“İnsan yalnız olunca neler neler düşünür… Gerçekleşmemiş hayallerini, uçup giden yıllarını, ilk aşk maceralarını… O pek gerilerde kalan yılları, erişilemeyen ve erişilemeyecek olan bir isteği hatırlamak, düşünmek de hoş bir şeydi. Niye böyle olur? Bunu da bilmez insan. Ama zaman zaman bunları düşünmekten, o günleri yeniden yaşıyor gibi olmaktan hoşlanır.” Cengiz Aytmatov, Beyaz Gemi

Jean-Christophe Grange- Ölü Ruhlar Ormanı

Jeanne Korowa adındaki savcı, gizlice dinlediği bir psikiyatri seansı kayıtlarında, Paris’te işlenen seri cinayetlerin zanlısını bulduğunu düşünür ve delil elde etmek için çalışmalara başlar. Yine vasat, yine vasat… Ne otizm, ne seri katil, ne Latin Amerika, ne genç bir kadının yalnızlığı hikayeleri kitabı kurtarmaya yetmemiş. Ara ara merak uyandırsa da, kitabı zorlanarak bitirdim. Yine de hakkını vereyim, hikaye arası verdiği bilgiler sıkmıyor, okuyucunun gözüne batmıyor, zorlama da olmamış yani bir bütünlük sağlıyor. Ama bu kadar… Her defa yazıyorum, yazarın ilk kitapları daha iyi.

Sigmund Freud- Psikanaliz Üzerine

Freud’un konferanslarından derlenen kısacık kitapta, adından da anlaşılacağı gibi, psikanaliz hakkında bilgi ve açıklamalar bulunuyor. Araştırmadım ancak kanımca, psikanalizin ilk yıllarında yapılmış bu konuşmalar çünkü Freud psikanalizin ne olduğunu, sürecin nasıl inşa edildiğini, nasıl bir yol izlendiğini anlatıyor. Psikanalizi merak edenler için cep rehberi gibi olabilir. Böylece sapla samanı ayırabilirsiniz. Yani, şayet destek alıyorsanız, vaktinizin ve paranızın boşa gitmesini istemezsiniz herhalde. Her yer psikolog ve terapist kaynıyor neticede…

Margaret Atwood- Nam-ı Diğer Grace

Kitabı çok beğenmeme rağmen nasıl zor okudum belli değil! 1800’lü yıllarda, Grace adında ergenlik çağlarındaki genç bir kız, patronu ve metresini öldürmekle suçlanarak ömür boyu hapis cezasına çarptırılır. Akıl hastanesinde de yatan genç kız, hapishane müdürünün evine temizliğe gittiği zamanlarda Dr. Jordan’la terapi seansları yapmaya başlar. Kitapta, Grace’in seansları ve doktorunun mektuplaşmaları yer alırken elbette ki sık sık yapılan geri dönüşlerle cinayetin öncesi ve sonrası da anlatılıyor. Yazar akıcı ve anlaşılır bir dil kullanmış, çeviri de bence başarılı. Kitaptaki birçok cümle, Viktorya Dönemi kadının durumuna çekilen dikkat ve hikayenin geneli de etkileyici ama bazı şeyler çok uzun uzadıya anlatılmış,fazla ayrıntıya girilmiş gibi geldi bana. Ama beğendim mi? Evet, çok beğendim. Viktorya Dönemi diyorum ama pek bir şey değişmemiş herhalde; suçlu yine kadın. Bu arada Atwood’un gerçek bir olaydan yola çıkarak bu kitabı yazdığını da söylemeden geçmeyeyim.

Mümtaz Fırat- Kaybolan İzler

Dövme uzun zamandır çok popüler. Aylarca düşünüp yaptıranlar da var, bir anlık hevesle yaptırıp pişman olanlar da. Bir, daha ufacık yaşında ‘’hayat felsefesini’’, bir de sevdiğinin adını vücuduna dövdürenleri anlamıyorum ama genel olarak başkasında dövme severim. Yakışanda severim, dövmesiyle bir bütün olabilende severim. Benim ne sevdiğim değil konu ancak dövmenin tarihi de ne bu kadar yakın ne de anlamı şimdilerdeki gibi sığ… Anadolu’daki dövme kültürünü araştıran yazar, şekillerin anlamı, dövmelerin hangi maddelerle yapıldığı, hangi yörede hangi motiflerin daha çok görüldüğü ve motiflerin öykülerini paylaşmış. Şanlıurfa’ya gittiğimde özellikle kadınların yüzlerindeki dövmeler çok dikkatimi çekmişti ancak araştırmak aklıma gelmemişti. Bu kitabı okurken seneler evvel gördüğüm o kadınları hatırladım, dövmelerinin anlamlarını okudum… Süs, bereket, kötülüklerden ve nazardan korunma gibi anlamları olan dövmeler çok farklı duygu ve düşünceyle yaptırılıyormuş oralarda. Ne var ki yazarın dediğine göre, geç kalınmış bir araştırma olmuş zira artık Anadolu’da dövme yaptıran insanların sayısı giderek azalıyor, bu gelenek de yavaş yavaş eriyormuş. Her şey bitiyor…

Stefan Zweig- Bir Çöküşün Öyküsü

Stefan Zweig kitaplarını Agatha Christie’ye benzetiyorum. Yazarlar öleli çok olmuş ama habire bir yerlerden yeni öyküleri, kitapları çıkıyor… Psikolojik tahlilleriyle tanıyıp sevdiğimiz, incecik kitaplarıyla herkesin gönlünü fetheden yazarımız, bu sefer de gözden düşen aristokrat bir kadının saraya dönmek için oynadığı oyunu konu ediyor. İnsanın hedefi uğruna neler yapabileceğini görmek ve bunun aslında hepimizin başına gelebileceğini bilmek garip bir his ancak öyle çarpıcı bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Ben çarpılmadım en azından. Ama yoğun bir okuma süreci içerisindeyseniz arada Stefan Zweig okumak iyi oluyor. Hoş, bu ara herkes kendisine hayran, yavaştan popüler oluyor diye de biraz gıcık olmuyor değilim hani.

Cengiz Aytmatov- Beyaz Gemi

Anne ve babasının terk ettiği çocuk dedesi Mümin ile yaşamaktadır. Dedesinin anlattığı hikayelerle yaşayan çocuk, hemen her gün eline dürbünü alarak, Isık Gölü’nden geçecek olan beyaz gemiyi bekler. Babasının o gemide çalıştığını, kendinin de insan başlı bir balık olup babasıyla buluşacağını hayal eder. Tabii takdir edersiniz yavrucağın dünyası böyle temiz kalmaz, yetişkinler tarafından kirletilir ve gerçek dünya zalimdir. Çok severek okudum bu kitabı ve nasıl oldu da bu yaşıma kadar okumamışım, şaşırdım. Çoğu yerde Zeze geldi aklıma. Çocuklar ne kadar temiz, ne kadar berraklar. Kendi çocukluğumuzun kıymetini bilemedik geçip gitti, çocukların da kıymetini bilmiyoruz.

Ernest Hemingway- İhtiyar Balıkçı

Hikayeyi biliyorsunuz; ihtiyar balıkçı Santiago günlerdir bir tek balık bile tutamaz ve bu yüzden arkadaşlarının alay konusu olur. Derken büyük bir balık tutmak için açılır ve hayalindeki balığı yakalar ancak onu karaya kadar götürmek pek de kolay olmayacaktır. Güzel bir kitap ‘’İhtiyar Balıkçı’’ her şeyden öte bir klasik. Benim gibi karamsar bir insana bile umut veren bir hikaye okudum. Böyle kitapları okuyup bitirdikten sonra üzülüyorum hep. Keşke daha önce, gençken, hayata yeni yeni başlayacakken okumuş olsaydım diye… Acaba öyle olsaydı bugün başka biri olur muydum? Daha ümitvar, daha umut veren biri… Kim bilir?

Evet, yaz resmen geldi… Kimimiz gezilecek yerler, kimimiz yenecek yemeklerin, kimimiz okunacak kitapların, kimimiz izlenecek filmlerin listesini yapıyor kafasında… Benim kitap listem her zaman hazırda olduğu için öyle bir hazırlığım yok ancak tatilde boş boş denizi, havayı, dağı, taşı izleyerek dinlenmeyi, en sevdiklerimle olmayı istiyorum. Listesini yaptığım dizi ve filmler de var eğer izlemeyi başarabilirsem önümüzdeki yazılarımda onları da sizlerle paylaşacağım.

Bu ayın öne çıkan kitaplarına gelirsem; Nam-ı Diğer Grace, Beyaz Gemi ve İhtiyar Balıkçı…

Herkese sevdikleriyle, sevgilerini paylaşanlarla nice mutlu, huzurlu, sağlıklı ve umutlu bayramlar dilerim. Gelecek aya kadar bol kitaplı günler!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?