Kopenhag: Geri Dönmek İstemeyeceğiniz "O" Şehirlerden

Yolculuk yapmaktan bu kadar keyif alma sebebim, her yolculuğumu kendime ayırdığım büyülü bir zaman dilimi olarak görebilmem sanıyorum. Okuduğum tavsiyelere rağmen gittiğimde keşfetmeyi, merak ettiğim sokaklara girmeyi, panoda gördüğüm sergiye gitmeyi seçiyorum. Sokaklarda kaybolmak ve keşfetmek, ruhumu beslemeyenler oluyor. Bunu fazla uzaklaşmadan yaşadığınız şehirde deneyimlemek de mümkün… Kısaca yaptığım her yolculuğun dinlendirici bir yanı var çünkü camdan dışarısını izlerken daldığım hayaller, en sevdiğim şarkının beni taşıdığı bambaşka gerçeklikler derin bir uyku, sabah hatırladığım güzel bir rüya etkisi veriyor. Bu yüzden dinlenmenin yolu kimi zaman gezmekten geçiyor. Toz pembe yanları ağır basan Kopenhag hem gezeceğiniz, hem de dinlenebileceğiniz bir şehir. Soğuk havasına rağmen içinizi ısıtacak, aşık olmadan midenizde kelebekler uçuşacak diyebilirim!

Gittiğiniz mevsime göre değişecek hava koşullarına hazırlandığınız koşulda seyahatiniz boyunca bir aksilik yaşayacağınızı sanmıyorum. Başınıza gelen minik aksiliklerde de, eğer rica edersiniz, insanlar size içtenlikle yardımcı olacaktır. Ben oldukça yoğun olduğum bir dönem sonrası bir haftalık bahar tatilimde gitmiştim bu şehre. Öncesinde çok fazla araştırma şansım olmayan Kopenhag’ı orada bulunduğum altı gün içinde keşfettim ve çok sevdim. Modern sanat müzelerini gezmeyi sevdiğimden Kopenhag kartı almıştım; müzelere ücretsiz giriş, bazı mekanlarda indirim ve ücretsiz toplu taşıma gibi imkanlar sağlıyordu. Diğer türlü müzelere giriş ücreti oldukça pahalıya geliyor. Bu minik ayrıntılar sonrası aklımda kalan sergiler, mekanlar ve ufak tavsiyelerle devam eden yazımda umarım kendinize göre bir şeyler bulabilirsiniz.
















