Sene 2007. Üniversitede ilk senem. En yakın arkadaşım Boğaziçi Üniversitesi’nde birkaç senedir varolan ve gittikçe ünlenen bir gruptan bahsetti bana. O haftasonu onları dinlemeye Oldcity’e gittiğimde tarzlarını ve enerjilerini bir hayli beğenmiştim. Daha sonra koşuşturmalar, üniversite yılları vb. derken izlerini bir süre kaybettim. Ta ki kendimi bu sene Bronx Pi’de Sertap Erener’in “Yanarım”ını, Athena’nın “Ben Böyleyim”ini, Yüksek Sadakat’in “Haydi Gel”ini Jukebox çalarken gözlerimi kapatıp, zıplayarak, yüksek sesle söylerken bulana kadar…

2004’ten beri değişiklikler yaşamış bu başarılı cover grubunun üyeleri şöyle: Vokalde Ecem Korkmaz, klavyede Tuna Patır, elektrogitarda Kerem Dıramca, bateride Murat Kınay ve Barış Baykan (Murat askerdeyken Barış, Murat’ı en iyi şekilde temsil etti.) ve basgitarda Yasin Kandemir. Her biri aslında günlük hayatlarında meşgul insanlar, kurumsal şirketlerde çalışırken, yalnızca bir hobi olarak başlayan bu grubu her geçen gün daha da profesyonel hale getiriyorlar. Bu kadar yoğunken haftada bir stüdyoya girmek, takım ruhunu ayakta tutmak, her hafta sonu konser vermek hiç kolay bir şey olmasa gerek… Ben de hayatlarındaki başarılarından yararlanarak Jukebox’ı theMet(ropolitan) ’da mülakata soktum. Onlara İK soruları sordum. Gelin normalde ne kadar ciddi ve stresli yaklaştığımız bu sorulara, Jukebox’ın eğlenceli üyeleri nasıl cevaplar verdi bakalım…

Bir insan Jukebox’ı neden dinlemeye gelmeli? Seyircilere neler vaad ediyorsunuz? 

Kerem: Tek kelimeyle “eğlence”, ne eksik ne de fazlasını vaad ediyoruz. Hafta içerisinde yeteri kadar fazla işle meşgul olan kafaları dağıtmak için en güzel zaman bizce Cumartesi akşamı. Pazar sabah uyandığında “dün akşam ne güzel eğlendik” diye düşünmesi yeter bizim için seyircimizin. “Haftaya tekrar gitsek” diye düşünse de fena olmaz elbette :)

Jukebox’ın gelişme ve ilerleme sürecinde baz aldığınız etkenler neler? Önceliğiniz kendi tatmininiz mi, yoksa seyircinin sizden bekledikleri mi?

Ecem: Aslında bunlar birbirinden çok da bağımsız şeyler değil, Jukebox’un başarısının altında da bence bu ortaklık yatıyor. Seyirci beklentilerini karşılayıp karşılamadığınızı size anında belli eder; sonuçta işimiz performans üzerine olduğu için çaldığımız bir şarkı hakkında yorum almak için konser sonunu bile beklememize gerek yok, insanların o anki tepkileri zaten yeterli oluyor. Eğer o tepkiler olumlu yönde ise bu bize de yansıyor, müzikal anlamda o tatmini almıyorsak bile. Hem müzikal tatmin hem de seyirci tepkisi gelirse tabiri caizse “tadından yenmeyecek” bir durum ortaya çıkıyor tabii (mesela benim açımdan “Eğlen Güzelim” bu ikisinin buluştuğu bir şarkı). Sadece müzikal tatmine dikkat etseydik sanırım The Doors’tan epey şarkı çalmak gerekecekti, bu durumda da bizdeki keyfi seyircinin aynı şekilde paylaşacağını düşünmüyorum maalesef.

2004’ten beri en sevdiğiniz/en keyif aldığınız dönemizi bizimle paylaşır mısınız?

