Çiçeği burnunda yazar, Sandra Franko bugün theMagger KİM?’in konuğu! Kendisiyle kitabı “Lafa Pabuç Giydirdim”i, hikayesini, en sevdiklerini ve İstanbul’u konuştuk. Keyifli okumalar!

Sandra! Seni daha yakından tanıyabilir miyiz?

Sandra Franko

Tabii ki :) Bir ailenin Almanya’da yapılmış, Alman Hastanesi’nde doğmuş, Alman ismi konmuş, Alman Lisesi’ne gitmiş, hayatındaki Alman döngüsünü kırmak için Koç Üniversitesi’nde okumuş küçük kızıyım. Bir işim, bir sevgilim, bir köpeğim ve bir kedim ile birlikte yaşıyorum. Engellenmesem, kabuğunu kaybetmiş salyangozlar dahil ihtiyacı olan bütün sokak hayvanlarını eve alacak kadar hayvanseverim. Tüm üşengeçliğime rağmen ciğer yemeye Edirne’ye, iskender yemeye Bursa’ya, midye yemeye İzmir’e gidecek kadar yemekseverim. Saatlerce lego yapıp, öğlen yemeği yemeden kayak kayabilirim. Aslında psikoloğum ama mesleğimi yapmıyorum. Onun yerine hayat beni her gün kendini geliştirmesi gereken bir dijital pazarlamacı yapıverdi.

Çiçeği burnunda bir yazarsın. Yeni bir kitap çıkardın. “Lafa Pabuç Giydirdim”den bahsedebilir misin? Ne hakkında, kimler okumalı?

Sandra Franko Kitap

Bence hayat aslında yaşadığımız şekliyle çok komik. Sadece görmesini bilmek gerekiyor. Ben bunu fark ettiğimden beri, yaklaşık 4 senedir, yaşadığım hikayeleri böyle bir bakış açısıyla bir blogda topluyorum. Aldığım olumlu tepkilerle birlikte blogdaki yazılarımdan en keyiflilerini seçip bir kitap yapmaya karar verdim.

Kitabı biraz gülmek, eğlenceli vakit geçirmek isteyen kişiler okumalı diyebilirim. Ayrıca hayata keyifli tarafından bakmak isteyenler için yol gösterici bir nitelik taşıyor :) Onun dışında metroda gidip gelirken sıkılanlar, tuvalette vakit geçirecek bir şeye ihtiyacı olanlar, uçakta uyuyamayanlar, güneşlenirken eğlenmek isteyen kişiler için ideal bir kitap bence.

Kitabını yazma sürecinden bahsedebilir misin biraz? Adına nasıl karar verdin? Zor mu kitap yazmak?

Dediğim gibi nihai hedefim kitap yazmak değildi. Blog yazmaya gelince, blog yazmak benim için zor demenin ayıp olacağı kadar keyifli bir şey…

Kitabın adının hikayesi şöyle: Büyükbabam kendine özel deyimler sözlüğü çıkartabilecek kadar yaratıcı bir adamdı. Çoğunda ne demeye çalıştığını yeni yeni anlıyorum. Bazen, ben çok konuşunca da “Sen lafa takunya giydiriyorsun!” derdi. Sanıyorum demeye çalıştığı şey, ‘basit bir olayı bambaşka bir kalıbın içine sokup anlatıyorsun’du. Aslında tam olarak kitapta yaptığım şey de buydu. Sıradan bir olayı bambaşka bir bakış açısıyla anlatmak… Takunya kelimesinin politik bir çağrışımı olduğundan, aynı anlama gelebilecek, yine eski olan bir kelime kullanmak istedim ve Lafa Pabuç Giydirdim adı çıktı ortaya…

Kitabına nerelerden ulaşabiliriz?

Her yerden. Remzi’ler bittikçe kitabı tedarik etme konusunda D&R’lardan daha başarılı, onu söyleyebilirim. Onun dışında online olarak idefix’ten D&R’a her yerde var.

Gelecek hayallerinden bahsedebilir misin biraz? Lafa Pabuç Giydirdim’i başka nerelerde görmek istiyorsun? 

Hem çok basit bir hayal hem de çok zor. Lafa Pabuç Giydirdim’i metroda karşımda oturan kızın elinde görmek istiyorum… Kızın da okurken güldüğünü görmek…

Şimdi sorularda biraz daha senden bahsedeceğiz. Önce “kısa kısa” dediğimiz bölümle başlayalım.

