Kelis ile: Müzikal Yolculuğu Üzerine

Enes Kudu
RÖPORTAJ|13 Ekim 2026
Kelis ile: Müzikal Yolculuğu Üzerine

Çok sesli müzik festivali MIX Festival, 6 Kasım 2026’da yepyeni edisyonuyla geri dönüyor. Farklı sesleri ve yeni keşifleri bir araya getiren festival, 2026 edisyonunda Zorlu PSM‘de sürprizlerle dolu bir deneyim sunmak için hazır. Festivalin öne çıkan isimlerinden; kariyerinin başından beri hem sesiyle hem de ikonik saç stilleri, klipleri, duruşu ve moda tercihleriyle müziğine vizyoner dokunuşlar katan Kelis ile festival öncesinde müzikal yolculuğunu konuştuk.

screenshot_20260929_185435_instagram
MIX Festival Afişi | Fotoğraf: Zorlu PSM

1999’da yayımlanan “Kaleidoscope” ile daha ilk albümünüzden itibaren kuralları esnetmeye başladınız. Pharrell Williams ve Chad Hugo’dan (The Neptunes) oluşan ikiliyle yarattığınız fütüristik R&B’den funk ve soul’a, oradan elektronik dans müziğine uzanan kariyerinizde değişmeyen tek şeyin; kendinizi ve müziğinizi beklentilerden sıyırabilmeniz olduğunu söyleyebiliriz. Sektörün dayattıklarından ve kalıplarından ayrışarak müzik yapmak, bugün dönüp baktığınızda size nasıl bir kariyer ve yaşam sundu?

Bunları Da Okuyun

Bu seçimlerin bana sunduğu hayat ve kariyer, tamamen kendi kurallarıma ve standartlarıma göre inşa edebildiğim bir alan yarattı. Sanırım her zaman, zamanın biraz ötesindeydim. Gerçi dönüp geriye bakana kadar bu durum insanlara pek bir anlam ifade etmeyebiliyor. COVID-19 öncesinde insanlara bir çiftliğe taşınacağımı söylediğimi hatırlıyorum, herkes bana deliymişim gibi bakmıştı. Sonra COVID-19 pandemisi başladı ve aniden herkes bir çiftliğe taşınmak istedi. Şimdilerde ise her yerde bu çiftlikleri ve agro-turizm (çiftlik otelciliği) projelerini görüyorsunuz. Bence ben doğam gereği her zaman kendi bildiğimi okudum ve bunun bir sonucu olarak hayatım tamamen bana has, benzersiz bir şeye dönüştü.

Kariyerinizin başından beri sesinizle beraber ikonik saç stilleriniz, klipleriniz, duruşunuz ve moda tercihlerinizle de müziğinize vizyoner dokunuşlar kattınız. Müzikal kimliğinizi tüm bu unsurlarla yekpare bir şekilde insanlara sunarken, bu bütünlüğün dünyaya ve dinleyiciye nasıl bir projeksiyon yansıtmasını umuyorsunuz?

Umarım insanlar benim sadece kendim olduğumu görürler. Sırf yapmış olmak için bir şeyleri üzerime iliştirmiyorum; hiçbir şey yapay veya kurgulanmış değil. Çoğu zaman bu, tamamen o an ne hissettiğimin samimi bir dışavurumu ya da o belirli dönemin bir yansıması oluyor. Kreatif sunum zaten kendi yolunu bulup doğal bir şekilde bir araya geliyor. Bir şeyleri birileri anlasın ya da beğensin diye yapmıyorum. Bu pek benim tarzım değil. Ancak insanların dünyaya sunduğum şeylerden çıkaracağı bir şey varsa, o da umarım sadece şudur: “Kelis ne yapıyorsa kendi bildiği gibi yapar.”

kelis_ms_pressphoto-v5
Kelis | Fotoğraf: Sanatçının İzniyle

Müziğin zirvesindeyken Le Cordon Bleu’da şeflik eğitimi aldınız; ardından Los Angeles’ı bırakıp çiftçiliğe yönelerek bugün hayatınızı Kenya’da sürdürmeye başladınız. Tüm bu uğraşlar yaşam yolculuğunuzda nasıl birer durağa dönüştü? Tatları bir araya getirmek, onları birbirine karıştırmak ve doğan ahengin tadına varmak size ne hissettiriyor? Bu mutfak ve toprak deneyimi, müziğinizin mutfağını ve sunumunu nasıl etkiledi?