Tuna: 2010 Eylül’de Bronx Pi Sahne’de çalmaya başlamamız ve devamı. Grubun soundu ve seyirci kitlemiz ile Bronx Pi Sahne’nin özel bir uyumu olduğunu düşünüyorum. Tek böyle düşünen ben değilim ki konserlerimizdeki kalabalık her geçen gün artıyor.

Murat: Ben daha politik bir cevap vereyim. Jukebox’ın her dönemi çok keyifliydi!

Jukebox’un güçlü yanlarını ve “gelişim alanlarını” açıklayabilir misiniz?

Kerem: Bence en önemli güçlü yanı belli kalıplara bağlı kalmaması. Bizim için eğlence amacına hizmet ettiği takdirde şarkının orijini, türü, uzunluğu vb. fark etmiyor. Hiçbir müzik tarzına önyargımız yok; Kanye West de çalıyoruz Ajda Pekkan da, hatta önümüzdeki günlerde bir Erkin Koray şarkısını yorumlayacağız. Diğer vurgulayacağım yan ise istikrar. 4 senede 3 farklı solist, basçı ve davulcuyla çalıştık ama bu değişiklikler bizi duraksatmadı. Aksine her gelen insan grubu etkiledi ve genlerini oluşturmaya yardımcı oldu.

Ecem: Jukebox’ın en güçlü yanlarından biri seyircisine de geçen sahne enerjisi. Hatta birçok cover grubu arasından sıyrılıp bu denli ilerleyebilmesindeki en büyük etkenlerden biri olarak da bunu gösterebiliriz. İyi müzisyen olmak, iyi müzik yapmak, enstrümana hakimiyet birer meziyet elbette ki; fakat seyirciye hakim olabilmek için, özellikle de bir bar grubu iseniz, o alıp götüren enerjiye sahip olmanız gerekir. Sahneyle bütünleşmeniz, seyircinin de bunu görüp ikna olması elzemdir. Gelişme alanı olarak ise beste üzerine daha çok yoğunlaşmak düşünülebilir. Grup, bir üst basamağa geçmek için kendini bu işe daha fazla adadığını göstermeli.

Tuna: Bir “gelişim alanı” olarak, konser vermediğimiz zamanları daha verimli değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Özellikle yazları yeni besteler yapmak için bütün şartlar çok elverişli oluyor, fakat iki senedir yaz aylarını umduğumuz gibi geçiremiyoruz. Bence en güçlü yanımız ise Kış Güneşi, Eğlen Güzelim, Mor Menekşe gibi şarkılara yaptığımız özgün cover’lar.

Jukebox bir insan olsa nasıl biri olurdu?

Ecem: Jukebox’ı benzeteceğim ilk isimlerden biri Quentin Tarantino olurdu. Ben kendisini her zaman filmlerindeki özellikleri taşıyan biri olarak hayal etmişimdir. Bir Tarantino filmi izlediğinizde onun Tarantino filmi olduğunu anlarsınız; isabetli şarkı seçimlerinden, eğlenceli diyaloglarından, pop-art temalı çekimlerinden ve şiddete mizah katıp filme yedirme şeklinden. Jukebox’ın sevilmesindeki en temel unsurlar olan isabetli şarkı seçimi, grubun renkli görüntüsü ve vaad ettiği eğlence, şarkılara kattığı o artık Jukebox ile özdeşleşmiş cover tarzı da birer karakter özelliği gibi aslında.

Barış: Jukebox bir insan olsaydı bence Snoop Dogg olurdu. Biraz garip bir benzetme gibi görünse de Snoop Dogg kendi ile çok özdeşleşmiş bir tarzı olan bir müzisyen. Çok old school bir kimlikle çıkmış olsa da şu an Justin Timberlake gibi bir sürü ünlü pop sanatcısı ile çalışmış durumda. Jukebox’ı ben ilk dinlediğimde old school rock’n roll yapan bir gruptu ve şu an o temellerinin üstüne çok çağdaş bir yorum getirmiş bir topluluk. Başarılı olmak bir yerde zaten çağa ayak uydurmaktır, mümkünse ilerisine geçebilmektir.

