“Kaybedenler de bir gün kazanmazlar mı?” sorusunun en net örneği bu film, Tolga Örnek ve Mehmet Ada Güntekin tarafından senaryolanarak; Burak Kanbir’in teknik görüntülemesi ve Tolga Örnek’in yönetmenliğinde hayata geçerek imzasını attı. Oyuncuların hayatımıza dönüp bakmamızı sorgulamamızı sağlayan performansları ile göz doldurucu ve beyin çalıştırıcı bir yapıt! Nejat İşler, Yiğit Özşener, Ahu Türkpençe, Serra Yılmaz gibi isimlerin canlandırması bu yapıtta anları seyirciye fazlasıyla yaşatıyor. Bu filmin oluşumundaki kilit isimleri ve serüvenini Tolga Örnek ve Burak Kanbir’den dinlemeye karar verdik…

Tolga Örnek

Sinema sektörüne nasıl girdi? Bildiğim kadarıyla ‘Malzeme Bilimi ‘ okudunuz.

Florida Üniversite’sinde okuyordum, daha sonrasında sinema okumak için 6 tane yüksek lisans programına başvurdum. Washington DC’deki American University’de sinema okudum. Her zaman aklımda film okumak vardı… Amerika’ya gittiğimde yıl 1994’tü. Kitaplar, makaleler, sinema kanalları bu tutkumu daha çok tetikledi.

Kaybedenler Kulübü ikinci sinema filmi tecrübeniz… Daha sonrası için planlar var mı?

Kaybedenler Kulübü, Devrim Arabaları’ndan sonar ki ikinci kurma filmim. Daha öncesinde belgeseller çekmiştim. Haziran’da yeni bir filme başlıyorum. Bu film uluslararası olacak; Aksiyon, Psikolojik-Gerilimi yüksek olacak bir film olacak. Hep birlikte göreceğiz!

Kaybedenler Kulübü’nün yönetmenliğini yapmanızda film senaryosunun önemi nedir?

Senaryoyu Mehmet’le yazdık. Rock’n Roll kültürünü anlattık, eğlenceli, özgürlükçü, çok çeşitli duygu ve tonları olan bir film Kaybedenler Kulübü. Yönetmen olarak çok zevk aldım; çünkü müzik seçimi olsun, görsel, oyuncu yönetimi, kurgu vb. gibi tüm konularda özgür olabildim.

‘Ekip Film Tedirginlikle sunar’ diyorsunuz. Neden?

“Ekip Film Tedirginlikle sunar” bir espriydi aslında. Eskiden “gururla,” “şükranla” sunar vardı; bizde ilgi çekmek ve merak uyandırmak için dedik bu cümleyi. Şu an bu soruyu sormanıza sevindim; demek ki ilgi çekmiş!

Filmi izlerken Kaan ve Mete’nin konuştuklarında kendi hayatımdan bazı bölümler gördüm. Sizin de senaryoyu okurken ve izlerken bu yönde bazı hisleriniz oldu mu?

Kaybedenler Kulübü’nde hepimizden izler var aslında. Herkes yalnız ve dibe vurmuş hisseder kendini. Aşık olur, ayrılık yaşar, kendimizi geliştiririz. Daha çok tercih ettiğimiz şeyler oluyor; belirli bir zamandan sonra para kazanmak zorunda olduğumuz için tercih yapmamız gerekiyor. Mutlu olduğumuz bir işte oluruz; ancak çok para kazanmayız veya sevmediğimiz bir işte çok para da kazanabiliriz. İşte bu bizim tercihimize bağlı, ben de ilk film sektörüne girerken bu zorluklarla karşılaştım; önemli bir tercih süreciydi bu. Hayatta bazen kaybeden bazen kazanan oluyoruz, bu hayata nasıl bir açıdan baktığımıza bağlı.

Burak Kanbir

Görüntü yönetmenliğine nasıl başladınız?