En son hangi… 

…filmi izledin? Açlık Oyunları II. Beklediğim kadar beğenmedim. Sanıyorum kitabı olan filmleri çok güzel yapmayı beceremiyorlar hiçbir zaman. Bir de 3.sü gelecek olsa bile tek başına bir film olmak istiyorsa, bir sona ihtiyacı vardı diye düşünüyorum.

…albümü dinledin? Albüm dinlemeyeli 10 seneden fazla oluyordur herhalde.

…kitabı okudun? Khaled Hosseini – Ve Dağlar Yankılandı. Çok sevdiğim bir yazar. Hikayelerinin çok dokunaklı ve dolu olduğunu düşünüyorum. Ve Dağlar Yankılandı’da diğer kitaplarına göre çok fazla hikayeyi tek bir roman altında anlatıyor. Bu hem iyi, hem kötü asında. Takip etmek ve akıcılık açısından hikayeyi karmaşıklaştırırken, okuyucuya olay-zaman hakkında daha geniş bir bakış açısı kazandırıyor. Bence mutlaka okunması gereken bir kitap. Yazarın tüm kitapları öyle…

…sergiyi gezdin? Açık Ekran Yeni Medya Sanatları Galerisinde Cacophony isimli sergiye gittim. Benim için fazla soyut ve moderndi. Yorum yapabilecek kadar anlamıyorum ben bu işi :)

Son zamanlarda hiçbir bölümünü kaçırmadığın bir dizi var mı? Bu diziyi neden önerirsin?

Muhteşem Yüzyıl! Gerçekten… Dram üzerine kurulmamış olan sayıca az Türk dizilerinden biri. Tarihi, neler olacağını bilmeme rağmen keyifle izletiyor kendini bence.

Aşağıdaki durumlara göre mekan tercihlerin nedir?

…İlk date: Bırakalım çocuk götürsün, tarzını anlayalım.

…Pazar kahvaltısı: Bizim ev :)

…Arkadaşlarla kahve: Lucca, Happily ever after.

…Dans: Cahide

…Rakı-balık: Arnavutköy Balıkçısı

İstanbul’u kültür-sanat aktiviteleri açısından değerlendirebilir misin? Sevdiğin ve eksik bulduğun yönleri neler?

İstanbul hem köklü geçmişi olan dolayısıyla müzeleri vs. çok ender şehirde bulunacak kadar sık olan, hem de modern sanatın yer bulduğu bir şehir…

Eksiklerine gelince bence sokak sanatı gerçekten eksik… Grafiti dışında sokaklarda sanat sayılabilecek hiçbir şey yok. Oysa ki çok yaratıcı insanlarımız ve sokak sanatına çok elverişli bir şehrimiz var.

Nerede oturuyorsun? Oturduğun bölge hakkında bize birkaç öneri verebilir misin?

Etiler’in göbeğinde oturuyorum. Vereceğim önerilere herkes hakimdir herhalde. Ama birkaç tane haber verebilirim. Nispetiye Caddesi’ne Limonata açıldı ve çok yakında Saray da geliyor. Ha bir de Backyard’ın şefi değişti, Beril Şanal geldi, geçen hafta da içini baştan dekore ediyorlardı. Son zamanlarda gitmediyseniz, mutlaka gidin derim.

Şu zamana kadar ziyaret ettiğin ve en çok etkilendiğin şehir hangisi? Oraya gidersek özellikle neler yapmamızı önerirsin?

Barselona. Gaudi’nin mimarisi, özellikle Park Guell insana bir masaldaymış hissi veriyor… İnanılmaz keyifli ve benzersiz.

Senin hakkında pek bilinmeyen 3 şeyi söyler misin?

Çok konuşuyorum, hayatım hakkında bir blog yazıyorum ve en son olarak blogumu kitap yaptım :) Sanırım hakkımda bilinmeyen pek bir şey yok…

Sanal ortamda seni nerelerden takip edebiliriz? Dışarıda seninle en çok nerelerde karşılaşabiliriz?

Twitter: @thesandru ve @pabucgiydirdim accountları, Instagram: thesandru.

Blog: Lifeofsandru.com & Papyonvesmokin.wordpress.com

Sanıyorum Belgrad Ormanı’nda kızarmış ev patatesi ve manda yoğurdu olan küçük ‘et’çide karşılaşma ihtimalimiz yüksek.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?