Katedral Etkisi: Bir Tavan Yüksekliği Düşüncelerimizi Değiştirebilir mi?

Katedral Etkisi: Bir Tavan Yüksekliği Düşüncelerimizi Değiştirebilir mi?

Bazen bir mekâna girdiğimizde neden orada daha özgür düşündüğümüzü, başka bir yerdeyse en basit fikri bile geliştirmekte zorlandığımızı fark ediyoruz? Bir odanın büyüklüğü, tavanın yüksekliği ya da pencereden süzülen ışık, ilk bakışta yalnızca mimari ayrıntılar gibi görünebilir. Oysa içinde bulunduğumuz mekânla kurduğumuz ilişki, dünyayı algılama biçimimize de dokunuyor olabilir. “Katedral etkisi” olarak anılan kavram da fiziksel çevremizin düşüncelerimiz üzerindeki etkisini yeniden düşünmemizi sağlıyor.

Fotoğraf Altyazısı | Tomasz Zielonka (unsplash.com)
Katedral Etkisi  | Fotoğraf: Tomasz Zielonka – unsplash.com

Katedrallerin yüksek tavanları, geniş hacimleri ve insanı çevreleyen mimarisi, tarih boyunca yalnızca bir ibadet alanı oluşturmadı; aynı zamanda insana bulunduğu yerin sınırlarını aşan bir büyüklük hissi de verdi. Bugün bu mimari özelliklere yalnızca estetik açıdan bakmak yerine, zihnimizde nasıl bir karşılık bulduklarını da sorgulayabiliriz. Çünkü bazen bir fikrin ortaya çıkması için zaten bildiğimiz bir bilgiyi farklı bir açıdan değerlendirebileceğimiz bir alana ihtiyacımız olabiliyor.

Bunları Da Okuyun

Bir fikrin ortaya çıkması için tam olarak neye ihtiyacımız var?

Bu konuyu ilginç kılan detay, yalnızca katedrallerin ya da yüksek tavanlı yapıların insanlarda uyandırdığı his değil. Dikkat etmemiz gereken mesele bir mekânın düşüncelerimizi hangi yönde harekete geçirebildiği. Mesela; tüketici psikolojisi alanında çalışan Joan Meyers-Levy ve Rui Zhu, 2007 yılında Journal of Consumer Research dergisinde yayımladıkları The Influence of Ceiling Height başlıklı araştırmalarında, tavan yüksekliğinin insanların düşünme biçimleriyle ilişkisini üç deney üzerinden inceledi.

Fotoğraf Altyazısı | Leonhard Niederwimmer (unsplash.com)
Katedral Etkisi | Fotoğraf: Leonhard Niederwimmer – unsplash.com

Araştırmacılar, yüksek tavanlı ortamların özgürlük çağrışımıyla daha soyut düşünmeyi, alçak tavanlı ortamların ise sınırlanma çağrışımıyla ayrıntılara odaklanmayı destekleyebildiğini ortaya koydu. Çoğu zaman bir fikrin ortaya çıkmasını kişinin bilgisine, deneyimine ya da hayal gücüne bağlıyoruz. Oysa aynı kişi, farklı ortamlarda farklı biçimlerde düşünebilir. Bir yerde büyük resmi görmeye çalışırken başka bir yerde ayrıntılara takılabilir. Yaratıcılıkla ilgili dikkat etmemiz gereken bir nokta da yaratıcılığı yalnızca yeni fikirler üretmeye bağlamaktansa zihnimizin hangi koşullarda nasıl bağlantılar kullanabildiğiniz anlamaktan geçiyor.

Fotoğraf Altyazısı | Benjamin Ashton (unsplash.com)
Katedral Etkisi | Fotoğraf: Benjamin Ashton – unsplash.com

Burada yüksek tavanların herkesi daha yaratıcı yaptığı gibi bir sonuca varmamak gerekiyor. Çünkü soyut düşünmek, her zaman ihtiyacımızı karşılamıyor. Bazen bir fikrin peşinden gitmek, bazen de onu oluşturan en küçük ayrıntıyı fark etmek gerekiyor. Dolayısıyla bir çalışma alanını tasarlarken yalnızca genişlik ve ferahlığa odaklanmak yerine, o alanda ne yapacağımızı da düşünmek gerekiyor. Bir araştırmacının dikkatini ayrıntılara vermesiyle bir yazarın yeni bir anlatım biçimi araması aynı zihinsel süreci gerektirmiyor.