Ben 1989 yılında kamera asistanlığına başladım ve film işine girmemle eş zamanlı olarak 90‘lı yıllard Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Fotoğraf Bölümü’nde eğitim almaya başladım. Okul ile birlikte iş hayatımı da devam ettirdim.1995 yılında mezun oldum. Bu yıla kadar o dönem yaygın olan video formatları ile çalışma imkanım oldu. Daha sonraları ve şu anda tekrar büyük bir hızla hayatımıza giren bu projede de kullandığımız yüksek çözünürlüklü HD video dünyasına yabancılık çekmemek konusunda büyük yardımcı oldu. Tabii insan o zaman kendine yaptığı bu yatırımın kariyerin ilerki dönemlerinde bu derece faydalı olabileceğini kestiremiyor. Bu olaylardan sonra, 35 mm, klasik film kameraları ile binden fazla reklam filminde focuspuller lık yaptım. 13 yıl boyunca bu mesleği devam ettirdim. Film işinde, aynı işi yapan farklı mesleklerden pek çok insan yer alıyor, focus puller lık da profesyonel bir pozisyon ancak bir süre sonra artık farklı bir alana doğru geçiş kaçınılmaz oluyor.

Kaybedenler Kulübü filminin senaryosunda hayatınızdan kesitler buldunuz mu?

Tabii ki konusu çeşitli katmanlarda açılabilecek bir film Kaybedenler Kulübü! Bir erkek tarafından bakabilirsiniz, bir kadın tarafından bakabilirsiniz, döneme şahit biri olabilirsiniz, bir aşk filmi arayabilirsiniz, bir şehir filmi seyredersiniz gibi… Şüphesiz ki kendime yakınlaşan noktaları oldu. Kimi konuşmalar bizimde yaşadığımız durumlar… İlişkilerimizde zaman zaman aynı kelimelerle olmasa da mealen aynı anlamları içeren cümleler kuruyorsunuz, yaşıyorsunuz. Tıpkı Kaan ve Mete’nin o yıllarda otuzlarında olduğu gibi bizlerde araya yıllar koyarak ilişkilerimizi, gidenleri, kalanları, gitme dediklerimizi, diyemediklerimizi, kırgınlıklarımızı, yanlızlıklarımızı, tedirginleklerimizi dile getiriyoruz. Hayatta belki kendimizi bulma yolunda gidilen yerini değilde; yolun keyifine varan birileri olarak bakmalıyız. Mutlaka bu filmden, Mehmet Ada Öztekin‘in senaryosundan, Tolga’nın yönetmenliğinden, oyuncularımızdan, her şeyden önce kendimizden başlayarak filme soyunuyoruz. Filmin süreci de hayatımızın bir dönemi oluyor. 2011 yılının üç ayını ben ve pek çok kişi bu filmi yaşarken hayatımızda olup bitenlerle de hatırlıyacağız.

Sizce neden yakın markajdan çekimleri tercih ettiniz?

Filmin yapısı bizim bir özgürlüğe ve bunun bedellerini bir şekilde ödemeye yoluna da şahitlik etmemizi sağlıyor. Kaan sevdiğine son noktada “dur” diyemiyor. Belki dudakları aralansa bile o kelime ağzından çıkamıyor. Bedeli kendi özgürlüğü olarak düşünülünce… Biz bu iki arkadaşa, kendi anlarına şahitlik ediyoruz ama tamamen onların dünyalarına da giremiyoruz. Uzaktan izleyen bir tavır bu, teknik olarak teleleri ve tele makroları getirdi. Oradayız ama müdahale eden bir durumumuz yok! O odada değiliz bu yönüyle uzaktan bakıyoruz. Zaten bu iki adamda kendilerine ancak kendi izin verdikleri mesafe ve dairede insanları yaklaştırıyorlar. Aşkları bile… Kendi aileleri bile anlayamıyor bu insanları! Filmde belli köşelerde ilk dinleyen ararken siyah beyaz dünyaları renkleniyor. Telefon bağlanırken; bizde renkli bir sahnenin ortasında kalıyoruz. Onlar yayındayken; bir anda siyah beyaz olarak uzaklaşıyoruz… Bu noktada bizi istemiyorlar. Kendi halleri iki arkadaşın gözlerinde yansıyor… Bunu teknik olarak becerebilmek için filmin çekim aşamasının çok öncesinde, Tolga Örnek ile bu dil ve şekil konusunda bir fikir birliğine varmamız, oyuncuları, gerçekte canlandırdıkları insanları ve hayatlarını da biliyor olmamız bizi o dünyayı filmin gerçeğine aktarırken yardımcı oldu diye düşünüyorum… Son olarak gerçekten çekimi, izlemesi, hatırası keyifli bir iş oldu Kaybedenler Kulübü!

Bu sene başka nasıl projelerde isminizden bahsedilecek?

Sanırım yine bir ekip film projesinde birlikte olacağız. Bu yaz ve sonbaharda gerçekleşecek görünüyor.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?