Şef olmak, Los Angeles’tan bir çiftliğe taşınmak, ardından Kenya’ya yerleşip bu kıtada yaşamak hayatımdaki en büyük dönüm noktaları oldu. Her biri, o dönemde deneyimlediğim ve kendi adıma keşfetmek istediğim şeylerden filizlendi. Ailemi taşımak, tek başıma çiftçilik yapmayı öğrenmek, yeni bir kıtaya taşınmak ve yeniden okula başlamak… Bunlar çok büyük değişiklikler. İnsandan çok şey götüren ve hem kendiniz hem de aileniz için kendinizi hiç beklemediğiniz şekillerde zorlamanızı gerektiren süreçler.

Yemek pişirmek, tatları bir araya getirmek ve müzik yapmak birbiriyle bağlantılı şeyler fakat yemeğin yeri bambaşka. Müzik bazen sadece kendi zevkleriniz ve arzularınızla ilgili olabilir, oysa yemek söz konusu olduğunda başkasını beslersiniz; bu yüzden onların neyden keyif alacağını da düşünmek zorundasınız. Yemek yapmayı çok seviyorum ve aynen giyindiğim ya da müzik yaptığım gibi yemek pişiriyorum: ses getiren, cesur, bol lezzetli ve bol baharatlı. Bu süreç, sevdiğim şeyleri ve dönüp dolaşıp ziyaret ettiğim, bağ kurduğum yerleri yansıtıyor. Buna, yeniden döneceğim Türkiye de dahil; burada olmayı ve buranın yemeklerini çok seviyorum.

Youtube video

“Milkshake”, “Caught Out There”, “Acapella” gibi hitleriniz, diskografiniz içinde bambaşka müzikal dünyaları keşfetmek için dinleyicilere kapı aralıyor. Kendi müziğinize tamamen dışarıdan bir gözle bakacak olsanız; bugüne kadar yarattığınız, yaratmak istediğiniz ve geleceğe miras bırakacağınız o dünyayı nasıl tarif ederdiniz?

İşte bu zor bir soru. Bugüne kadar yarattığım evreni bu dünyaya ait olmayan, sıra dışı bir yer olarak tanımlayabilirim. Hâlâ yaratmak istediğim dünyaya ve geride bırakmayı umduğum mirasa gelince, çocuklarımın ve ailemin geriye dönüp baktıklarında kendi yolumu kendim açtığımı ve onlar için bir şeyler var ettiğimi bilmelerini istiyorum. Sürüden ayrılmaktan ve kendi bildiğimi okumaktan hiçbir zaman korkmayan bir öncü olduğumu görmelerini arzuluyorum. Umarım bu duruş şef ve çiftçi olmamın yanı sıra müziğime ve yaptığım tüm seçimlerime de yansıyordur.

İnsan, kendini inşa edebilen bir varlık. Sürekli kendini yeniden yaratmak, kendiyle karşılaşmak ve yaptığı eylemlerin içinde kendiyle baş başa kalabilmek, yaşam boyu bir beceri olarak ruhumuza katmak istediğimiz şeyler. Bunu başarmak, başkalarına da perdesiz ve maskesiz bakabilmeyi sağlıyor. Müzik, kendi kimliğinizi inşa etme sürecinde size nasıl karşılaşmalar ve aynalar sundu?