‘Mekânı değiştirmek, düşünceye alan açmak’

Katedral etkisini gündelik yaşama taşıdığımızda karşımıza daha tanıdık bir soru çıkıyor: Fikirlerimizi geliştirdiğimiz alanları ne kadar bilinçli seçiyoruz? Evimizde çalıştığımız masa, gün boyunca vakit geçirdiğimiz ofis ya da yalnızca düşünmek için gittiğimiz bir kafe, zihinsel deneyimimizin bir parçası haline geliyor. Bazense yalnızca masanın yerini değiştirmek, pencereden gelen ışığı fark etmek ya da bulunduğumuz ortamı sadeleştirmek bile o mekânla kurduğumuz ilişkiyi değiştirebiliyor.

Fotoğraf Altyazısı | Israel Andrade (unsplash.com)
Katedral Etkisi | Fotoğraf: Israel Andrade – unsplash.com

Mekân ve yaratıcılık arasındaki ilişki, yalnızca tavan yüksekliğiyle de sınırlı değil. 2015 yılında Psychology of Aesthetics, Creativity, and the Arts dergisinde yayımlanan, Anjan Chatterjee ve Oshin Vartanian’ın da yer aldığı mimari estetik araştırmaları, mekânın açıklık, karmaşıklık ve estetik özelliklerinin insan algısıyla ilişkisini ele alıyor.  Burada üzerinde durulması gereken başka bir konu daha var: Kendimize ait bir düşünme alanı oluşturmak. Bu alanın mutlaka büyük, gösterişli ya da kusursuz biçimde tasarlanmış olması gerekmiyor. Önemli olan, içinde bulunduğumuz mekânın ihtiyaçlarımızla ne kadar örtüştüğü. Sessiz bir oda, hareketli bir şehir manzarası veya hiçbir şey yapmadan oturabildiğimiz küçük bir köşe… Her birinin bizde uyandırdığı his tabii ki farklı olabilir. Üstelik bir mekânın anlamı, onu nasıl kullandığımıza göre de değişiyor.

Fotoğraf Altyazısı | Nick Fewings (unsplash.com)
Katedral Etkisi | Fotoğraf: Nick Fewings – unsplash.com

Katedral etkisinin en önemli unsurlarındna biri de mimariyi yalnızca estetik bir tercih olarak görmenin ötesine geçmemizi sağlaması. Bir yapının yüksekliği, açıklığı ya da sınırları, içinde bulunan kişinin deneyimini etkileyebiliyor. Ancak bu etkiyi bir yaratıcılık reçetesine dönüştürmek yerine, çevremizle kurduğumuz ilişkinin bir parçası olarak değerlendirmek daha anlamlı. Mesela Meyers-Levy ve Zhu’nun 2007 tarihli araştırması da belirli deneysel koşullarda ortaya çıkan düşünme farklılıklarını inceliyor; her insanın her ortamda aynı tepkiyi vereceğini ileri sürmüyor.

Fotoğraf Altyazısı | Jace & Afsoon (unsplash.com)
Katedral Etkisi | Fotoğraf: Jace & Afsoon – unsplash.com

Belki de fikirlerimize daha fazla alan açmak, her zaman daha büyük mekanlara sahip olmakla ilgili değil. Bazen bulunduğumuz yere başka bir gözle bakmak, bazen de düşüncelerimizi aceleye getirmeden geliştirebileceğimiz bir ortam yaratmakla ilgili. Katedrallerin yüksek tavanlarından gündelik hayatımızdaki küçük çalışma köşelerine uzanan bu düşünce, bana mekân tasarımının nasıl düşündüğümüzü de sorgulamamız için bir fırsat sunduğunu hatırlatıyor.

Kapak Fotoğrafı:  Sean Kuriyan – unsplash.com

İlginizi çekebilir: Ece Zeren Aydınoğlu’ndan Kentin Kimliğinde Edebiyat

Yazı Yorumları (0)
Bu yazıya ilk yorumu siz yazın!