Yeni Nesil Günlük Tutmak: Nedir Bu Junk Journal?

Liena Yancı
AVRUPA|5 Ekim 2026
Yeni Nesil Günlük Tutmak: Nedir Bu Junk Journal?

Çocukluğumdan beri günlük tutan biriyim. Öyle her gün düzenli oturup “Sevgili günlük…” diye başlayanlardan değil tabii ama hayatımda olan biteni yazıyla bir yerde saklama hissini hep sevmişimdir. Doğup büyüdüğüm şehirden taşındıktan sonra günlük tutma alışkanlığım da biraz şekil değiştirdi.Yeni alışkanlığımın adı: Junk Journal. Peki nedir bu Junk Journal? Hayatımızda çöp mü biriktiriyoruz? Hayır. Tabii, bana göre…

img_0710
Junk Journal | Fotoğraf: Liena Yancı

Annem, çocukluğumdaki halimle bugünümü görse ve odanın bir köşesinde fişler, sinema biletleri, peçeteler, ambalajlar, broşürler ve kâğıt parçaları bulsa muhtemelen yine “Odanı çöpe çevirmişsin” derdi. Ama bu kez biraz farklı. Çünkü bu defa o “junk”lar bir şey anlatıyor. Junk Journal benim için, anıları telefonumun galerisinde bırakmamanın bir yolu. Yaşadığım bir günü o günün kendisinden kalan küçük parçalarla saklamak ve hikâyeyi onlarla hatırlamak.

Bunları Da Okuyun

Mesela çok sevdiğim bir filme gittiysem biletini saklıyorum. Popcorn kutusunun köşesinden yırttığım bir parça karton varsa onu da. Güzel bir kruvasan yediysem kese kâğıdının bir kısmı, yeni keşfettiğim bir restoranda kartvizit, müzeden aldığım broşür, masada duran bir peçete, yerde bulduğum güzel bir yaprak… Kısacası, bana o günü hatırlatacak ve defterimin bir sayfasında kendine yer bulabilecek herhangi bir şey. Ve bence işin en güzel tarafı da burada başlıyor. Çünkü bazen o küçücük parça, bir fotoğrafın söyleyemediği bir şeyi anlatıyor.

img_0711-2
Junk Journal | Fotoğraf: Siena Yancı

Geçen yaz bir akşam yediğim dondurmanın külahından kalan minicik bir kâğıdı düşünün. Bugün o kâğıda baktığımda dondurmanın tadını hatırlamıyorum belki ama o akşamı hatırlıyorum. Havanın sıcaklığını, yeni taşındığım bu şehrin sokaklarını keşfederkenki hissi ve o anki ruh halimi… Defterdeki o küçücük parça, benim için kimsenin okuyamayacağı bir paragraf gibi.

Peki sosyal medyada gördüğümüz o kusursuz Junk Journal’lar? Muhtemelen siz de denk gelmişsinizdir. Saatlerce izleyebileceğiniz, kâğıtların kesildiği, sticker’ların yerleştirildiği, fon kağıtlarının yapıştırıldığı, renklerin birbirini tamamladığı o inanılmaz videolar… Ben şahsen hipnotize olarak izliyorum. Ama yaptığım şey ve amacı biraz farklı. Sosyal medyada bunu neredeyse başlı başına bir tasarım alanı gibi yapan insanlar da var. Özel kâğıtlar, sticker setleri, mühürler, vintage görünümlü etiketler, belirli bir renk paleti… Bazen belli bir tema üzerinden sıfırdan bir sayfa tasarlıyorlar. Ve ortaya gerçekten çok güzel işler çıkıyor.

Ama benim için bu serüven hiçbir zaman kusursuz bir sayfa yapmak olmadı. “Bugün mavi tonlarında bir Junk Journal sayfası yapacağım” diyerek malzeme satın almak yok. Sayfanın temasını yaşadığım hayat belirliyor. Dün güzel bir akşam geçirdiysem, o akşamdan kalan şeyler neyse onları koyuyorum. Bazen çok estetik oluyor, bazen olmuyor. Bazen sayfa renk renk ve dağınık, bazen sadece bir bilet ve iki satır yazıdan ibaret. Ve açıkçası böyle olması hoşuma gidiyor, çünkü bu kitabın yazarı biziz. Kitapta kelimeler olmayabilir ama sayfalar sessizce bizi anlatıyor. Bir bakıma, kişisel ve sessiz bir biyografi gibi.

img_0714-5
Junk Journal | Fotoğraf: Liena Yancı

Bir önceki yazımda Barcelona’nın o meşhur çiçekli kaldırım karolarından bahsetmiştim. Bu görsel de kendi Junk Journal’ımdan bahsediyorum. Şehre, karolara ve onların hikâyesine ait bir sürü küçük detay bu sayfanın arasında saklı. Bazı anılar da zaten böyle; ilk bakışta yalnızca bir görüntü, biraz daha dikkatli bakınca koca bir hikâye.

