20 Aralık 2013’ten beri Gayrettepe Metro İstasyonu’nda konuşlanan Karanlıkta Diyalog’la sıradışı bir deneyi yaşamaya hazır mısınız?

karanlikta-diyolog-detay-img

Daha önce theMagger’da,ya da başka birçok yerde Karanlıkta Diyalog’la ilgili pek çok yazı ve habere denk gelmişsinizdir.Şimdi biraz da ben size bahsedeceğim ama düşünün ki ister 10 kişi yazsın ister 30 kişi, herkesin deneyimi cidden kendine has.”Deneyim” Karanlıkta Diyalog’u karşılayan en net tanım. Zira bunca yıl boyunca size bambaşka ufuklar açan pek çok şey yaşamışsınızdır ancak bu kez olaylar tamamen sizin dışınızda gelişecek.

Ben uzun süre gitmek istedim,etkinliğin süresi ben vakit bulana kadar bitti; şansıma tekrar uzatıldı, yine gidemedim, yine uzatıldı derken İstanbul’dan okulumun bitişi münasebetiyle evime döneceğim son hafta gitme fırsatı bulabildim Karanlıkta Diyalog’a. Yanıma çok sık görüşemediğim ama çok sevdiğim bir arkadaşımı da aldım.Tek başına olmaktansa yanınızda bir destek hissetmek içeride size iyi gelecek. Zaten arkadaşım da çıktıktan sonra iyi ki birlikte gelmişiz dedi.

karanliktadiyalog-3

Karanlıkta Diyalog’a gitmeden önce giden arkadaşlarımdan,internetten çok şey soruşturdum ama kesinlikle spoiler almamaya and içmiştim ve iyi ki de öyle yapmışım dedim içeriye girdiğim an. O yüzden bu yazıda olabildiğince hissiyatlarımı anlatmaya çalışıp olanı biteni sizin deneyiminize bırakmaya çalışacağım.

Öncelikle içeriye gruplar halinde alınıyorsunuz, yani tanımadığınız birçok kişiyle birlikte…Ama daha önce pek çok kişinin de değindiği gibi içeride adını koyamadığınız bir samimiyet, bir bağ oluşuyor grup arkadaşlarınızla ve rehberinizle.Bizim rehberimiz Serdar’dı, kendisinden “Serdar Bey” diye bahsetmeyeceğim çünkü içeri girdiğimizde bizden ilk ricası bu resmi hitap şekillerinden kaçınmamızdı, tabii ki hepimiz kabul ettik. Belki de o samimiyeti ateşleyen de buydu. Elimizde bastonlarla parkura girişimizden birkaç dakika sonra herkes hayatında ilk defa gördüğü, hatta içeri girerken dikkat bile etmediği kişilere ismiyle hitap ediyor hatta sorgusuz sualsiz dokunuyordu ve inanın hiçbirimiz bu yakın temastan en ufak bir rahatsızlık duymadık 90 dakika boyunca.

İçeride rehberimize teslim edildiğimiz an kafamda yarattığım Karanlıkta Diyalog çoktan çöp olmuştu zira bambaşka bir şeyin içindeydim. Haliyle gerilimi parmak uçlarıma kadar hissettim hatta 90 dakika dayanamayacağımı düşünüp dışarı erken çıkmamın mümkün olup olmadığını muhasebe ettim kendi içimde ve bunların hepsi yaklaşık 1 dakika içinde oldu. O esnada rehberimizden bir soru geldi: ”Karanlıktan korktunuz mu?” cevabım netti: EVET!

Artık biz de görme engelli birer bireydik ve gerçekten onların dünyasındaydık.İstanbul’u görmeden yaşadık. Gezdik, dolaştık. Ayrıntıya girmek istemiyorum ki her yeni bölümde şaşırın. Kendi adıma en çok eğlendiğim aynı zamanda utandığım an içeride her dakikayı kaydeden kameraları unutup duyduğum müzikle oynamamdı.Turun sonunda kameraları hatırlayıp gruba bu durumu anlattığımda Serdar da dahil hepimiz gülüştük tabi. Yani ufak bir uyarı: kameralar var ve kayıttalar!

Grupça sohbet ettiğimizde aklımızdaki birçok sorunun cevabını da bulduk. Serdar’ın değindiği birçok ayrıntıdan biriyle başlarsam; görme engeli insanı acizleştiren bir durum değil. Tabii ki de “Gören bir insana göre bazı duyularımızla öndeyiz” gibi bir iddiaları yok. Ancak bu onlar için eksikliği hayatın merkezine oturmuş bir mesele de değil. En az bizim kadar donanımlı, bizim kadar estetik algıları geniş. Benim en çok merak ettiğim konulardan biri renklerle ilişkileriydi. Estetik algıları geniş dedim az önce, böyle bir durumda hepimizde olduğu gibi onlarda da hoş görünmek tabii bir ihtiyaç olsa gerekti. Serdar da beni doğruladı ve tüm tur boyunca bir saniye olsun kaybetmediği esprili halinden ödün vermeyerek cevapladı sorumu. Onun deyimiyle stil danışmanı annesiydi ve ateş eden kırmızı bir şort giydiğinde ona uyan bir şeylerle uğurluyordu oğlunu. Bu cevapla ve o 90 dakika boyunca grubumuzla kurduğumuz samimiyetle günlük hayatta takılı kaldığımız dış görünüşün aslında ne denli boş bir kriter olduğunu yakaladık.Ayrıca belirtmeden geçemeyeceğim içeride rehberinizin alana ve duyularına ne kadar hakim olduğuna fazlasıyla şaşıracaksınız. Serdar hepimize birebir temaslarında ismimizle hitap etti mesela. Beni tişörtümden,birlikte geldiğim arkadaşımı uzun boyundan,grup arkadaşımız Meltem’i kazağından tanıdığını söyledi. Bana sorun, ben her defasında “Meltem sen misin?!” diye bağırdım tabii ki…

fotoğraf

İçeride Braille alfabesine dair yaptığımız çalışma

İlk dakikalarda yaşadığım o gerilim 1,5 saatin sonuna yaklaşırken yerini “Alışıyorum galiba”ya bıraktı ama bu alışma hissiyatı 1,5 saatlik süre bitince aydınlığa kavuşacağımızı bilmenin rahatlığından olsa gerekti. Parkuru tamamlayıp turun sonuna geldiğimizde Serdar “Birazdan ışığı göreceksiniz” dedi, köşeyi dönüp küçük ışık hüzmesini gördüğüm an çıkışa koşuşumu hatırlıyorum…

Çıkışta rehberimizi ilk kez gördük.Hissiyatlarınızı deftere yazabilirsiniz dediğinde “Hissettiklerim yazabileceklerimden fazla” diyebildim. Bu yazıyı sizlerle paylaşma arzum da bu hissettiklerimden ileri geliyor.Bizzat yetkililerden aldığım bilgiye göre sergi 1 yıl süreyle uzatılmış. Vakti olan herkes mutlaka yolunu düşürsün. Ben o günden beri çoğu yaşadığıma farklı bir gözle bakıyorum, sahip olduklarım ve belki de her an kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğum şeylerin kıymetini anlamanın huzuruyla yaşıyorum.

image_127.jpg.665x351_q85_crop

Görseller: www.tadindaseyahat.com, www.diyalogistanbul.com

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN