Yılın sonuna yaklaşırken theMagger yazarlarını tanıtacağımız bir galeri oluşturma fikriyle çıktık yola. Yazılarını zevkle okuduğumuz isimler hem kendilerini hem theMagger’ı hem de geride kalan yılı anlatsın istedik.

3 bölümde tamamlanacak bu mini-röportaj serisinde sözü önce theMagger’ın kurucusu Lisya’ya ve editörü Emre’ye, ardından da alfabetik sırayla değerli theMagger yazarlarına bırakıyoruz:

Magger’ların kendilerini, theMagger’ı ve 2017’deki keşiflerini anlattığı bu mini-röportaj serimiz önümüzdeki günlerde devam edecek! Siz de onlar gibi deneyimlerinizi theMagger’da paylaşabileceğinizi unutmayın.

***

Magger Yazarları

theMagger Yazarları 2017’yi ve theMagger’ı Anlatıyor

 

Lisya Kalma | @lisyakalma

“theMagger’da yazmamın nedeni, theMagger’ı benim kurmuş olmam değil. Yazmaya, paylaşmaya ihtiyaç duymam. “

_Seni daha yakından tanıyabilir miyiz? 

Merhaba ben Lisya! theMagger.com’un kurucusu ve yayın yönetmeniyim. Aktif olarak theMagger’la ilgileniyorum. Gün içerisinde çalışma dışında, köpeğim Kuki’yle oynarken günümün EN güzel vakitlerini geçiriyorum. Sevdiğim semtleri genelde gündüz tekrar tekrar keşfedip, akşamları eşimle evde olmayı tercih ediyorum. Dostlarımız geliyor, çaylar demleniyor veya şaraplar açılıyor. Uzun sohbetler, kalabalık bir ev gibisi yok! Eğer Tuna’yla yalnızsak mutlaka film izliyoruz, ya da yeni bir diziye başlamanın heyecanını yaşıyoruz. Cumartesi sabahları Sirkeci ve Kapalıçarşı taraflarında oluyorum, sonrasında mutlaka Nişantaşı’na gidiyorum. Hayatımda en çok sevdiğim aktivite ise seyahat etmek. Son bir senede İtalya’dan Amerika’ya, İsrail’den Tayland’a, İspanya’dan Avusturya’ya birçok ülke ve şehri gezdik Tuna’yla. Fırsatım olsa her hafta sonu başka şehre hiç yorulmadan gidebilirim. :)

_theMagger ile ne zaman tanıştın, theMagger’da yazmaya nasıl karar verdin?

theMagger ile 2010’da tanıştım ben. O zamanlar theMagger ismi yoktu tabii; kendilerine blog açmak istemeyen veya bloglarını daha çok duyurmak isteyen insanların deneyimlerini rahatça paylaşabildikleri, seyahatlerini, okudukları kitapları, gezdikleri sergileri, sevdikleri albümleri, izledikleri filmleri yazabilecekleri bir websitesi olacaktı, oldu da! theMagger’da yazmamın nedeni, theMagger’ı benim kurmuş olmam değil. Yazmaya, paylaşmaya ihtiyaç duymam. Unutmamak için, daha çok keşfetme motivasyonumun gelmesi için, gözlemlediklerimi ve deneyimlediklerimi başkalarına anlatmak için, minik de olsa fark yaratmak için yazıyorum.

_2017’de keşfettiğin ve bu satırları okuyanların da mutlaka denemesini önerdiğin 3 şeyi bizimle paylaşabilir misin? 

> CHIANG MAI, TAYLAND: Geçen seneki Tayland tatilimizde keşfettiğimiz şehir, Chiang Mai Tayland’ın kuzeyinde bulunuyor. Yollarda ve Uzakdoğu stili market’lerde birçok backpacker’la karşılaşabileceğiniz, Thai kültürü için önemli tapınakları ziyaret edebileceğiniz, Tayland’ın en yüksek tepesine yani Doi Inthanon’a çıkabileceğiniz renkli ve hareketli bir şehir burası. Kesinlikle tavsiye ederim. Farklı bir deneyimdi, bana çok iyi geldi.

> Bu sene yaklaşık 100 civarı film izledik, 20’ye yakın da dizi sezonu bitirdik. Belki daha fazla bile olabilir :) Dizilerden, THE JINX belgeselini mutlaka öneriyorum. Yeni dönem ilişkileri anlatan İtalyan filmi PERFECT STRANGERS harikaydı. Hayvanseverler OKJA‘yı seyretsinler. Efsanevi menajer Shep Gordon’un hayatını konu alan SUPERMENSCH belgeselinin de kesinlikle izlenmesi gerekiyor. Liste uzar gider, en iyisi şimdilik burada sonlandırayım. :)

> PATIFOOD.COM: Yalnızca İstanbul’da 150.000’den fazla sokakta yaşayan köpek var. Onların hayatlarına devam etmesi için desteğe ihtiyaçları var. Patifood.com’dan “Mama Kumbarası”nı seçerek, istediğiniz bütçe dahilinde Türkiye’nin her şehrindeki gönüllülere, sokakta yaşayan dostlarımızı beslemeleri için mama gönderimi yapabilirsiniz. Aklıma geldikçe gönderiyorum; gönderdikten sonra kendimi ne kadar iyi hissettiğimi anlatamam. Hadi siz de yapın…

Lisya’nın theMagger’daki yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Emre Eminoğlu | @emre.eminoglu

“Sadece bir ekrandan yazılarını ve önerilerini takip ettiğim yazarlar değil, birlikte bir şeyler keşfetmekten, konuşmaktan zevk aldığım arkadaşlar da edindim theMagger sayesinde.”

_Seni daha yakından tanıyabilir miyiz? 

Uzun cümleler kurmayı çok sevsem de bir süredir tüm sosyal medya hesaplarımdaki profil metnimi beni çok güzel özetlediğini düşündüğüm şu kısa cümleyle güncelledim: “I like words, movies and art.” ( Sözcükleri, filmleri ve sanatı severim.) Yapmayı en çok sevdiğim üç şey yazmak, film izlemek ve listeler yapmak. Sabancı Üniversitesi Üretim Sistemleri Mühendisliği Programı ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültür Yönetimi Yüksek Lisans Programı mezunuyum. 2012’den beri theMagger’ın editörüyüm, aynı zamanda freelance metin yazarlığı ve film programlama ile uğraşıyor, farklı online ve basılı yayınlarda kültür-sanat yazıları yazıyorum. 1990’dan beri tüm Oscar adaylarını ve kazananlarını ezbere sayabiliyorum, ödül sezonu boyunca ödül sezonuyla yatıp kalkıyorum. Filmleri sinemada izlemeyi, Lego’yu, kahveyi ve kahvaltıyı, bir de zeytinyağlı fasülyeyi severim. Çok sevdiğim, içinde büyüdüğüm o şehre benzemekten vazgeçen İstanbul’a kısa bir süre önce veda ettim, şu anda Chicago’da yaşıyorum.

_theMagger ile ne zaman tanıştın, theMagger’da yazmaya nasıl karar verdin?

theMagger henüz yepyeni bir online dergi iken, çalıştığım ajanstaki bir arkadaşımın “Böyle bir dergi var, neden iletişime geçip yazmıyorsun?” önerisi üzerine theMet’i inceleyip, gerçekten de orada yazmak isteyip, Lisya’ya attığım email ile başladı her şey. 2011 Mayıs ayında da ilk yazım, “Saat 12 Olmadan” adlı köşemde yayınlandı. O güne kadar kendi kültür ve sanat blogum dışında hiçbir yerde yazılarım yayınlanmamış olduğundan o ilk yazılar ve şu an çok uzak gelen o günler bile çok özeldi benim için. Lisya’yla tanıştıktan ve theMagger’ın şu an okuduğunuz halini almasından sonraysa yalnızca zevkle okuduğum ve yazdığım bir platform değil, 5 yıldır severek devam ettiğim işim de oldu. Sadece bir ekrandan yazılarını ve önerilerini takip ettiğim yazarlar değil, birlikte bir şeyler keşfetmekten, konuşmaktan zevk aldığım arkadaşlar da edindim theMagger sayesinde. Editörü olduğum siteye gelen yazıların birçoğunu okumak zorunda olduğum için değil, ilgimi çektiği için okumak büyük bir mutluluk 5 yıldır. Aynı şekilde sadece theMagger’ın imzasıyla değil kendi imzamla yayınladığım yazılar da içimdeki, 12 yıl önce bir şeyler paylaşmak istediği için yazmaya başlayan o blogger’ı canlı tutmamı sağlıyor.

_2017’de keşfettiğin ve bu satırları okuyanların da mutlaka denemesini önerdiğin 3 şeyi bizimle paylaşabilir misin? 

> Bu yıl izlediğim en iyi film CALL ME BY YOUR NAME. Son 20 dakikası boyunca hüngür hüngür ağlatan, geri kalan kısımlarında ise İtalya güneşiyle, renkleriyle, anlattığı duyguların gerçekliğiyle büyüleyen bu Luca Guadagnino filmini ilk fırsatta izlemeli, başrol oyuncusu TIMOTHÉE CHALAMET ile bir an önce tanışmalı, hatta filmle yetinmeyip filmin uyarlandığı ANDRÉ ACIMAN romanını da okumalısınız.

> İstanbul Müzik Festivali’nin konuğu olarak Bach’ın Goldberg Çeşitlemeleri’ni çaldığı bir resital için İstanbul’a gelen İzlandalı piyanist VÍKINGUR ÓLAFSSON, bu yıl hem kayıtlarını hem de canlı olarak ilk kez dinleyip hayran olduğum bir sanatçı. Özellikle Philip Glass albümünü dinlemenizi, hatta Youtube’dan açıp Reykjavik’in muhteşem konser salonun görüntülerinin de keyfine varmanızı öneririm.

> Kasım ayında Belçika’nın dört şehrini gezdim. Aralarında favorim, beni oldukça şaşırtan GHENT oldu. Mimarisiyle, tasarımıyla, sanat ortamıyla, keyifli kafeleriyle, yaşam kalitesiyle sadece Belçika’nın değil Avrupa’nın birçok şehrinden daha çok sevdim Ghent’i.

 Emre’nin theMagger’daki yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

 

Ahmet Rüstem Ekici | @ahmetrustem

“Gezdikçe, denedikçe paylaşan insanların deneyimleri ile zenginleşen bu platformda yaşam ile alakalı her şeyi bulmak mümkündü ve bu yüzden bir parçası olmak istedim. “

_Seni daha yakından tanıyabilir miyiz? 

Sanatı hayatının merkezine almış bir sanatçı ve sanat yazarıyım. Aynı zamanda televizyon ve film sektörü için dekor ve sahne tasarlıyorum. Sektör dışı tüm sanat üretimimi gerçekleştirdiğim atölyede geçiyor çoğu zamanım. Şehir merkezinde yaşayan biri olduğum için sanat, tasarım ve eğlence etkinliklerine olabildiğince fazla vakit ayırıyorum. Son bir yıldır Artisans Dergi’de sanat yazarı olarak çalışıyorum. theMagger dışında yazdığım kişisel blogum olan ahmetrustem blog’a içerik eklemek beni daha fazla gezmek, görmek için motive ediyor. Bullterrier’im Lupo ile Maçka Parkı en sık gittiğim yer. Üretim ile alakalı yeni şeyler keşfetmek, denemek ise en büyük hobim.

_theMagger ile ne zaman tanıştın, theMagger’da yazmaya nasıl karar verdin?

theMagger’a ilk yazımı 2014 yılında ekledim. Ardından 90’a yakın yazı yazdım. Gezdikçe, denedikçe paylaşan insanların deneyimleri ile zenginleşen bu platformda yaşam ile alakalı her şeyi bulmak mümkündü ve bu yüzden bir parçası olmak istedim. Özellikle yeni bir ülkeye gideceksem ilk başvuru kaynağım theMagger ve maggerlar’ın önerileri oluyor. Şehir içi yeme içme önerileri ile kesinlikle harika bir kaynak.

_2017’de keşfettiğin ve bu satırları okuyanların da mutlaka denemesini önerdiğin 3 şeyi bizimle paylaşabilir misin? 

> Youtube Keşfim: Ленинград | LENINGRAD: İzlemesi keyifli inanılmaz müzik videoları var. Özellikle sirk
temalı “Кольщик” isimli videolarını mutlaka izleyin.

> Şehir: ADANA:  Her ne kadar favori şehrim bu sene Cape Town olsa da Adana keşfettiğim yeni bölgeleri ile kesinlikle bir numara. Yüzlerce kuş çeşidi ve canlıya ev sahipliği yapan Türkiye’nin en büyük lagünleri olan Akyatan ve Ağyatan Lagünleri doğa gözlemi ve fotoğraf çekmeyi sevenler için inanılmaz bir keşif. Geç Hitit dönemine tarihlenen, binlerce yıllık Karatepe Aslantaş Açık Hava Müzesi ve Misis, Ayas mozaikleri tarih ve arkeoloji sevenleri yeterince tatmin edecektir. Sadece yerel lezzetleri için bile gidilebilir bir şehir.

> Oyun: Bu ay ikinci sürümü çıkan MONUMENT VALLEY – M.C. Escher severlerin severek oynayacağı illüzyonlar ile dolu bir oyun.

Ahmet Rüstem’in theMagger’daki yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

 

 

Anı Ekin Özdemir | @aniekinozdemir

“Deneyimlerimi, düşüncelerimi, minik keşiflerimi theMagger’da paylaşmak, önerilerde bulunmak bana heyecan veriyor ve beni mutlu ediyor.”

_Seni daha yakından tanıyabilir miyiz? 

Medya ve Görsel Sanatlar öğrencisiyim; ara tatillerimde gezmek, hafta sonlarımı müzelerde geçirmek, sevdiğim mekanlara veya sinemaya gitmek bana keyif veren etkinlikler. Tabii bu etkinlikleri bir sergiye veya filme dair benimle aynı heyecanı paylaşan bir insan ile beraber yaptığımda aldığım keyif katlanıyor. İllüstrasyon, kolaj yapmak, çizmek; ayrıca yazmak ve okumak vazgeçilmez hobilerim diyebilirim.

_theMagger ile ne zaman tanıştın, theMagger’da yazmaya nasıl karar verdin?

theMagger ile 2015 yılında tanışmıştım, izlediğim ve sevdiğim filmleri paylaşmak bende uyandırdığı duyguları anlatmak istediğim bir dönemdi ve yılın sonlarına doğru ilk yazımı yolladım, sonra devamı geldi! Deneyimlerimi, düşüncelerimi, minik keşiflerimi theMagger’da paylaşmak, önerilerde bulunmak bana heyecan veriyor ve beni mutlu ediyor. Aynı zamanda diğer yazarları takip etmek, theMagger’da okuduğum önerileri dikkate alarak plan yapmak da programlarımı zenginleştiriyor.

_2017’de keşfettiğin ve bu satırları okuyanların da mutlaka denemesini önerdiğin 3 şeyi bizimle paylaşabilir misin? 

> Varlığından haberim olan, ancak bu sene içinde “keşfettiğim” bir sanatçı var; LOUISE BOURGEOIS. Yaptığı işlerin geçtiğimiz yazdan beri beni çeken, etkileyen bir yanı vardı. Sanata yaklaşımına ve kendisine dair okudukça bende daha da özel bir yer edindi. Bireysel deneyimlerinden yola çıkarak ürettikleri sayesinde akıl sağlığını koruyan sanatçı, izleyiciye bu içtenlik sayesinde hislerini açıkça aktarıyor. Denk gelirseniz bir sergisini mutlaka görün veya kitaplarından birini edinin.

> 2017’nin Nisan ayında gittiğim şehir KOPENHAG‘ın mutlaka deneyimlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bisiklet ile şehirde gülümseyerek gezindiğiniz, müzelerinde saatler geçirdiğiniz, mağazalarında keyifle bakındığınız, içinizi ısıtan mekanlarda vakit geçirdiğiniz her açıdan huzur dolu bir şehir!

> Diğer önerimi de kitaplar üzerine yapmak istiyorum, özellikle fotoğrafı sevenler için harika olduğunu düşündüğüm iki kitap var: SUSAN SONTAG – FOTOĞRAF ÜZERİNE ve ROLAND BARTHES – CAMERA LUCIDA. Fotoğraf ile olan ilişkinizi farklı bir boyuta taşıyacağına inandığım iki kitap günlük hayatımıza bu derece dahil olabilmiş tek sanatı yeniden belki de hiç düşünmediğiniz bir açıdan ele alıyor. Neden bu fotoğraflara bağlanıyoruz, neden onları saklıyoruz veya paylaşıyoruz ve en başında o fotoğrafı neden çekiyoruz… Sormayı unuttuğumuz değerli sorular…

Ekin’in theMagger’daki yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

 

Anıl Dilaver | @aniltankut

“theMagger’ın düşüncelerimi özgürce ifade edebildiğim bir yer olması, benim ve okurlarımızın güncel olaylarla ilgili fikir alışverişi yapabilmesine sebebiyet verdi.”

_Seni daha yakından tanıyabilir miyiz? 

Moda Tasarım eğitimim sırasında üretiminden çok toplum ve moda kültürüyle ilgilendiğimi keşfedip Moda Antropolojisi üzerinde ilerledim. Bu sayede kendimi Demsa Group’ta Harvey Nichols ve Galeries Lafayette markalarının Türkiye’deki Pazarlama & İletişim ekibinde buldum. Moda dışında toplum, kültür, tarih, teknoloji ve müzikle ilgileniyorum. “Çiçek Çocuk” adı altında İstanbul’da çeşitli mekanlarda DJ’lik yapıyorum. Çeşitli performans projelerinde kostüm danışmanlığı ve tasarımcılığı yapmaya devam ediyorum.

_theMagger ile ne zaman tanıştın, theMagger’da yazmaya nasıl karar verdin?

theMagger’la Üniversite yıllarımda bir magger tanıdığım aracılığıyla tanıştım. O dönemimde moda sektörünün içinde var olabilmek amacıyla birçok yayında bulunuyordum ama bu yayınlarda modanın sadece pembe tarafıyla ilgili işler yapıyordum. Zaman ilerledikçe yazılarımda sektör ve toplumla ilgili gözlemlerime yer vermeye ve karşılığında çok güzel tepkiler almaya başladım. theMagger’ın düşüncelerimi özgürce ifade edebildiğim bir yer olması, benim ve okurlarımızın güncel olaylarla ilgili fikir alışverişi yapabilmesine sebebiyet verdi. Bu yüzden theMagger’ın çalıştığım diğer yayınlardan yeri çok daha özeldir her zaman. theMagger’da tanıştığım yazarların ve okurların da hayatı keyifle tecrübe eden ve yeni tecrübeler keşfetmek isteyenlerden oluşması da burayı özel kılan sebeplerden.

_2017’de keşfettiğin ve bu satırları okuyanların da mutlaka denemesini önerdiğin 3 şeyi bizimle paylaşabilir misin? 

> THE FEUD: Ryan Murphy (Nip/Tuck, American Horror Story, Normal Heart) imzalı bu dizi tarihin çeşitli noktalarında yaşanmış kan davalarını anlatıyor. İlk sezonunda ise ünlü Hollywood yıldızları Bette Davis ve Joan Crawford’un arasındaki anlaşmazlığı işliyor. Geçmiş dönemlerin yıldızlarının biyografileri, topluma gösterilenlerin arka planı ve sinema tarihiyle ilgilenenlerin kesinlikle izlemesi gereken büyüleyici bir başyapıt. Gelecek sezonunda işlenecek Prenses Diana ve eşi Galler Prensi’nin arasında geçen hikayeyi şimdiden heyecanla bekliyorum!

> FUTURE POLITICS – AUSTRA: Kanadalı Indie elektronik synthpop grubu Austra’nın yeni denemesinde dönemimizin politik sorunları ve toplum olmak ile ilgili önemli noktaları, eski opera sanatçısı Katie Stelmanis’in büyüleyici sesi ve ferahlatıcı seslerin yarattığı yenileyici ambiyansıyla 2017’nin büyüleyici hediyelerinden biri. Her Trump tweet’inden sonra açıp dinlenilmeli, biraz daha sakinleşilmeli.

> HOOP THE BAG (@hoopthebag): 2017 senesinde Tescilli Markalar Derneği Marka Tasarım Ödülleri’nden “Özgün Ürün” ödülünü alan ve bunu son derece hak eden, tamamı el yapımı daha önce görülmemiş özgün tasarımlara ait bu çantaları incelemenizi kesinlikle öneririm. Bu sene keşfettiğim bu sevimli marka yılbaşı hediye alışverişi listemde en yukarılarda, benim gibi moda tutkunu sevdiklerinize ideal.

Anıl’ın theMagger’daki yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

 

Aslı Atmaca | @atmacaasli

“Sevdiklerimle paylaştığım pek çok deneyimi yazıya dökmeyi çok arzu ediyordum ve tam da acaba bunu nasıl yapabilirim derken theMagger çıktı karşıma.”

_Seni daha yakından tanıyabilir miyiz? 

Bir-iki hafta önce yaklaşık 7 yıldır çalıştığım hani şu hep söylenen, oldukça “kurumsal”, köklü firmalardan birinden istifa ettim. Şu an yalnızca duruyorum :) Bakalım önümüzdeki günler karşıma ne gibi fırsatlar çıkaracak, heyecanla hayatın bana sunacağı yenilikleri bekliyorum. Plak topluyorum, keşke diyorum şöyle 1970’ler 1980’lerde yirmilerimde, otuzlarımda olsaydım da tutkunu olduğum nostaljinin hasını yaşasaydım. Retro’dur vintage’dir nostalji’dir adı her ne ise ben işte o eski dönemlerin tutkunuyum. Yoga yapıyorum, yazmaya çalışıyorum. İmkan buldukça, mümkün olduğunca İstanbul’u köşe bucak geziyorum, okumaya çalışıyorum, insanları ve hayatı seyretmeye vakit ayırıyorum.

_theMagger ile ne zaman tanıştın, theMagger’da yazmaya nasıl karar verdin?

theMagger ile 2014 yılında tanıştım. Açıkçası ben sevdiklerimle paylaştığım pek çok deneyimi yazıya dökmeyi çok arzu ediyordum ve tam da acaba bunu nasıl yapabilirim derken theMagger çıktı karşıma. İncelemeye başlayınca tam da içinde yer almayı istediğim bir ekip olduğunu gördüm ve adım attım :)  theMagger benim için hep ilk bakılan, ilk okunan yerlerden biri diyebilirim. Herhangi bir mekan, bir tiyatro oyunu yahut bir konser, bir şehir ya da bir ülke. Aklıma her ne gelirse en önce theMagger’a danışırım :) 

_2017’de keşfettiğin ve bu satırları okuyanların da mutlaka denemesini önerdiğin 3 şeyi bizimle paylaşabilir misin? 

> 2017 yılında izlediğim en etkileyici filmlerden birini mutlaka herkesin izlemesini tavsiye ediyorum : Bir İtalyan filmi, PERFETTI SCONOSCIUTI / PERFECT STRANGERS.  Nedeni ise hem çok gerçek hem de çok ama çok keyifli bir film olması. Tam bir yeni dönem eleştirisi. İtalyan filmlerindeki o Akdeniz ruhu da insana çok iyi geliyor. Telefonların hepimizi esir aldığı 2000’li yılların gerçek bir yorumu olmuş bu film.

> 2017 yılında dinlemek en çok keyif aldığım albümlerden birini şiddetle tavsiye ediyorum : BİTSİN BU DELİLİK – CİHAN MÜRTEZAOĞLUAlbüm 2016 yılı sonlarında çıktı ve 2017 yılı boyunca büyük keyifle kendini dinletti bana kalırsa. Cihan Mürtezaoğlu çok özgün bir erkek vokal.  

> Üçüncü ve son tavsiyem ise bir tiyatro oyunu, çok uzun senelerdir tiyatro sahnesinde olan bir duayen Genco Erkal ve hayran olduğum kadın tiyatroculardan biri Tülay Günal’ın birlikte yer aldıkları YAŞAMAYA DAİR. Halen gidemediyseniz muhakkak bir fırsat yaratıp izlemelisiniz. Nazım’ın dizelerinin nasıl canlandığını göreceksiniz. 

Herkese şahane, yeniliklerle dolu bir 2018 yılı diliyorum!

Aslı’nın theMagger’daki yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

 

Aygen Ecevit | @cellist.09

Başka bir yeri de seçebilirdim ama bana hem site tasarımı, hem genel yazılar ve oluşum olarak daha bir sempatik ve tatlı gelmişti theMagger.”

_Seni daha yakından tanıyabilir miyiz? 

Ankara’yı seven bir Ankaralıyım, yazın taşındığım İstanbul’a alışmaya çalışıyorum. Medya ve görsel çalışmalar alanında yüksek lisans yapmıştım. Daha önce ofis ortamında kurumlarla tam zamanlı olarak da çalışsam da şu sıralar freelance içerik yazarı/editörüyüm, önümüzdeki yıl neler olur bilinmez… Temel alanım kültür sanat. Şu sıralar kendi websitemi hazırlıyorum. Çello çalmayı, yazı yazmayı, daha önce denemediğim sanatsal alanlarla ilgili atölyelere katılmayı, arkadaşlarımla minik, tatlı butik kafeler keşfetmeyi,  buz pateni, tango ve zumbayı,  baykuş figürlü objeler toplamayı, kısa geziler planlamayı, kedilerle ilgilenmeyi çok seviyorum. 

_theMagger ile ne zaman tanıştın, theMagger’da yazmaya nasıl karar verdin?

theMagger’ı ilk gördüğüm anı açıkçası net hatırlamıyorum ama kendi okulumdaki online gazetede yazdığım zamanlardı. Yakında mezun olacağımı düşünüp kendime yazılarımı yazabileceğim yeni bir platform bulmak istemiştim. Bir süre bu iki ve hatta daha fazla online mecrada yazdıktan sonra mezuniyetimin ardından, boş zamanlarımda en çok theMagger’da yazmaya devam ettim. İlk yazımı Haziran 2015’te yazmışım, bazen ara versem de hep geri döndüm. Başka bir yeri de seçebilirdim ama bana hem site tasarımı, hem genel yazılar ve oluşum olarak daha bir sempatik ve tatlı gelmişti theMagger. Çizgisini seviyorum.  Bugünlerde röportajlara ağırlık veriyorum. Diğer yazarlara sevgiler :)

_2017’de keşfettiğin ve bu satırları okuyanların da mutlaka denemesini önerdiğin 3 şeyi bizimle paylaşabilir misin?

> Yaşları, yetenekleri ne olursa olsun yeni bir enstrüman çalmayı denemelerini öneririm. Bu benim için MELODİKA oldu mesela.

> Çelloyu seviyorlarsa bir ZOE KEATING konserine gitmeye çalışsınlar, kim bilir belki 2018’de de Türkiye’ye gelir, Zoe çok başka bence.

> Bu sene 2016’ya nazaran kesinlikle daha çok film izledim ama tek bir film seçmek çok zor. Yine de galiba DARBAREYE ELLY / ABOUT ELLY diyeceğim. İzledikten sonra günlerce aklınızın bir köşesinde kalan, tekrar izlemek isteyeceğiniz bir film.

> Mekan kesinlikle Galata’daki VELVET CAFE, farklı bir atmosferi ve vintage’ı biraz daha ileri götüren bir konsepti var; çalışanlar da çok tatlı.

Umarım herkes için güzel bir yıl olur!

Aygen’in theMagger’daki yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

 

 

Betilk (Bu Ara Neler Okudum)

theMagger’da kültür, sanat, mekan ve gezi paylaşımlarının yoğunlukla yapılıyor olması kendimi, olmam gereken yerde hissettiriyor.”

_Seni daha yakından tanıyabilir miyiz? 

1984 yılında İstanbul’da doğdum. Çocukluğumda hayalim önce ressam, sonra yazar, son olarak da terapist olmaktı ama erken yaşlarda hayata atıldığımdan eğitimim ve hobilerimle ilgili uğraşlarımı ertelemek durumunda kaldım. Yazı yazmayı bilmeden resim yapıyordum. Hecelemeyi öğrendiğim günden beri de okuyorum. Arkadaşımın ısrarı ile altı sene evvel açtığım blogumda kimi zaman kendimi zorlayarak, kimi zaman keyifle yazmaya devam ediyorum. Felsefe okuyor, gitar çalıyor ve kara kalem portreler yapıyorum. Yemek yemekten, yeni yerler görmekten, sevdiklerimle vakit geçirmekten ve müzik dinlemekten hoşlanırım. İnsanlara mesafeli olsam da hayat hikayelerini yahut anılarını dinlemeyi çok sever, çocuklara bayılırım. Yeni bir dil öğrenmek beni çok heyecanlandırır, her şeyde hüzünlenecek bir yön bulurum. En sevdiğim hayvan baykuş, en sevdiğim renk mavi, İstanbul’da en sevdiğim semt Kadıköy, en sevdiğim mevsimse sonbahardır.