Bir de kolaj yapmanın kendisi var… Sanırım Junk Journal’a bu kadar bağlanmamın bir başka nedeni de sadece anıları saklamak değil, onları bir araya getirirken ortaya çıkan yaratıcı süreç. Bir şeyi kesmek, başka bir parçanın yanına koymak, yerini değiştirmek, yapıştırmak, üzerine bir şey yazmak… Bütün bunlar kulağa çok basit geliyor ama insanı gerçekten o ana çekiyor.

img_0708-2
Junk Journal | Fotoğraf: Liena Yancı

Üstelik bunun sadece “bana iyi geliyor” hissimden ibaret olmadığını gösteren çalışmalar da var. Sanat üretimi ve sanat terapisi üzerine yapılan araştırmalarda çizim, kolaj ve başka yaratıcı aktivitelerin stres ve kaygı üzerinde olumlu etkileri olabileceğine dair bulgular var. Örneğin bir çalışmada kolaj temelli bir sanat terapisi uygulamasına katılan kişilerde kaygı seviyelerinde anlamlı bir düşüş görülmüş. Başka araştırmalarda da yaratıcı sanat aktivitelerinin stres ve kaygının azalmasıyla ilişkili olduğu görülüyor.

Tabii buradan “kolaj yapmak bütün dertlere iyi gelir” gibi bir sonuç çıkarmıyorum. Zaten araştırmaların çoğu belirli gruplar ve belirli sanat terapisi uygulamaları üzerine. Ama benim deneyimimde de karşılığı olan bir şey var: Bir süre telefonumu bırakıp önüme kâğıtları koyduğumda, kesip biçmeye ve bir şeyleri yerleştirmeye başladığımda zihnim biraz yavaşlıyor. Bu etkinliği bu yüzden çok seviyorum. Junk Journal benim için ne sadece günlük, ne sadece kolaj, ne de sadece bir hobi: Biraz anı biriktirme eylemi, biraz da yaratıcılık. Hatta biraz da “Bunu da atmayayım, ileride bir anlamı olur” diyerek çantama attığım gereksiz kâğıt parçalarının intikamı! Bir anıyı hatırlamak için her zaman o anı fotoğraflamak gerekmiyor. Bazen küçücük bir kâğıt parçası sana bir fotoğrafın hissettiremeyeceği kadar çok şey hatırlatabiliyor.

img_0707-8
Junk Journal | Fotoğraf: Liena Yancı

Bir gün cebine koyduğun ve neden sakladığını bile bilmediğin o küçücük parçayı aylar sonra defterinin arasında buluyorsun ve bir anda kendini o günün içinde buluyorsun. Sayfalar çoğaldıkça fark ettiğim şey şu: Bu defter aslında farkında olmadan bir kitaba dönüşüyor. İçinde benim yaşadığım şehirler, gittiğim yerler, sevdiğim filmler, yediğim yemekler, karşıma çıkan küçük detaylar ve o anlarda nasıl hissettiğime dair izler var. Kelimeler olmadan da okunabilen bir kitap. Sessiz bir biyografi, bile denebilir.

Belki de Junk Journal tam olarak bununla ilgili; yani hayatı biraz daha elle tutulur hâle getirmekle. Çünkü bazen bir anıyı saklamak için onu uzun uzun anlatmaya gerek yok. O anın içinden küçücük bir parçayı alıp saklamak yeterli. Sonra aylar, hatta yıllar sonra o sayfayı açtığında, o küçücük parçanın içinde koca bir günün hâlâ orada olduğunu görüyorsun.

Kapak Fotoğrafı: melanfolia – pexels.com

İlginizi çekebilir: İrem Bektaş’tan Bir Hobimiz Vardı: Dijital Dalgada Kaybolmadan Önce

Yazı Yorumları (1)