10 Kasım’dan bu yana ISTANBUL’74’de Kezban Arca Batıbeki’nin “Manzarasız Bir Oda” başlıklı sergisi yer alıyor. Sergi hakkında çok yazılıp çizildi aslında ama ben bir noktanın üzerinde ayrıca durulması gerektiğine inanıyorum ki oda sanatçının mekana özel yaptığı yerleştirmesi.

dsc_0142

Sergide Atıf Yılmaz’ın “Aah Belinda”sından uyarlanan kısa film gösterimi, obje-resimleri ve bunların fotogravür tekniğiyle yapılmış reprodüksiyonlar da yer alıyor.

“Manzarasız Bir Oda” başlığının önermesiyle ve onü demir kafeslerle kapatılmış obje-resimler, gölge şeklindeki kadın figürleri, iskambil kartları, eskimiş kitaplar gibi objelerle istemeyerek yaşamın arkasında kalmış bir kadın görüyorsunuz. Kadın figürleri, panoların üzerine yerleştirilmiş kafeslerle desteklenen bir umutsuzluk, kenarları yırtılmış aşk romanları, danteller ve eski fotoğraflarla iletilen bir nostalji havası içinde küçüklüğünden beri hayatından beklentilerini bir erkek üzerine kurması aşılanmış, aşk filmlerinden, romanlarından etkilenmiş ama yaşı ilerledikçe hayal kırıklığının tüm tonlarını tatmış bir kadın arketipine işaret ediyor… Ailesinin ondan beklediği, bir aile kurmak rolünü hakkıyla yerine getirememiş, içinde cılız bir ışık olsa da hayatta kendi başına bir şeyler başarabilmeyi düşünmemiş bir kadın. Toplumsal bir okuma olarak, sadece  Türkiye’de değil tüm dünyada kadına dayatılan bir yaşam tarzı.

dsc_0146

Eserler izleyiciyle iletişim kurmakta oldukça başarılı ama sanatçı bir de yerleştirme ile bunu en iyi noktaya taşımak istemiş. “Bir yerleştirme bir sergiye en fazla ne katabilir?” diye düşündürüyor insana. Cevapta çok açık, duygu.

dsc_0143

Koridor boyunca duvar kenarlarında camekan içinde eski kitaplar, sigaralar, kolyeler koyulmuş. Eserlerle beraber bu mekana yayılan yerleştirme de size sergi hakkında daha derin bir anlayış katıyor ancak mekanın caddeye bakan kısmına ulaştığınızda sizi karşılayan manzara, sanatçının tüm anlatmak istediklerini doğrudan damarlarınıza veriyor. 

Burada pencerenin yanına konumlandırılmış kırmızı bir halı üzerinde kadife bir koltuk, canlı bir leopar desenine sahip örtüsüyle bir sehpa ve altın püsküllü, bordo bir lamba var. Koltuğun üzerinde leopar desenli askılı bir gecelik ve halının üzerine çıkarılıp atılmış bir çift tüylü kırmızı terlik… Masanın üzerinde bir günlük, sigara dolu kültablası, çevirmeli bir telefon, gazeteler, kitaplar, iskambil kağıtları ve falına bakılmış bir kahve fincanı…

Birden 70’lere gidiyorsunuz, tam Yeşilcam’lık bir sahne oluşuyor kafanızda. Bakımlı bir kadın. Seksi ile basit arası bir gecelik giymiş. Birini ya da bir şeyi bekliyor. Beklerken de kendine güzel bir Türk kahvesi yapıyor. Kahvesini içerken dün geceki rüyasından güzel bir anlam çıkması umuduyla rüya tabirleri kitabını karıştırıyor. Kahve fincanını ters çevirirken gözü önce saate sonra telefona takılıyor. Biraz canı sıkılsa da moralini bozmamaya çalışarak başka bir kitap kapıyor pencerenin önünden, Nobokov’un Lolitası’nı… Kitap sarınca çekirdeklerini alıp geliyor mutfaktan. Kitaptan kafasını kaldırdığında akşam iyice çökmüş. Bekleyiş uzun sürmüş… Gerginlikle bir sigara yakıyor ve falını yorumlamaya başlıyor. Değişik bir şey yok, her zamanki kısmet bulutları doluşmuş bardağa. Siniri iyiden iyiye bozuluyor ama üstünde durmadan bu kez dergilere sarılıyor. Hışırdayan sayfaları çevirirken ardı ardına yakıyor sigaralarını… Arada camlardan sokağa kaçamak bakışlar atıyor, gelen giden yok. Önceki gün saatlerce yazıp içini döktüğü günlüğünü tekrar eline alıyor, yazacak yeni bir şey de yok. “Sevgili günlük, bugün de beyaz atlı prens gelmedi. Neyse canım atına bir şey olmuştur herhalde!” mi yazacak. İç sıkıntısı ve sigaranın verdiği nefes darlığı onu iyice bunaltıyor. Son sigarasını küllüğe bastırırken, artık yatması gerektiğine karar veriyor. Gecelik çok ince, farketmeden üşümüş. Hoş yatakta daha sıcak değil zaten…

dsc_0150

Hikayeyi oluşturacak tüm ipuçlarını sağlamış sanatçı, senaryoyu oluşturmak, eserleri tamamlamak ise size kalıyordu… Sergi 21 Aralık’ta sona erdi…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?