Tiyatroya düşkünümdür ama müzikallerin yeri bende apayrıdır. Müzikal ‘her şey dahil tiyatro’dur benim için. İçinde tiyatro vardır, müzik vardır, oyun ve oyunculuk vardır. Diyaloglara dans karışır. En sonunda ise eğlenceli bir oyun izlemenin keyfi vardır. İşte tüm bunları görmek ve yaşamak için müzikale gidilir. Küskün Müzikal’e ise tüm bu unsurların tezatlık çatısı altında nasıl ustaca işlendiğini görmek ve müzikale doymak için gidilir!

engin-alkan_82173Müzikal denince aklıma ilk Engin Alkan gelir. Kendisine olan hayranlığım, yazdığı veya yönettiği müzikallerini mümkünse en önden büyük bir heyecanla seyretmekle sonuçlanır. İstanbul Efendisi, Şark Dişçisi derken sıra Küskün Müzikal’e geldi. Yazıp yönettiği ve müziklerini de kendisinin yaptığı bu müzikali izledikten sonra ‘Engin Alkan, yine yapmış yapacağını’ dedim ve sezon bitmeden, sondan bir önceki gösterimini seyredebildiğim için kendimi şanslı hissettim. Tamamen tezatlar üzerine kurduğu oyunu yine bir müzikal formatında bize sunmuş ve çok da güzel olmuş.

kuskun muzikal

Küskün Müzikal, Engin Alkan’ın Carson McCullers’ın Küskün Kahvenin Türküsü (The Balad of Sad Café) öyküsünden uyarladığı bir oyun. Müzikalde, her günü birbirinden sıkıcı ve monotonlukta geçen, küskün bir kasabada kimsenin sevmediği ve hatta çekindiği Zakkum Hanım’la, bir anda ortaya çıkıp tüm ilgiyi üstünde toplayan akrabasının ilişkisi ve hapisten çıkıp Zakkum’dan intikam almak için geri gelen Kesik’in bağımlı aşkı anlatılıyor. Adı üstünde müzikal diyoruz ve ilk tezatlık da burada başlıyor. Müziklere alkışlarla eşlik ediyoruz, oyuncuların danslarına tempo tutuyoruz. Dışarıdan eğleniyor gibi görünsek de Zakkum’un hikayesini öğrenince resmen içimiz oyuluyor. Acı hikaye birden fazla, her karakterde ayrı ayrı işlenmiş. Bir yandan hepsine acıyor, nefret hissiyle dolup taşarken diğer yandan da onları sevgiyle sarmak istiyoruz. Çocuk istismarı, sevgiden yoksun geçen çocukluk, cinsel yönelimler, dostluğa duyulan açlık gibi konular nefret duygularıyla aktarılırken tam karşısında ise aşk inanılmaz güzel duygularla tarif ediliyor. Yaşadıkları iğrenç geçmişlerini anlatırken kulaklarımızı tıkamak istiyoruz ama sıra aşka geldiğinde can kulağıyla dinliyoruz. Oyunun sonuna kadar da tüm bu tezatlıkları yaşıyoruz.

Diğer önemli tezatlık ise oyunculukta. Karakterler, kostümleri ve makyajları da dahil olmak üzere oldukça abartılı ama oyunculukları da bir o kadar sade. Başta Zakkum rolündeki Pınar Yıldırım olmak üzere tüm oyuncular başarılı performanslarıyla kendilerine hayran bıraktı. Hissettikleri bütün duygular aynen üzerimizdeydi. Oyun başlar başlamaz Zakkum, yaşadığı kasabayı o kadar güzel anlatıyordu ki, dakika bir, gol bir, hepimiz o kasabada yaşamaya başlamıştık bile. Kesik rolündeki Mert Şişmanlar, bizi nefret ve intikam hırsıyla sarmalarken, Kuzen rolündeki Edip Tepeli ise şefkatiyle sevmeye ve sevilmeye olan bağlılığımızı hatırlatıyordu. Oyunda tezat olmayan tek şey isimlerle karakterlerin uyumuydu. Kesik, gerçekten bıçkın bir delikanlıydı, Mıhbey (Caner Erdem) bizi her an yere mıh gibi yapıştırmaya hazırdı, Kıymık (İbrahim Ersoylu) ise tüm olayların içine kıymık gibi batmaya çalışan ama önemsenmeyen bir karakterdi. Zifir, Battal Sefa ve Kurşet rollerindeki Zeynep Çelik, Hande Ağaoğlu Kaplan ve Hasan Karakurt da yine aynı şekilde oyunculuklarıyla isimlerinin hakkını verdiler. Bu kadar genç bir kadronun bu kadar güçlü bir oyunculuk sergilemesi ayakta alkışlanmayı hak ediyordu. Tabii bu alkışta orkestranın desteğini de unutmamak lazım. Diğer müzikallerden farklı olarak ilk defa bu müzikalde orkestra bizzat sahnede, oyunun bir parçası olmuştu.

kuskun muzikal

Dekor ve sahne ise müzikaldeki tezatlığı ön plana çıkaran diğer unsurlardı. Sahne oldukça küçükmüş derken oyun sırasında birden üç katlı bir sahneye dönüştü. Dekor, sahnenin ortasında duran ayaklı bir kafesten ibaretti. Derken kafes açıldı, dekor birken iki oldu. Sonra yarısı kapandı ikiyken üç oldu. En sonunda ise yine kapandı ve Zakkum’un kendini hapsettiği bir kafes olarak sahnenin ortasında öylece kaldı. Biz de sahne ve dekordaki tüm bu değişimleri büyük bir şaşkınlık ve merakla izledik.

emeksahneOyunu bu kadar beğenmemizin nedenlerinden biri de sanırım Emek Sahnesi’nde sergilenmesiydi. Anadolu yakasının tek alternatif sahnesi Emek Sahnesi, Pınar Yıldırım’ın önderliğinde 2012 yılında büyük bir emekle kurularak tiyatroyu Kadıköy’e taşımış. Sahne’nin oyuncularından, ışıkçısına, gişedeki görevlisinden kantindeki çalışanlara kadar herkes bir aile olmuş ve bizi de bu ailenin bir üyesi olmaya davet ediyor. Bu sezon Küskün Müzikal’in sahibi olarak da birçok tiyatro grubuna ev sahipliği yapmışlar. Kısa sürede kendilerinden söz ettiren Emek Sahnesi’nin bundan sonraki sezonlarda da birçok tiyatroseverin birinci adresi olacağı kesin.

 Kısaca, Küskün Müzikal, Engin Alkan’ın, oyuncuların ve orkestranın ortaya koyduğu emeği takdir etmeniz için kesinlikle gidilmesi ve keyifle izlenilmesi gereken bir müzikal olmuş. Sezonun son performansını sergilemek üzere olan bu ekip, Emek Sahnesi’nde müzikalin en tezat halini görmeniz için sizi bekliyor.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?