Bir albüm yaparken müzik genellikle bir içe dönüş ve yansıtma sürecidir. O dönemde ne deneyimliyorsanız ya da ne hakkında düşünüyorsanız ona dayalı bir şey yaratırsınız ve bunu bir şarkıya, sözlere dökmek istersiniz. Bu seçimler nihayetinde projenin kimliğini şekillendirir ve bir bakıma, o dönemdeki ve o albümün çıkış sürecindeki kendi kimliğinizi de belirler. Müzikte her zaman saklanacak bir yer olduğunu düşünmüyorum; gerçi isterseniz saklanabilirsiniz de sanırım. Ancak benim için müzik, her bir projenin ve her bir dönemin kimliği aracılığıyla, o an tam olarak kim olduğumu gösterme fırsatı sundu. Her albüm, kariyerimin o belirli noktasında nerede durduğumu yansıtıyor.

Youtube video

Kariyerinizin başında ortaya koyduğunuz o “öfkeli, yırtıcı ve isyankâr” imajınızla, “Caught Out There” ve “Bossy” gibi parçalar üzerinden ana akım müzikte çok güçlü bir feminist söylem inşa ettiniz. Yıllar içinde ise feminizmi daha “dişi, sezgisel ve doğurgan” bir güç; yani kendi arzularının ve sınırlarının mutlak efendisi olmak şeklinde yeniden tanımladınız. Bugün bu konudaki ifade zeminlerine ve kendi söylemlerinize bakışınız nasıl? Sizce günümüz dünyası, geleceğe dair bu konuda ne gibi yeni meseleler ve zorluklar yaratıyor?

Bence bu tartışmalar bugün diğer pek çok şeyin de yaşandığı yerde, yani sosyal medyada hayat buluyor. Burası insanların (bu bağlamda kadınların) kendilerine en iyi ve en doğru gelen şekillerde varlık gösterebildikleri bir alan. İnsanlara kendilerini ifade edebilecekleri bir mecra sunuyor; başkaları da bu sürece dahil olup kadınsallık, feminizm ve kendileri için önem taşıyan ilgili her konuda kendi tartışmalarını yürütebiliyor.

İnternet çağının getirdiği hız çılgınlığının ve kısalan dikkat sürelerinin sanatı ne yönde etkilediğini düşünüyorsunuz? Bu hız girdabının içinde siz sanatla, müzikle ve zaman kavramıyla nasıl bir ilişki yürütüyorsunuz?

Müziği ve sanatı tüketme hızımızın, bir bakıma sanatın kalitesinden ödün verilmesine yol açtığını düşünüyorum. Bazı insanlar, dinleyicilerin ve izleyicilerin bir şeyleri tüketme hızına ayak uydurabilmek için aynı tempoda üretmek zorunda hissetip baskı altında kalabilirler. Şahsen ben bu konuda hiçbir zaman baskı hissetmedim çünkü ben her zaman kendi hızıma göre üretirim.

Youtube video

Müzik endüstrisi, sanatçıların varlıklarını devam ettirebilmeleri için katı kurallar ve sınırlarla dolu bir katalog dayatıyor; mükemmeliyetçilik ve kitleleri memnun etme baskısı kuruyor. Bugün o yollardan geçmiş biri olarak, bu baskılara meydan okumak size ve müziğinize ne kattı? Kendi özgün yolunu yaratmak isteyen müzisyenler rotasını sizce ne yöne çevirmeli?

Kendi özgün yollarını açmak isteyen müzisyenlere tavsiyem, içsel pusulalarını takip etmeleri, kendilerine ve sezgilerine her zaman güvenmeleridir. Eğer bunu başarabilirseniz, bence geri kalan her şey zaten kendiliğinden rayına oturacaktır. Böylece on, on beş ya da yirmi yıl sonra kariyerinize dönüp baktığınızda kendinizi çok iyi hissedersiniz.

İstanbul konseriniz öncesi dinleyicilerinize bir şeyler söylemek ister misiniz?

Gelip herkesi göreceğim için çok heyecanlıyım, umarım hepiniz şovu sabırsızlıkla bekliyorsunuzdur. Beni davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim, gerçekten çok heyecanlıyım!

Kapak Fotoğrafı: Sanatçının İzniyle

Yazı Yorumları (0)
Bu yazıya ilk yorumu siz yazın!