Çikolatalı Krep ve Demleme Çay, sabah kahvaltısının belki de en iyi ikilisi. Mutluluk ve heyecanı vücutta arttıran madde… Emi içinse bir serüven! 1981 yılında İstanbul’da doğan ve şu an New York’ta yaşayan Emi Eskinazi, bize bir yemek kitabı değil, hayatın tesadüflerini düşündürten romantik bir hikaye sunuyor. Okurken insanı içine çeken dili ile okuyucuya keyif katan bu kitabın bir parçası olmayı kim istemez ki?

Hayatın tesadüfler üzerine kurulu olduğunu söyleyebilir miyiz?

Hayattaki tesadüfleri kesinlikle yadsımıyorum; ancak ben yaşadıklarımızın rastlantısaldan çok nedensel olduğuna inanmak istiyorum. Düşündüklerimizle, kurduğumuz hayallerle, inançlarımızla yaşadıklarımızı ve geleceğimizi şekillendiriyoruz. Bana göre, hayatımıza giren insanlar belli bir sebeple karşımıza çıkıyor. Çevremizde geçen olaylar tesadüfen yaşanmıyor. Sanki tüm bunlar daha büyük bir amaca hizmet ediyor, beni hayalini kurduğum o yola sokmaya çalışıyor. Böylece sıkıntı yaşadığımda bunu atlatmam biraz daha kolay oluyor. Beni daha iyisinin beklediğine inanıyorum.

Hayatında yaşadığın en büyük tesadüf nedir?

Eşimle tanışıp New York’a gelmek! Aklımda Amerika’ya gelme fikri hiç yoktu. Ülke çok uzak, tanıdığım kimse yok, İngilizcem çat pat… Ancak aşk sınır tanımıyor. Bir bakmışsın kanatlanıp uçuyorsun İstanbul’dan New York’a. Tabii bunu tam olarak tesadüf diye adlandırabilir miyim bilmiyorum. Belki de yıllarca birbirinden 10 dakika mesafede yaşamış olmalarına rağmen diğeri Amerika’dayken tanışan iki kişi sadece doğru zamanın gelmesini bekliyordu. Hayatları boyunca hayalini kurdukları kişiler olduklarını anladıklarında da yollarını birleştirmeye karar verdiler.

Emi küçükken bir yazar olacağını düşünüyor muydu? Yoksa herkes gibi aklında öğretmen ya da doktor olmak mı vardı?

15, 16 yaşında yazıyla ilk tanıştığımda “Belki bir gün…” diye aklımdan geçirdiğimi hatırlıyorum. Ancak o günün bu kadar erken geleceğini tahmin etmemiştim. Tabii o zamanlar aklımda yazdığım şiirleri bir araya toplamak vardı. Roman fikri bundan sadece birkaç sene önce oluştu.

“Çikolatalı Krep ve Demleme Çay” neden? En sevdiğin öğün ikilisi mi?

Kitapta anlatılan öykünün yapısına uygun bir başlık koymak istedim. Yani sıcak, sevimli, çekici… Okuyucuyu baştan çıkartarak kendine bağlayan… Neden özellikle bu ismi seçtiğimse kitabın ilerleyen sayfalarında ortaya çıkıyor.

Kitabında New York’ta yaşamaya başlaman mı tesadüfler mi ilham oldu?

İlhamımı bundan birkaç sene önce; 18 yaşındaki bir kızın cümlelerinden aldım. Artık kendim için yaptığım karalamalardan çıkıp kitaba yönelme kararını almıştım. Yaklaşık bir sene başka bir kitap üzerinde çalıştım. Ancak kendimi istediğim kadar iyi ifade edemediğimi fark ettim. Kuzenimin düğünü için 2009’un Eylül ayında İstanbul’a geldim. Burada eski eşyalarımı karıştırmaya başladığım sırada lisedeyken yazdığım şiirleri buldum. “Kesin beğenmeyeceğim” diyerek elime aldığımda beni çok şaşırtan bir şey oldu. Her birinin bir diğerinden daha güzel olduğunu fark ettim. “Bu nasıl mümkün olabilir?” diye düşünmeye başladım. Sonuç olarak aradan geçen seneler beni olgunlaştırmış, tarzımı geliştirmiş olmalıydı. 28 yaşındaki kadın, 18 yaşındaki genç kızın elinden çıkmış satırlara bakarken gözlerim doldu. Bu yitik hisler canlandırılmalıydı. Hayat, para kazanma mücadelesiyle geçmemeliydi! Genç bir kız gibi hislerin doruğunda, dolu dolu yaşanmalıydı. Ama insan durup da geçmişe bakmayınca, geride neler bıraktığını göremiyor. Çok şanslıydım ki bana bunu hatırlatacak genç bir kız vardı İstanbul’daki odamda. Onu bulmak, beni kendime ve hayata dair bir sorgulamaya yönlendirdi. Çikolatalı Krep ve Demleme Çay’ı yazma fikri de ortaya bu şekilde çıktı.