Bu zamana kadar karşılaştığınız en zor durum neydi? Sahneden de birkaç örnek alabilir miyiz?

Tuna: Bence grubun yaşadığı en büyük sorun, yanılmıyorsam 2008 başında yaptığımız bar değişikliğiydi. O dönem her Cuma sahne aldığımız Oldcity’de her şey güzel giderken kendi isteğimizle başka bir bara geçtik. Her şeyin çok daha güzel olacağını düşünüyorduk fakat açıkçası işler umduğumuz gibi gitmedi ve seyircimiz bir türlü orayı benimseyemedi. Sezon sonuna kadar 5-6 ay iki taraf da bazı fedakarlıklar yaptı ve sezon sonunda birbirimize teşekkür edip ayrıldık. Yeni sezonda tekrar Oldcity’deydik.

Kerem: Geçtiğimiz aylardaki Kıbrıs ODTÜ açılış konseri benim açımdan çok sıkıntılı geçti. Kıbrıs’a gidiyorum, kimlik olarak ehliyet yeterli olur diye nüfus cüzdanımı evde bırakınca uçağı kaçırdım ve zar zor bir sonraki uçağa -ve konsere- yetişebildim. Maddi ve manevi açıdan son derece sıkıntılı bir gün geçirdim diyebilirim.

Yasin: 2007’de Bursa’daki bir konserimizde, iki şarkı arasında –muhtemelen Tuna’ya çarptığım için– gitarımın akordu kaçmış ve ben bunu fark etmedim. Şarkıya girdiğimizde grubun ve seyircinin bana bakışlarını unutamıyorum. 3 dakika 3 ay gibi gelmişti :)

Murat: 2011 Bilgi Üniversitesi konseri. Hangi şarkı olduğunu hatırlamıyorum ama daha şarkının başlarında kick pedalının tokmağı pedaldan ayrıldı ve gümbür gümbür gelen kicklerin yerini bir sessizlik aldı. Çalmayı bırakıp pedalı düzeltmeye çalışsam daha büyük sıkıntı olacağını düşünüp kicke pedalla vurmak yerine tekme atarak ses getirmeye çalıştım. Pek verim alamadığım gibi bir de tabureden düşecek gibi oldum :) Tekmeyi de bırakıp çaresizliği kabullendim.

5 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?

Kerem: Bu zor bir soru. 5 sene uzun bir süre, baktığınızda 2006′da kimsenin sahne tecrübesi bile yoktu. O zaman sorsaydınız “Bronx’ta Cumartesi akşamları program yapmak” cevabı beni tatmin ederdi herhalde. Ama buradan sonrası için beste yapmak ve sevdirmek gerekiyor ki o konuda Jukebox emekleme seviyesinde henüz. Yine de 5 sene sonra ben albüm çıkarmış ve turnenin yoğunluğundan şikayet ediyor halde olmak isterim.

Tuna: Önümüzdeki 2 sene grubun geleceği açısından belirleyici olacak. Kendi şarkılarımızla bir yere gelmek istiyorsak, bu iki senede “cover grubu” kimliğimizden biraz olsun uzaklaşıp bestelerimizle de insanları etkileyebileceğimizi kanıtlamamız gerekiyor. Aksi durumda 30 yaşımızda hala her Cumartesi bir barda çalıyor olacağımızı düşünmüyorum.

Jukebox’u dinlemek isteyenler sizi nerelerden takip edebilirler?

Yasin: Facebook ve twitter adreslerimizden bize ulaşabilir, bizi oralardan takip edebilirler.

www.twitter.com/jukeboxistanbul

www.facebook.com/jukeboxistanbul

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?