Kişisel markalaşma konusunda sağlam bir imza atmış olan Özlem Kaya’nın öğrencilik zamanından marka olmasına kadar geçen süreçleri kendi ağzından öğrenmek istedik. Nişantaşı’ndaki showroom/ mağazasınının kapılarını Özlem, maggerseverler için açtı…

Küçükken hep çocuklar ya doktor ya öğretmen olmak isterlerdi. Sen moda tasarımcısı mı olmak istiyordun?

Küçükken çizmeyi, resim yapmayı çok severdim; ama bunu lise sona kadar adlandıramamıştım. Genelde kadın silüetleri çizerdim. Bütün defterlerimin yarısı çizimlerimle doluydu. Kararımı üniversiteye hazırlanmaya başlayınca verdim.

Tülin Şahin

Kariyerine karar verme zamanında Mimar Sinan Üniversitesi’ni kazanman hedefine ulaşmanda nasıl bir heyecan yarattı? 

Bir kere Mimar Sinan’a girmiş olmak benim için çok önemli bir hedefti. Ona ulaştıktan sonra aslında bu yolun zannettiğim kadar kolay olmadığını fark ettim. Çok çalışmak gerekiyordu ama bu benim yolumda dönüm noktalarımdan biriydi. Okulu bitirdikten sonra ilk durağın Hakan Yıldırım’dı. Bu durakta neler yaşadın? Şu an herkes Hakan Yıldırım’ın bir parçası olabilmek için can atıyor… Ben daha okulu bitirmeden 3. sınıfta bir arkadaşımın aracılığıyla tanıştım. Hakan’la ufak ufak çalışmaya başladım. Boş zamanlarımda onunla birlikteydik. Okulu bitirdikten sonra devamlı çalışmaya başladım. İşim onun asistanı olmaktı ve bu toplam 6 sene sürdü. Hakan’ da hayatımdaki 2. dönüm noktasıdır. Benim 2. okulum gibiydi; gerçekten çok fazla şey öğrendim.

Özlem Kaya markasını nasıl yarattın?

Hakan Yıldırım’ın yanından ayrıldıktan sonra uzun bir tatil yaptım ve bir firmada çalışmak yerine kendi ofisimi açmam gerektiğine karar verdim. Cesaretli davranıp ofisimi kurdum. Zor bir süreçti; o günden beri 7 sene geçti. Dönüp baktığımda iyi ki yapmışım diyorum…

Kişisel markalaşmanın bir püf noktası var mı?

Cesaret önemli bir faktör ama insanın kendi tarzını bulması vakit alıyor tabi ki. Çok çalışmak hatta bazen dinlenmeniz gereken zamandan çalıp, çalışmak bedenen yorsa da ruhen tatmin olduğunuz bir durum. Bunu iş olarak görmemek hayat biçimi haline getirmek, çok sevmek, dünyayı takip etmek, işin tekniğini iyi öğrenmek, püf noktaları diyebileceğimiz özellikler.

Sonbahar-kış sezonu için tüyoların…

Trend takip etmek, yakışmayanı giymek demek değildir. Önce bunu söylemek istiyorum! Bu sezon için fetiş bir parça edinebilirler. İstanbul Moda Haftası kapsamındaki defilelerinde renklerin kışın toprak tonları yazın pastel renklere kayıyor. Ama bence en önemli özelliği detaylarındaki farkındalık.

Sen nasıl tanımlıyorsun koleksiyonlarını?

Detaylardaki farkındalık doğru bir tamlama bence! Kesimlerle oynamayı çok seviyorum. Bu kaliteli kumaşlarla ve doğru renklerle bütünleştiğinde; daha da fazla hoşuma gitmeye başlıyor. Dişilik her zaman ön planda. Kadın maskülenken bile; dişliğini ve vücut hatlarını kaybetmemeli… Sade ama detayın fazla olduğu üzerinde düşünülmüş tasarımlar yapıyorum. Defile arkasında hep çok rahat ve sessiz oluyorsun. Panik olduğun ve kaygılandığın bir anın olmuş muydu? En son koleksiyonumda işleme kullandım ve gerçekten ağır parçalardı. Benim için yapmak uzun sürdü ve çok insan emek harcadı iki parça için. Bu 2 parça defileden 20 dakika önce kulise geldi. Beni bu süreç germişti…

2012 yeni yılıyla birlikte yeni projeler…

Uygulamak istediğim iki projem var. Üzerlerinde çalışıyorum. Biri, küçük bir gelinlik koleksiyonu bunu Nisan ayına kadar bitirmeyi planlıyorum. Diğeri de, ’small black dresses’ adından da anlaşıldığı gibi; en fazla on parçadan oluşan şık ve modası geçmeyecek, hayat kurtaracak, siyah elbiseler yapmak.

Teşekkürler!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?