New York’ta yaşamak nasıl bir his? Bildiğim kadarıyla Türkiye’de doğdun ve büyüdün. Oranın hızına ayak uydurmak kolay oldu mu?

New York beni güzelliği ve enerjisiyle kendine bağlayan bir şehir. Burada  yaşam, dediğin gibi, oldukça hızlı. Ancak İstanbul’da da pek yavaş sayılmaz. Bu yüzden alışmam çok zor olmadı. 25 yaşında, Galatasaray Üniversitesi’den mezun olduktan sonra New York’a yerleştim.  Kısa süre içinde de çalışmaya başladım. Şu an yaptığım işle New York’un enerjisini daha fazla hissediyorum. Pera Soho isimli bir restoranda nişan, iş toplantısı, doğum günü gibi etkinlikleri koordine ediyorum. Her gün farklı insanlarla tanışıp çalışıyorum. Bu da beni hep canlı tutuyor.

Kitap yazmak kolay mı? En çok neye dikkat ettin?

Kitap yazmak zorlu ama keyifli… Sanırım en zor yanı, ÖSS’ye çalışmak gibi olması. Bir türlü “Tamam” diyemiyorsun. Tabii bunun dışında yayınevi bulmak, kitaba dönüştürmek, satmak, beğenilmek gibi başta özellikle düşünmekten kaçındığım gerçekler de vardı. Eğer aşamaların zorlu olacağını öğrenseydim yazmaktan tamamen uzaklaşmaktan korkuyordum. Bu yüzden kulaklarımı kapattım ve parmaklarımı oynattım. Keyifle yazdım…

Cümleler beni yönlendiriyordu. Sabah erkenden oturup akşam hava karardığında kafamı bilgisayardan kaldırdığım günler oluyordu. Ancak birkaç aylığına küsüp hiç yazmadığım da… İlk kitabımı yazıyordum. Kimse okumamış. “Ya iyi değilsem?” sorusu insanın aklına geldi mi tüm şevkini içinden alıp onu koskoca bir boşlukta bırakabiliyor. En büyük destekçim, eşimin ikna çabaları olmasaydı kim bilir belki de kitap bugün raflarda olamazdı.

Kitabı yazarken dikkat ettiğim en önemli şey, benim okumaktan hoşlanacağım şekilde olmasıydı. Yani akıcı, sürükleyici, heyecan verici, merak uyandırıcı, hareketli… Tüm bunlar benim bir kitapta aradığım özelliklerdir. Bu yüzden tahmin edebileceğiniz gibi ben de yazarken bunları göz önünde bulundurdum.

Sence herkes kitap yazabilir mi?

Kitap yazmak  sabır ve disiplin gerektirir. Birçok işte olduğu gibi… Önemli olan o kararı alabilmek ve arkasında durabilmek. Tabii itiraf ediyorum; bu her zaman kolay olmuyor. Özellikle de dediğim gibi ilk kitabını yazan biri için. Ancak söz konusu kendini yazarak iyi ifade edebilen biriyse, ne kadar uzak kalsa da kelimeler bir yolunu bulup o ellere ulaşıyor. Gerisi sadece başladığın işi bitirme azmine sahip olmakla gerçekleşiyor.

Yazdığın hikâyede hayatından kesitler var mı?

Tüm yaşadıklarım beni bu kitabı ortaya çıkartmaya yönlendirdi. Okul ve iş hayatım, ailem, arkadaşlarım… Kitabımı kendimden ayrı düşünemem. Sonuç olarak hayata ben de kendi penceremden bakıyorum. Ancak ana hikâyenin gerçek olup olmadığı kararını okuyucumun keyfine bırakıyorum.

Jennifer kim?

Jennifer, Manhattan’da Backyard isimli bir restoranın 29 yaşındaki genel müdürü. Günün birinde aldığı bir mektupla geçmişin sayfalarını aralayıp hayatını sorgulamaya başlayan genç bir kadın.

Yeni hikâyeler, kitaplar olacak mı? Yoksa bu kitabın başlangıç ve bitişin hikâyesi mi?

Aklımda yeni hikâyeler var. Keyif aldığım ve denemek istediğim birbirinden farklı türlerde… Henüz bir başlangıç yapmış değilim bu yüzden ikinci kitabımın hangisi olacağına daha karar vermedim. Ancak kesinlikle romantik türün dışında bir şey olacağını söyleyebilirim.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?