Litvanya’ya gitmeden önce ülke hakkında bildiklerim, Baltık bölgesindeki konumu, birkaç popüler şehrinin adı ve çok soğuk geçen kışlarıyla sınırlıydı. Beni en çok ülkenin tarihî yapılarının ve mimarisinin şaşırtacağını düşünüyordum. Oysa gezim sona erdiğinde aklımda en çok “yeşil” kalmıştı.

Bu yazıyı okurken, Litvanya’da parkta oturduğum bir anda denk geldiğim gelin ve damat dans ederken Shazam’ladığım “Eglė Sirvidytė – Mano namai Žodžiai” şarkısının tüm kırılmışlıklarınızı onaracak melodisi size eşlik etsin istiyorum. Dilini anlayamasak da kelimelerin duyguları taşıdığına ve hissettirdiklerinin evrensel olduğuna inanıyorum.

youtube play youtube play
gelin-damat
Gelin ve Damat | Fotoğraf: Dilay Muran

Litvanya’da Hayat Fazlasıyla “Yeşil” Akıyor

Litvanya bütünüyle yemyeşil bir ülke. Şehirden çıkmanıza gerek kalmadan karşınıza ormanlar, yürüyüş yolları, göller ve parklar çıkabiliyor. Başkent Vilnius’un içinde şehir hayatıyla doğa arasında keskin bir sınır yok gibi. İnsanların işe yetişmeye çalıştığı bir caddede yürürken, birkaç dakika sonra kendinizi upuzun ağaçların arasında bulabiliyorsunuz.

Türkiye’de parklar çoğu zaman birkaç bank, çocuklar için oyun alanı ve biraz çimden ibaretken, Litvanya’daki park kavramı bundan çok farklı. İnsanlar bu alanların içinde uzun süre vakit geçiriyor; yürüyüş yapıyor, bisiklete biniyor, çocuklarıyla dolaşıyor ve köpeklerini gezdiriyorlar.

Editörün Notu: Litvanya’da köpek sahiplenme oranı oldukça yüksek. Yapılan araştırmalar, Litvanya’nın kişi başına düşen köpek sayısında dünyadaki lider ülkelerden biri olduğunu gösteriyor. Bunun en temel sebebi, ülkenin evcil hayvan dostu bir yapıya sahip olması. Vilnius ve Kaunas gibi büyük şehirlerde köpeklerin kafelere, restoranlara, otellere ve hatta birçok ofise girmesi tamamen doğal.

gi%cc%87ri%cc%87s
Uzupis Cumhuriyeti | Fotoğraf: Dilay Muran

Uzupis Cumhuriyeti Anayasası’na göre de; köpeklere bazı yasal haklar tanınıyor. Anayasa’nın 11. maddesi “Herkesin, biri veya diğeri ölene kadar bir köpeğe bakma hakkı vardır” derken, 12. maddesi “Bir köpeğin köpek olmaya hakkı vardır” ifadesini içeriyor. Bu durum aslında tüm ülkenin hayvanlara verdiği önemin bakış açısını özetler nitelikte.

uzupis-cumhuri%cc%87yeti%cc%87-anayasasi
Uzupis Cumhuriyeti Anayasası | Fotoğraf: Dilay Muran

Hazır Užupis’ten bahsetmişken, Užupis Köprüsü’nde yer alan asma kilitlerden, yani aşk kilitlerinden bahsetmeden olmaz. Geleneğe göre; çiftler ve yeni evlenenler, isimlerini veya baş harflerini yazdıkları asma kilitleri köprünün korkuluklarına kilitliyor ve anahtarını da nehre atıyorlar. Bu ritüel, sevgilerinin sonsuza dek sürmesi için yapılıyor.

photo-collage-1
Asma Kilitler | Fotoğraf: Dilay Muran

Yeşillik alanlar burada gündelik hayatın bir parçası. Belki de bu yüzden Litvanya’da hayatın akışı ve gündelik yaşamın sakinliği bünyemi etkiledi ve zaman zaman iyi hissettirse de bir yandan beni düşündürdü. Çünkü biz, damarda kanın hızlı aktığı; son metroya yetişebilmek için adımlarımızı hızlandırdığımız, kasaya geldiğimizde arkamızda bekleyen kişiyi fazla bekletmemek için cüzdanımızı daha sıraya gelmeden hazırladığımız, “aman biri daha binebilsin” diye otobüste biraz daha kenara çekilip birbirimize yer açtığımız bir toplumuz.

