Kafir: Orta Doğu’da Kadın Olmanın Vurucu Bir Özeti

Kalbinizi bıraktığınız kitaplar ve şarkılar olur, ve bazen filmler, bazen de mekanlar ve anlar, anlar.. Birinde hissettiğiniz, bir zaman sonra diğerinde vuku bulur hiç ummadığınız anda.. Mesela izlediğiniz bir filmin tadını aylar sonra gittiğin bir mekanda alabilirsiniz… Ya da tattığınız bir yemeğin izlerini, bir an’ ın içinde yeniden hissedebilirsiniz… Literatürde bunun bir tanımı var mı bilmiyorum ama ben kendi deneyimimle anlatacağım bunu… Bir kitap okudum, Kafir, bunu yazmalıyım dedim ama hislerimi bir türlü toparlayamazken, işte tam da bugün Asfur ile dağıldım, düştüm, savruldum, toparlandım, mı emin değilim? E ben bu hisleri zaten bu kitabı okurken de yaşamıştım. Kafamın içinde kocaman perdeler inip kalkıyor, siyah yoğunluklu, karanlığın içinde her açılışta yeni bir perde, ışığı tam görmeye yakın iniyor diğeri yeniden, yeniden… Kalbim bu kadar yoğunken kelimeler toparlanır mı, emin değilim. Bana düşen yazmak. Beynimin içindeki dalga, önce kalbimin en derin kıyısına vuruyor ve sonra ellerime ulaşıyorsa eğer…
Bir kitap ve bir şarkı nasıl örtüşürdü? Bir şarkı bir kitabı nasıl özetlerdi? Asfur’ un içinden bir Kafir çıktı. “Sığınak” kelimesi nasıl böylesine her şeyi kurtaracak güçte olabilirken bir anda içi kocaman bir boşlukla dolup, seni labirentlerinde yok edebilirdi? Bir kadının en yakını bildikleri onu nasıl hayat oyununun içinde tutmaya çabalarken, hislerini, yaralarını, nedenlerini, seçimlerini, boş bakan gözlerini ve çaresizliğini de bir çuvala koyup “yuva” denilen zindana itelerdi. Sığınak mıydı gerçek olan yoksa yuva mı? Yuvaya sahip çıkmaya zorlanırken, kaç kadın en yakını tarafından kimliksizleştirildi? Yok sayıldı, yok edildi? “Terk edilmiş bir tür olarak kadınlar, yasaklarla dolu bir dünyada kasılıp kalmıştı. Örtünün altında her türlü kötülük yapılabilirdi. Örtü düşünce ortaya çıkan ise sadece kimliksiz ve isimsiz kadınlar oluyordu.”










