“-uno cafe con leche, por favor!

-buenos tardes, gracias!”

En çok duyduğum, en çok kullandığım birkaç İspanyolca cümleden ikisini yazarak başlıyorum satırlarıma bu kez. Yazımı okurken sizlere daha önce Avusturya’nın başkenti Viyana’yı anlatırken de söylediğim gibi, bunu her şeyi anlatan bir şehir-gezi rehberi gibi düşünmeyin, kendi penceremden gördüğüm bir İspanya olacak anlatacağım. Emin olun ki kendi gözlerinizle görüp burada bizzat vakit geçirmeniz size okuduğunuzdan çok daha fazlasını yaşatacak ve hissettirecektir :)

İnsanları iklimiyle paralel sıcak şehir… MADRİD

THY’nin tarifeli seferiyle İstanbul Atatürk Havalimanindan yaklaşık 4 saat süren rahat bir ucuşun ardından yüzölçümü bakımından Avrupa’nın önde gelen havaalanlarından biri olan Aeropuerto de Barajas, Madrid (Barajas Havaalanı)’e indim. Havaalanından şehir merkezine ulaşım metro yoluyla da sağlanabiliyormuş ancak siz de benim gibi rahatınıza düşkün ve gezmek/görmek adına yer üstünü seçenlerdenseniz üzerinde ‘Libre’ yazan beyaz taksilerden birini çevirerek konaklayacağınız otele ulaşabilirsiniz. Hotel Hesperia 5*, Madrid’in büyük caddelerinden biri olan Paseo de la Castellana’nın üzerinde yer alıyor, oldukça nezih atmosferi, sıcakkanlı, yardımsever ve güleryüzlü personeli, her gün iki defa temizlenerek çikolata servisi yapılan konforlu odaları ve lezzetli mutfağıyla seyahatte konfor ve şıklık arayanlar için biçilmiş kaftan, aklınızda olsun. Konaklama koşulları benim için çok da önemli değil, diyenlerdenseniz tercihinizi şehir merkezindeki daha az yıldızlı otellerden ve küçük pansiyonlardan yana da yapabilirsiniz pek tabii.

Akdenizli bir başka şehir olan İstanbul’dan gelen turistler olarak Madrid için adaptasyon süreci oldukça kısa sürüyor diyebilirim. Bizim şehrimiz ve insanımıza hiç de uzak olmayan yapıları, sıcakkanlı ve yardımsever tavırları, her insanı kendi içine kolaylıkla çekiveriyor. Tüm İspanya adına konuşmam doğru olmaz ancak diyebilirim ki Madrid, genel olarak İngilizce’ye çok ama çok yabancı. Yol tarifi almaya çalıştığınız sokaktaki bir Madridliden restorandaki bir garsona, bir dükkandaki tezgahtardan bir taksi şoförüne hemen hemen herkes size kendi dilinden uzun uzun cevaplar verebiliyor ancak sorduğunuzu çoğu kez anlamamış oluyorlar. Turiste derdini kendi dilinde yüksek sesle izah etme durumu yalnızca milletimize ait değilmiş kısacası, işte gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Size tavsiyem, Madrid’e turistik de olsa birkaç kelime ve cümleyi İspanyolca anlayıp telaffuz da edebiliyor olarak gidin. Amerikan kafesi olarak bildiğimiz Starbucks’lar bile dil konusunda beklemeyeceğiniz komiklikler yapabiliyor. ve inanın bir ‘uno cafe con leche’ veya bir ‘sin gas aqua’ bazen sizi büyük bir iletişim kopukluğundan çekip çıkarabiliyor :)

Şehir merkezinde Real Jardin Botanico (botanik bahçesi), Museo Nacional del Prado (Prado müzesi) ve Parque del Retiro (Retiro Park) gezilecek üç büyük mekan. Ardından Santa Barnabéu olarak bilinen Real Madrid’in 80bin kişilik görkemli stadını, kupa ve madalya koleksiyonuna dönmüş futbol müzesini hayranlıkla gezmeniz de çok olası. Ayrıca Gran Via’dan alışveriş yapabilir, Sol meydanında leziz yemekler tadabilirsiniz. Tercihim, Plaza de Mayor’daki sevimli cereveceria denilen kafeler ve tapas barlardı çoğu kez benim. Bir Akdeniz ülkesi olduğunu düşünürseniz deniz ürünleri de denenebilecek yemek çeşitlerinden. Bunun dışında İspanyol mutfağına özgü gazpachio, paella, tinto verano ve sangria’yı deneyebilirsiniz. Aralarında benim damak zevkime en çok hitap eden ve bir çeşit meyve şarabı olarak tarif edebileceğim sangria’yı Türkiye’ye dönerken havaalanından en sevimli -örneğin boğa, gitar veya flamenko dansçıları figürlü şişelerde sevdiklerinize hediye olarak veya kendiniz için de alabilirsiniz.