Hayatın hızına, yetişme telaşına ve birbirimizi gözeterek sürekli hareket halinde olmaya öylesine alışmışız ki Litvanya’daki bu sakinlik bana kendi yaşam biçimimi de sorgulattı. Yurt dışında zaman sanki daha yavaş akıyor, insanlar bir yerlere yetişmekten çok içinde bulundukları anda kalıyor ve onu daha çok yaşıyor gibi. Gezdiğim süre boyunca kendime şu soruyu sormadan edemedim: Acaba hayatı bu kadar hızlı yaşamaya alıştığımız için mi yavaşladığımızda kendimizi yabancı ve biraz pişman hissediyoruz?

Aile Hayatına Erken Adım Atıyorlar

Litvanya’da dikkatimi çeken bir diğer konu, insanların aile hayatına yaklaşımı oldu. Çok genç yaşta evlenip çocuk sahibi olan insanlarla tanıştıkça, alışık olduğumuzdan biraz farklı bir toplumsal tabloyla karşılaştım. Bizde “Daha çok gençsin, önce kariyerini yap” düşüncesi öne çıkarken, burada evlilik ve çocuk sahibi olmak hayatın daha erken dönemlerinde gerçekleşebiliyor ve olağan karşılanıyor. Elbette bu gözlemi bütün ülkeye genellemek uygun olmaz. Ancak orada geçirdiğim süre boyunca tanıştığım insanları ve bulunduğum sosyal ortamlardaki aileleri gözlemledikçe, evliliğin ve çocuk sahibi olmanın hayatın doğal akışı içinde kendiliğinden yer bulduğu hissine kapıldım.

Litvanya’da Kadın Nüfus Çoğunlukta

Litvanya hakkında öğrendiğim ilginç bilgilerden biri de kadın nüfusunun erkek nüfusundan fazla olmasıydı. Resmi kaynaklara göre ülkenin nüfusu 2,9 milyon olarak biliniyor. Nüfusun yaklaşık %52,8’sini kadınlar oluşturuyor. Ülkede kadın nüfusunun erkeklerden daha fazla olması özellikle ilerleyen yaşlarda daha belirgin hale geliyor. Bunun arkasında kadınların daha uzun yaşaması gibi demografik nedenler de varmış. Doğuşta beklenen yaşam süresi (bir canlının ortalama ne kadar yaşadığını ortaya koyan istatistiki ölçüt), kadınlarda 81,1 yıl iken erkeklerde bu süre 75,9 olarak saptanmış.

Vilnius: Şehirden Kopmadan Doğaya Ulaşmak

Vilnius’u bana sevdiren en önemli özelliklerden biri, doğaya kolayca ulaşabilmek oldu. Klasik Avrupa şehirlerinde olduğu gibi burada da tarihi yapıları, kiliseleri, meydanları ve renkli sokakları gezebiliyorsunuz. Üstelik şehirden tamamen kopmadan doğanın içinde vakit geçirip bol oksijenli bir nefes alabiliyorsunuz. Bir noktada tarihi bir binanın önünde fotoğraf çekerken, başka bir noktada ağaçların arasında yürüyorsunuz. Bu iki deneyimi aynı şehirde, bu kadar kolay yaşayabilmek çok hoşuma gitti. Belki de buradaki insanlar gerçekten bizden daha yavaş yaşamıyor. Belki onların da işe yetişmeleri gerekiyor, faturalar akıllarını meşgul ediyor, trafik canlarını sıkıyor. Ancak doğa onlar için hayatın uzağında duran bir kaçıştan ziyade, gündelik yaşamlarının doğal bir parçası.