_theMagger ile ne zaman tanıştın, theMagger’da yazmaya nasıl karar verdin?

theMagger’la tanışma hikayem şöyle; henüz blog yazmaya başlayalı birkaç ay olmuştu ki posta kutumda bir mail gördüm. Mail sevgili Lisya’dan geliyor ve bana theMagger’da, kitaplar hakkında yazı yazmam için teklifte bulunuyordu. Ayda 8-10 kitap okuduğum için, her ay yeni bir yazı yetiştirebilir miyim, yetiştiremez miyim diye tereddütlerim vardı. Takdir edersiniz ki hayatım sadece gitar çalmak, resim yapmak ve kitap okumakla geçmiyor. Benim de herkes gibi gailelerim var, başladığım işi yarım bırakmaktan da nefret ederim… Uzunca bir süre düşündüm hatta Lisya’ya mail atarken vazgeçmiş olabileceğini de hesaba kattım ama yanlış hesaplamışım. Kendisi bana neyi nasıl yapmam gerektiğini anlattıktan sonra ben de bir magger’dım ve yaklaşık beş senedir, bir ay dahi atlamadan, her ayın ikinci haftası, o ay okuduğum kitapları sizlerle paylaşıyorum. Aynı dönemde bir-iki blogdan daha teklif gelmişti. Değerlendirdim ancak maalesef devamı gelmedi, gelemedi. Öncelikle theMagger ailesinden kimle muhatap olduysam herkes çok kibar ve saygılı insanlar. Bu, benim rahatlığım açısından çok önemli. theMagger’da kültür, sanat, mekan ve gezi paylaşımlarının yoğunlukla yapılıyor olması kendimi, olmam gereken yerde hissettiriyor. Eh, kasım ayıyla birlikte beş seneyi devirdiğimi de hesaba katarsak, theMagger’ı kendi blogum gibi benimsememe şaşırmamak gerek. Bu vesileyle tüm editörlerime ve kaprislerime rağmen teklifini geri çekmediği için sevgili Lisya’ya teşekkür ederim.

_2017’de keşfettiğin ve bu satırları okuyanların da mutlaka denemesini önerdiğin 3 şeyi bizimle paylaşabilir misin? 

Mutlaka denemeliler mi, bilmiyorum ama; izlerken yorulmak, düşünmek, anlamaya çalışmak için LARS VON TRIER filmleri; insanlardan uzaklaşmak, kafa dinlemek ve bol oksijen için KAZ DAĞLARI; tatlıyı sevmeyen bana bile  son kaşığa kadar yediren, Kadıköy’deki HANE ÇİKOLATA KAHVE‘nin TRİPTOFAN adlı tatlısını denemelerini önerebilirim.

theMagger’daki Bu Ara Neler Okudum yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

 

Buse Altaş | @busealtas

“Baktım ki diğer magger arkadaşların tavsiyeleri ile not defterim doluyor; kendi deneyimlerimi de paylaşmanın en doğru, en keyifli yolunun theMagger olduğunu düşündüm.”

_theMagger ile ne zaman tanıştın, theMagger’da yazmaya nasıl karar verdin?

theMagger ile üniversite yıllarında (2015’ti sanırım) tanıştım. başlarda sıkı bir takipçisi iken, baktım ki diğer magger arkadaşların tavsiyeleri ile not defterim doluyor; kendi deneyimlerimi de paylaşmanın en doğru, en keyifli yolunun theMagger olduğunu düşündüm ve aktif olarak yazar oldum. iyi ki de oldum, çok mutluyum :)

_2017’de keşfettiğin ve bu satırları okuyanların da mutlaka denemesini önerdiğin 3 şeyi bizimle paylaşabilir misin? 

> 2017’nin benim için en keyifli ve faydalı keşfi kesinlikle BİR KUTU KİTAP oldu. “Ayın Keşifleri: Eylül 2017” yazımda da bahsetmiştim. yeni yazarlarla tanışmak, tarzının dışına çıkmak ve düzenli kitap okumak için harika bir oluşum. Her ay yolunu gözlüyorum, şiddetle tavsiye ediyorum :)

> Bu yıl izlediğim filmleri düşündüğümde sanırım en çok aklımda kalan CONTRATIEMPRO olmuş. Yine “Ayın Keşifleri: Eylül 2017” yazımda detaylı bahsettiğim film popüler deyimle “beyin yakan”, her dakikasını dikkatle izlediğim, çok sürükleyici, kurgusu çok iyi bir İspanyol filmi. polisiye türden hoşlananlara özellikle tavsiyemdir.

> Üzerine çok yazı yazılmış, çok yorum yapılmış, kimilerinin gitmeyi gereksiz bulduğu, kimilerininse hayallerini süsleyen MALDİVLER bu yılın benim için favori lokasyonu idi. Benim gibi deniz tatili sevmeyen birini bile kendine hayran bırakan Maldivler, kesinlikle gidip görülmesi gereken bir yer. o beyaz kumlar, o turkuaz denizin güzelliğinin ötesinde; sıcakkanlı, sürekli gülümseyen ada insanları, tüm stresinizi alıp hafiflediğinizi hissettiriyor. Bir de denizin altı, üstünden de güzel. Kesinlikle şnorkel deneyimi yaşamadan dönmeyin. O rengarenk balıklarla birlikte yüzmek, balık ailesinin peşine takılıp gitmek harika bir haz. Dünya gözüyle köpekbalıklarını o kadar yakından görmenin heyecanını yaşamanızı da tavsiye ediyorum. En büyük tavsiyem ise yanınızda sevdiğiniz, bir şişe şarapla güneşi Hint Okyanusu’nun ortasında batırmak…

Buse’nin theMagger’daki yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Bülent Tunga Yılmaz | @bulenttunga

“theMagger bence kendine ait bir tarz yarattı ve hiç abartmadan rahatlıkla söyleyebilirim ki bugün zengin içeriği, konularının ve yazarlarının çeşitliliği açısından online yayınlar içinde açık ara en iyisi.”

_Seni daha yakından tanıyabilir miyiz? 