Havasından mıdır, suyundan mıdır bilmiyorum, insanlarında dikkatimi çeken detaylardan biri -hep söylenirdi de inanmazdım- sokak modasının çok ama çok acayip olduğuydu. Ağustosun ortasında kısa çizmeler ve botlarla gezen İspanyol kadınlarını bir anlam veremeyerek uzun uzun seyrettim. Transparan ve çoğu kez beden uygunluğuna bakılmaksızın seçilmiş bluzlar içinde tamamen zıt renk giydikleri iç çamaşırları ve renk uyumu asla olmayan aksesuarları, özensiz saç ve makyajlarıyla moda konusunda ne yazık ki sınıfta kalmışlar bana sorarsanız. Sokaklarında yürürken aklıma Beyoğlu Fransız Sokağı’nda, Hisar’da, Nişantaşı’nda, hatta İstiklal Caddesi’nde her biri birbirinden farklı ama şık ve gerçek İstanbul hanımefendileri ve beyefendileri geldi, açık ara şampiyonmuşuz biz meğer. Moda konusunda uzman olduğumu iddia etmiyorum, aksine, tasarımcılara ve moda bloggerlarına mutlaka Madrid’i tavsiye ediyorum, gezip gördükten sonra durumu ve gidişatı bana da izah edenler olur belki aralarında, diyerek.

Seyahatinizden önce bilmeniz gerek bir başka nokta, Madrid’de gün sabah 10’dan önce asla başlamıyor, bazı yerler için bu saat 11’i bulabiliyor. Sabah insani değiller, diyeceksiniz, doğru; doğru ancak bir de siesta’ları var ki turistleri çılgına çeviriyor. 14-17 arası dükkanlar siesta tatilinden ötürü kapalı oluyor. Başlangıç saati değil ama bitiş saati de işletmeden işletmeye farklılık gösterebiliyor siestanin, 17’den itibaren her yer açık, diyemem yani size. Giremediğim yerler kimi zaman beni de kızdırsa da bir yandan İspanyollar’a hak vermiyor değildim, çünkü öğle saati Madrid’de hava sıcaklığı güneşte 41-42 leri bulabiliyor. Şehrin denize kıyısı olmamasından ötürü nem olmayışı İstanbul’dakinin aksine insanı nefessiz bırakmıyor ancak yine de 40lı derecelere ulaşan sıcaklık değerlerinde şehri gezmek pek de sevimli olmayabiliyor :) Buna paralel olarak akşam yemekleri 22’den önce yenmiyor bu şehirde, en kalabalık meydanlar olarak bilinen Sol, Gran Via, Plaza de Mayor tüm enerjisine ve canlılığına akşam saatlerinde kavuşuyor.

3 kültür bir arada, İspanya’nın tatlı kenti… TOLEDO

5 günlük İspanya kaçamağımın en büyük İyi ki’si sayılabilecek sevimli Toledo!!! Uygarlık tarihindeki yeri ve önemini doğru ve detaylı öğrenebilmek adına buraya gitmeden once bir araştırma yapmanız yararınıza olacaktır ancak tek kelimeyle size Toledo’nun şahane olduğunu söyleyebilirim. Madrid’e haksızlık etmek istemem ancak Toledo her şeyiyle özel, başka türlü güzel bir şehir. Atocha istasyonundan kalkan trenlerle yarım saat sürüyor Madrid’den Toledo. Bunun dışında ulaşım otobüsle de oldukça rahat ve kolay sağlanabiliyormuş, yine de bana sorarsanız trenin keyfi çok özeldir.

Trenden iner inmez istasyonun hemen önünden kalkan iki katlı ve üstü açık turistik şehir otobüslerine atlayıp öncelikle şehri panoramik olarak turlamanız tavsiyem, manzaralara hayran olacaksınız. Girişte alacağınız İngilizce kulaklıklarla şehrin yapısı ve tarihi hakkında bilgi sahibi olabilir, aynı zamanda bol bol resim de çekebilirsiniz. Üç ayrı kültürü bir arada bulunduran Toledo turistler icin cok cazip olduğundan gezdiğiniz her sokakta çeşit çeşit dil duymanız mümkün, neredeyse herkes elinde bir harita ve fotoğraf makinesiyle dolaşıyor. İstediğiniz an sokak aralarindaki sevimli kafelerde soluklanabilir, öğlen sıcağını atlattıktan ve yorgunluğunuzu üzerinizden attıktan sonra gezinize kaldığınız yerden keyifle devam edebilirsiniz. Gece konaklayıp konaklamamak size kalmış, seyahatiniz yeterli uzunlukta ise kalınası oteller mevcut bu şehirde, bilginiz olsun. Yolu İspanya’ya düşeceklere Toledo’yu şiddetle tavsiye ediyorum…

Hepinize sevgiler!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?