Litvanya’da Üç Durak: Vilnius, Kaunas, Trakai

Kaunas ve Vilnius, Litvanya’nın birbirinden farklı iki yüzü. Kaunas daha sakin, kendi halinde ve köy yaşantısı hissi verirken; Vilnius tarihî dokusu, dar sokakları, kafeleri ve canlı şehir hayatıyla başkent oluşunu size hissettiriyor. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde karma kategorisinde yer alan Trakai Tarihî Millî Parkı’nın merkezindeki Trakai ise, eski Türk boylarından Karay Türklerinin yaşadığı bir yer.

katedral-meydani
Katedral Meydanı | Fotoğraf: Dilay Muran

Vilnius Litvanya’nın daha hareketli ve tarihî yüzü. UNESCO Dünya Mirası listesindeki Eski Şehir’in Arnavut kaldırımlı sokakları, renkli cepheleri ve kiliseleri arasında yürürken şehir karşınıza sürekli daha güzel bir manzarayı çıkartacak. Gediminas Kulesi, şehre yukarıdan bakmak için en güzel noktalardan biri; aşağıda ise Vilnius Katedrali ve Katedral Meydanı, şehrin en önemli buluşma noktalarından biri olarak karşınıza çıkıyor. Eğer turistseniz bu meydan sizin check point noktanız olacak. Gotik mimarisiyle dikkat çeken Aziz Anne Kilisesi ve üniversitenin tarihi binaları da Vilnius’a geldiğinizde gezmeden ayrılmamanız gereken bir diğer yer.

kaunas-kalesi2
Kaunas Kalesi | Fotoğraf: Dilay Muran

Şehrin simgelerinden biri olan Kaunas Kalesi, Litvanya’nın en büyük iki nehri Nemunas ve Neris’in birleştiği noktada geçmişin izlerini bugüne taşıyor. Gotik mimarisiyle öne çıkan Aziz Petrus ve Pavlus Katedrali de şehrin farklı dönemlerini yansıtan yapılar arasında yer alıyor. Özellikle Laisvės alėja boyunca yürürken mağazaları gezebilir, šaltibarščiai içebilir ve şehrin butik kafelerinde kahve tadabilirsiniz.

saltibarsciai
Šaltibarščiai | Fotoğraf: Dilay Muran

Pembe rengiyle tanınan šaltibarščiai, Litvanya’nın en ünlü soğuk çorbası. Kefir, haşlanıp rendelenmiş pancar, salatalık ve taze dereotuyla hazırlanan bu çorbanın tadı da enfes. Sıcak haşlanmış patates ve haşlanmış yumurta dilimleri eşliğinde servis ediliyor. Ben haşlanmış patates yerine kızarmış patates tercih ettim, o ayrı.

Editörün Notu: Polonyalı şair Adam Mickiewicz, hayatı boyunca ülkesinin bağımsızlığı için verdiği mücadeleyle öne çıkan isimlerden biri. Bir dönem İstanbul’da yaşayan şair, 1855’teki kolera salgınında hayatını kaybetti. Son sözleri ise şöyle aktarılır: “İstanbul’da, koleradan öleceğimi bilseydim, yine buraya gelirdim. Çünkü bu benim görevimdi. Ben, Fransa’da bir ilim akademisinin umumi katibi olmaktansa, bir Türk taburunun katibi olmayı tercih ederim.” Şairin Galata’daki Tatlı Badem Sokağı’nda hayatını kaybettiği ev, 1955’te müzeye dönüştürüldü.

perkunas-evi
Perkünas Evi | Fotoğraf: Dilay Muran

Vilnius’un hemen dışında yer alan Trakai ise göllerin arasında kurulmuş, büyülü bir yer. Vilnius’tan buraya tren yolculuğu yaparken sağ ve sol manzaranız uçsuz bucaksız yeşillik olacak.

photo-collage
Renkli Trakai Evleri | Fotoğraf: Dilay Muran

Karay Türklerinin yaşadığı Trakai, Galvė Gölü ve uçsuz bucaksız yeşilliklerle çevrili kırmızı tuğlalı kalesiyle kendinizi bir masal karakteri gibi hissetmenizi sağlayacak. Göl çevresinde yürümek, renkli ahşap evlerin arasından geçip sakin sokaklarda dolaşmak o kadar güzel ki…

Editörün Notu: Yazarlarımızdan Refik Halit Karay’ın kökeni de Karay Türklerine dayanıyormuş.

Bir ülkeyi birkaç günde çözmek mümkün değil elbette. Ancak bazen seyahat etmenin güzelliği de tam olarak burada. Peki ya sen sevgili okur, birkaç günlüğüne de olsa hayatının ritmini değiştirebileceğin bir yere gitseydin, geri döndüğünde yanında ne getirirdin?

Kapak Fotoğrafı: Dilay Muran

İlginizi çekebilir: Liena Yancı’dan Barselona: Bir Şehri Detaylarında Sevmek