1975 yılında Samsun’da doğdum. Boğaziçi Üniversitesi’nde Sosyoloji ve Siyaset Bilimi eğitimi aldım. Sonrasında yurt içi ve yurt dışında kültürel çalışmalar, Avrupa Birliği ve Kalkınma konularında akademik çalışmalarıma devam ettim. 20 yıldan fazla bir süredir AB, Yüksek Öğrenim ve Proje Yönetimi konularında çalışıyorum. 2012’den beri Aslı Çakır Yılmaz ile evliyim; 10 aylık Kerem adından bir oğlum var. Kendimi bildim bileli sanatın her dalına ilgi duyuyorum ama özellikle sinema, edebiyat ve müziğe tutku derecesinde bağlıyım. Bu sanat dalları ile ilişkim hobinin çok ötesinde, iş dışındaki zamanımın neredeyse tamamı alacak şekilde yoğun. Son dönemde özellikle yoğun seyahatlerim sayesinde çok müze gezme olanağı bulduğumdan resim sanatına olan ilgim arttı. Mümkün olduğunca resim, özellikle de resim tarihi ile ilgilenmeye; bu konuda da yazmaya çalışıyorum. Gerek iş gerekse de tatil amacı ile çok fazla seyahat ediyorum. Son yıllarda seyahat sanattan sonra yaşamımdaki en önemli uğraş oldu denebilir. Seyahat ettiğim her yer hakkında sonrasında kapsamlı gezi yazılarına dönüştürmek üzere geniş notlar tutarım. Bunların bazı örneklerini theMagger’da yayınlama olanağı buldum. Önümüzdeki dönemde de bu yazılara devam edeceğim. Orta vadede seyahat ile edebiyat ve sinemayı birleştiren bir kitap çıkarmayı hedefliyorum. Eskiye göre azalsa da sıkı bir koleksiyoner olduğumu düşünüyorum. Vakit ve nakit yüzünden saat biriktirmeyi bıraktım ama hâlâ kalem ve Yunan tespihi (komboloi ve begleri) koleksiyonlarıma devam ediyorum. Çevrem iyi bir amatör aşçı olduğumu söyler; özellikle İspanya ve İtalya Mutfağı’na ilgim var. Mutfağa girmeyi ve yemek yapmayı çok severim.

_theMagger ile ne zaman tanıştın, theMagger’da yazmaya nasıl karar verdin?

theMagger ile yaklaşık iki yıl önce internette bir konu üzerine araştırma yaparken karşılaştım ve tarzını, içeriğini çok beğendim. İtiraf etmek gerekirse daha önce nasıl olur da varlığından haberdar olmadım diye kendime kızdım. theMagger’ı keşfetmem tam da benim yeniden yazmaya başladığım ve yazılarımı özgürce yayınlayabileceğim bir platform aradığım bir döneme rast geldi. Açıkçası hiç düşünmeden Lizbon ve Pessoa hakkındaki yazımı gönderdim. Sonrası da geldi. theMagger bence kendine ait bir tarz yarattı ve hiç abartmadan rahatlıkla söyleyebilirim ki bugün zengin içeriği, konularının ve yazarlarının çeşitliliği açısından online yayınlar içinde açık ara en iyisi. theMagger düşündüğümden çok daha fazla kişiye ulaşıyor ve ciddi bir takipçi kitlesi var. Neredeyse yazdığım her yazı ile ilgili olarak şahsi e-mailime bir yorum, bir eleştiri geliyor; konu ile ilgili olarak daha fazla bilgi edinmek üzere sorular soruluyor. Bu yorumlar theMagger sayesinde nitelikli bir okuyucu kitlesine ulaştığımı da gösteriyor. Bu noktada theMagger ile bir gönül bağımın olduğunu söylemem hiç de abartı olmaz. theMagger için yazmaya devam etmek istiyorum yazılarım kabul gördüğü müddetçe.

_2017’de keşfettiğin ve bu satırları okuyanların da mutlaka denemesini önerdiğin 3 şeyi bizimle paylaşabilir misin? 

Zor bir soru… 2017 için aklıma gelen üç önemli şeyi paylaşmam gerekirse;

> Çağdaş Rus Edebiyatı’nın belki de en büyük ismi olan ANDREY BİTOV‘un PUŞKİN EVİ romanı 1978 yılında yayınlanmış ve Türkçe’ye de ilk olarak 2013 yılında çevrilmiş. Ben anca 2017 yılında okuma şansı buldum. 2017 yılında okuduğum yapıtlar içinde diyebilirim ki Thomas Bernhard’ın ‘Bitik Adam’ romanı ile birlikte beni en çok etkileyen roman oldu. Postmodern bir teknikle yoğun metaforik ve şiirsel bir dil aracılığıyla Rus tarihine ve edebiyatına bakıyor, görkemli Rus Edebiyat Geleneği’ne günümüzün zekası ve anlayışı ile katkı yapıyor, o geleneği yenileyerek sürdürüyor. Okuması kolay bir roman değil belki ama okurun uğraşına değecek bir edebi lezzet vadediyor.

> 2017 yılı Polonya Sineması’nı yeniden keşfettiğim yıl oldu. Özellikle de büyük Polonyalı Yönetmen ANDREJ WAJDA  2017 yılında Polonya Sineması’nın doğduğu ve aralarında Wajda’nın da olduğu büyük Polonyalı Yönetmenleri yetiştiren Film Okulu’na evsahipliği yapan Lodz şehrine yaptığım yolculuğun bundan etkisi büyüktü.  Yeni dönemden ve sinemadan bahsederken, 2016’da çekilmesine rağmen ülkemizde 2017’de gösterime giren, Koreli yönetmen Park Chan-wook ’dan THE HANDMAIDEN bu yıl içinde beni en çok etkileyen filmlerinden biri oldu diyebilirim. Normalde Kore Sineması’nın ve Park’ın hayranı değilimdir ancak 19. yüzyıl İngiltere’sinde geçen orijinal hikâyenin özüne sadık kalarak yarattığı yoğun erotik-gerilim ile örülmüş dram, mükemmel sanat yönetimi, konunun sertliği ile şaşırtan ama hayran bırakan bir farklılık yaratan şiirselliği ve elbette son dönemin en iyileri arasında yer alan müzikleri ile sinema sanatının doruk noktalarından biri, bir başyapıttı.

> Bir kahvesever olarak İstanbul’da çok iyi, dünya çapında kahveciler olduğunu düşünüyorum. Bunlar içinde PUG COFFEE 2017’de en çok gittiğim mekan oldu. Evime çok yakın olmasının dışında ürünleri için de müdavimleri oldum diyebilirim. Kahvenin ve kahveci işletmeciliğinin farklı alanlarında uzmanlaşmış; işlerini iyi yapmaya çalışan, güleryüzlü, mütevazi üç genç ortak tarafından işletilen mekan farklı yörelere ait çekirdekleri teknik beceri ile birleştirerek İstanbul’da yüksek olan standartlara göre bile oldukça iyi kahve sunuyor. Yolu Bostancı/Küçükyalı tarafına düşenlere şiddetle öneririm.

