2014

jameel 3

Rashid Araeen, Bahar Lye, Kushiaan Lye: Bahar Gelmiş, Mutluluk Gelmiş, 2015

Pera Müzesi’ndeki Jameel Ödülü sergisi bu durumun üzerine gittiği için önemli. Jameel Ödülü, Jeddah ve Dubai menşeili Abdul Latif Jameel grubunun sanatta sosyal sorumluluk adına gerçekleştirdiği Art Jameel kolunun bir parçası. Her yıl Lonra’daki V&A Müzesi ile işbirliğinde, İslam kültürünün etkin olduğu coğrafyalarda bu kültürden esinlenerek eser üreten sanatçı/tasarımcı/film yapımcısı gibi farklı disiplinlerden insanlara veriliyor. 3. yılında ödül Türkiye’den Dice Kayek markasının kurucuları Ayşe ve Ece Ege’ye verilince 4. senenin 11 finalisti de İstanbul’da, Pera Müzesi’nde sergilenmeye hak kazandı.

jameel 4

Bahia Shehab, Bin Kere Hayır, 2010

Sergide en dikkat çeken nokta çağdaş sanatçıların Arap alfabesi ve kaligrafisi üzerine çok sık düşündüklerini görmekti. Tarihin aktarımıyla ilgili olarak dil ve yazı coğrafyanın zenginliğine ve sunabileceği ufuklara işaret ediyordu.

Ödülün kazananı Ghulam Mohammad’de sanat pratiğinde dilden yararlanıyor. Mohammed Urduca yazılmış eski kitapları bulup her bir kelimeyi kitaptan kazıyarak çıkartıyor ve bunlarla yeni bir kompozisyon oluşturuyor. Urduca Pakistan’ın resmi dillerinden birisi ve Hindistan’da da oldukça yaygın. Arap alfabesiyle yazılıyor ve tarih boyunca Hintçe, Türkçe, Sanskritçe, Moğolca gibi bölgede dönem dönem hakim olmuş toplulukların dillerinden etkilenmiş.

Eski uygarlıkların anlaşılması için en kritik mevzulardan biri dil ve yazı. Doğu yaşam şekilleri, inançları, gelenekleri ve dolayısıyla dil ve alfabeleri farklı-bir o kadar da benzer- olan o kadar çok topluluğu barındırmışki, geçmişi anlamak çok karmaşık ve sonsuz bir süreç. Okuyacak biri olmadığı için değerlendirilemeyen Osmanlıca arşivler var mesela Türkiye’de. Kaybolan lehçeler, okunamayan kişisel kayıtlar hatta varlığı bilinen ama aslı kayıp metinler var.

Mohammad’a göre dil insanları hem birleştirme hem ayırabilme gücüne sahip. Bir yandan iletişimi sağlarken bir yandan da ayrılık ve sınırlar yaratabiliyor. Tarihin okunmasında da bu durum geçerli. Mohammed ödülü kazandığı işinde dikkatleri Doğu çalışmalarında dil konusuna, daha da özelinde memleketi Pakistan’a yöneltmeye çalışıyor.

jameel 5

Ghulam Mohammad, İsimsiz, 2014

jameel 6

Ghulam Mohammad, İsimsiz, 2014

Sergide iki de Türk sanatçı var. Kadın konusu üzerine çalışan CANAN’ın teknik olarak Osmanlı döneminin göz bebeği, minyatür sanatını kullanan işleri günümüz Türkiye’sinin politik meselelerine göndermeler içeriyor. Cevdet Erek ise Türkiye’nin Doğu köklerinden bir parça uzaklaşıp, Batı’ya yakınlaştığı bir dönüm noktasını ele alıyor. Hicri takvimden milli takvime ve Arap alfabesinden Latin alfabesine geçiş… Bu arada sanatçı gelecek sene Venedik Bienali’nde Türkiye’yi temsil edecek.

Processed with VSCO with hb1 preset

Shahpur Pouyan, The Unthinkable Thought, 2014

Doğu köklerimiz bugün hala bir çatışma konusu. Doğu dinle karakterize olmuş, din ise öyle eğilip bükülmüş ki İslam dendi mi tüylerimiz diken diken oluyor. Kafamızda oluşan görüntülerin ötesini görmek için merak duyamıyoruz. Bu sergi sapla samanı ayırt etmeyi, çok yakın ama bir o kadar da uzak olduğumuz coğrafyaya ilgi uyandırmayı başarması açısından görülmeye değer…

14 Ağustos’a kadar Pera Müzesi’nde sürecek sergi ile ilgili detaylı bilgi için bu yazıya göz atabilirsiniz.

Not: Doğu demişken, bu coğrafyaya merakınızı tazeleyecek çok zengin bir roman Amin Malouf’un Semerkant’ı. Şiddetle tavsiye ederim.

Bu yazı daha önce The Artsy Blog (ranakelleci.wordpress.com)’da yayınlanmıştır.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN