Bu kitapta ise bir öğretmenin, hırslı bir köy çocuğu olan yazarın hayatında ne kadar önemli rol oynadığını ilk sayfalarından son sayfalara kadar soluksuz okuyorsunuz. Keleş Öğretmen, öğrencisinin gözündeki okuma hevesini ve yazar olma hayalini fark ediyor ve elinden tutuyor. İlkokuldan mezun ettikten sonra öğrencisinin peşini bırakmıyor, doğru zamanda imdadına yetişiyor ve gelecek vaat eden öğrencisinin başarılı geleceğinde ilk çizgiyi çiziyor. Buna karşılık öğretmenlerin o dönemlerde yaşadığı haksızlıklar, karşılaştıkları yetersiz imkanlarla işlerini en iyi şekilde yapmalarını da takdirle karşılıyorsunuz.
Kitapta sadece bir öğretmen ve öğrencisinin ilişkisi yer almıyor. Okul yaşamımızda hepimizin başından geçenler, yarışmalar ve okul maçları, sınav heyecanı, karne sevinci ile birlikte aile dayanışması, mahalle arkadaşlarıyla oynanan tüm sokak oyunları, dostlarımıza taktığımız takma isimler, akrabalarla buluşmalar, balık tutmalar, piknikler, ninelerimizin anlattığı masallar, köydeki eğlenceler, sıcak yaz gecelerinde açık hava sineması kaçamakları ve çocukluğumuzda kitabın kahramanının da bizim gibi yaşadığı tüm mutlu anılar her sayfada karşımıza çıkıyor.
Yazar, kitabı o yaştaki konuşma diliyle yazmış. Çok yalın ve sade. Kitabı okurken sanki çocuk karşınızdaymış da size olayları heyecanla anlatıyormuş gibi hissediyorsunuz. Yaşadıklarını anlatmakla kalmıyor, bazı yerlerde hissettiklerini de açık sözle itiraf ediyor. Omuzlarım çökmüştü. Kuşlar gibi sevinçliydim. Bir Adanalı olarak benim en çok hoşuma giden ise Çukurova’ya özgü kelimelerin de yer almasıydı. Mahluta, sokumlama, zibil, gıllik gibi kelimelerin çoğunu ben de kullanıyordum ama çevremdekiler anlamamış bir ifadeyle suratıma bakıyorlardı. Bu kitabı okuyacaklar tarafından en azından biraz daha anlaşılmış olacağım için mutlu oldum.