Bülent’in theMagger’daki yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

 

Çağla Meknuze Kırant | @caglameknuze

“theMagger tam da böyle bir platform: kafa dengi ve sürprizli!”

_Seni daha yakından tanıyabilir miyiz? 

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunuyum. Mezun olduğum 2007 yılından bu yana çeşitli mecralarda editör olarak görev yaptım. Şu an World Experience Campus’te sinema programları direktörüyüm. Kendimi bildim bileli yaşamım kitaplarla çevrili. İzmir’den İstanbul’a geldiğim 2003 yılından bu yana ise çağdaş sanat ve tiyatro takibi rutin programımın olmazsa olmazı… Yayımlanmış bir şiir kitabım var ve sanat portfolyom üzerinde çalışıyorum.

_theMagger ile ne zaman tanıştın, theMagger’da yazmaya nasıl karar verdin?

theMagger birkaç yıldır keyifle takip ettiğim bir platform. Mart 2015’te Ali Kazma’nın ARTER’de yer alan ‘Zamancı’ adlı sergisi üzerine bir yazı hazırlayıp gönderdim. Güzel bir rastlantı eseri tam da o hafta Magger’a özel düzenlenen sanatçı ve küratör katılımlı sergi turuna davet edildim. Ayrıcalıklı ve ufuk açıcı bir deneyimdi. Ne mutlu ki o günden bu yana birlikteyiz… theMagger tam da böyle bir platform: kafa dengi ve sürprizli :)

_2017’de keşfettiğin ve bu satırları okuyanların da mutlaka denemesini önerdiğin 3 şeyi bizimle paylaşabilir misin?

> Benim için bu yılın en keyifli seyahatlerinden biri Uluslararası Nilüfer Şiir Festivali dolayısıyla gerçekleşti. BURSA’nın merkezinde Tophane Meydanı ve Kozahan’ı, Nilüfer Belediyesi sınırlarında ise Gölyazı’yı görmenizi öneririm. Gölyazı 2.500 yıllık tarihi ve büyüleyici doğası ile insanın zihnine kazınıyor.

> Kişisel listemde 2017’nin en önemli gelişmelerinden biri Ataşehir DasDas! Mert Fırat, Didem Balçın, Harun Tekin ve Koray Candemir ortaklığında bir kültür-sanat vahası… Merakla beklenen tiyatro oyunları, konserler ve atölyeler için İstanbul trafiğine girmemize gerek kalmadı. Daha ne olsun!

> Okuma listemi yakalamakla meşgulken biraz gecikmiş de olsam sonunda YUVAL NOAH HARARİ‘nin SAPIENS‘i ile tanıştım. Kitabın tam adı ‘Hayvanlardan Tanrılara Sapiens: İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi’. Her sayfası şaşırtıcı ve ilham verici bir inceleme.

Dopdolu ve keyifli bir yıl dilerim!

Çağla’nın theMagger’daki yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

 

Deniz Görmezano | @addict.travel

Bence theMagger insanların farklı konularda bilgi edinmesini sağlayan önemli bir paylaşım platformu.”

_Seni daha yakından tanıyabilir miyiz?

Merhaba, ben Deniz Gormezano. Özel bir okulda 18 yıldır öğretmenlik yapıyorum. En büyük hobim seyahat etmek olduğundan her tatili fırsat bilerek farklı yerlere gitmeye çalışıyorum.Gittiğim yerlerden instagram hesabımda fotoğraf paylaşmak ve theMagger’da seyahat izlenimlerimi yazmaktan çok büyük keyif alıyorum. Genelde biraz unutkan olduğumdan, yazmış olduğum bu gezi notları daha sonra gezdiğim yerleri hatırlamamı sağlıyor.

_theMagger ile ne zaman tanıştın, theMagger’da yazmaya nasıl karar verdin?

theMagger ile bir kaç sene önce tanıştım ve o günden beri farklı seyahat rotaları, yeni açılan mekanlar ile ilgili bilgi edinmek istediğimde mutlaka buraya bakıyorum. Bence theMagger insanların farklı konularda bilgi edinmesini sağlayan önemli bir paylaşım platformu.

_2017’de keşfettiğin ve bu satırları okuyanların da mutlaka denemesini önerdiğin 3 şeyi bizimle paylaşabilir misin? 

2017’de seyahat ettiğim yerlerden bazıları Los Angeles, San Francisco, Salzburg, Halstatt, Slovenya’da Ljubliana İtalya’nın Puglia bölgesi, Sardunya adası, İspanya’da Sevilla, Marbella kıyıları, Malaga ve Fas.

> Mutlaka görülmesi gerekir dediğim ve ilk görüşte aşık oldugum İtalya’nın Puglia bölgesindeki ALBEROBELLO kasabası oldu. Trulli adı verilen koni şeklinde çatılı evleri ile ünlü bu kasaba 1996 yılında , yaklaşık 1500 trulli evi ile UNESCO Dünya Listesine girmiş durumda. Şirinlerin masalsı diyarını andıran bu şirin kasabaya hayran kalmamak imkansız.

> Slovenya’da,  Ljubljana’ya 50 km uzaklıkta olan BLED GÖLÜ ise gördüğüm en harika yerlerden biriydi. Gölün ortasında yer alan ve ufak teknelerle varılan Bled adası ise mistik havası ve müthiş manzaralarıyla romantik bir kaçamak için en güzel rotalardan biri diye düşünüyorum.

> Son olarak da önerebileceğim ve görünce adeta nutkum tutuldu diyebileceğim Sevilla’daki ALCAZAR BAHÇELERİGüzelliği ile göz kamaştıran bu bahçeler en az bir gün harcamanız gereken müthiş bir doğa cenneti.

Deniz’in theMagger’daki yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

 

Magger’ların kendilerini, theMagger’ı ve 2017’deki keşiflerini anlattığı bu mini-röportaj serimiz önümüzdeki günlerde devam edecek! Siz de onlar gibi deneyimlerinizi theMagger’da paylaşabileceğinizi unutmayın.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?