“Mükemmel”in tanımını bizzat yazan şehir Viyana’da, modum üç gün içinde hayranlıktan sıkıntıya doğru geçiş yapıyor. Pasta kreması gibi pürüzsüz bina süslemeleri, insana 18. yüzyılda bir düşes tribi yaşatan kemerli yürüyüş yolları, güneşin parladığı mermer köşebaşları… Bu aşırı doz estetik ve düzen bir süre sonra sıkıcı gelmeye başlıyor, çünkü insan yapımı olmalarına rağmen insanı anlatmıyorlar. İnsan olmak, mükemmel olmamak, karmaşa, inişler ve çıkışlar demekse, bu şehir insanın varoluşuyla bir noktada çelişiyor…

https-tomscctwebblog-wordpress-com

Fotoğraf: tomscctwebblog.wordpress.com

Viyana’da geçirdiğim üç gün içinde sanırım gördüğüm tek sıra dışı – ya da insana dair şey diyeyim- Franz Xaver Messerschmidt’in kafa heykelleri oluyor. Tabii ki yine mükemmel bir sarayın içinde sergileniyorlar. Kendi vücudunu çimdikleyip – bu kelimeyi yazıda kullanacağımı hiç düşünmezdim – ortaya çıkan surat ifadelerini heykele dönüştüren sanatçının enteresan bir hikayesi var.

1736 doğumlu Messerschmidt, birçoklarının kafayı yediğine kanaat getirdiği zamana dek kraliyet için önemli kişilerin büstlerini yapıp akademide ders vererek gayet ‘parlak’ bir yaşam sürüyor. Fakat ölümünden yüzyıllar sonra adını anmamıza sebep olan, onun bu düz çizgide yürümeyi bırakmış olması.

6292020317_97e2921e1a_b

Fotoğraf: Character Head by Flapweb via Hiveminer.com

Akademide umduğu terfiyi alamayınca ani bir kararla şehri terk ediyor – zaten çevresine göre biraz tez canlı ve eksantrik bir kişilik. Birkaç sene Almanya’da oradan oraya dolandıktan sonra Slovakya’nın o dönem Pressburg olarak bilinen küçük bir kasabasına yerleşiyor. Devamındaki aşağı yukarı on senelik sürede tüm varlığını satmış olarak sade ve izole bir yaşantı sürüyor. Bu sürede tek uğraşı bugün Character Heads olarak anılan, insan yüzünün 64 farklı şekilde ekşitildiği bir heykel serisi.

Processed with VSCO with a9 preset

Messerschmidt, Hermetisizm adlı ruh, felsefe, simya gibi alanlara yayılan antik bir geleneğin takipçisi. Çok detaylı olmamakla beraber Viyana’dayken bu gibi doğa üstü güçlerle ilgilenen topluluklarda bulunmuş olduğunu biliyoruz. Belki de bu işlerle içli dışlı olmasının sonucunda her gece ruhların ona eziyet ettiğini iddia etmeye başlıyor.

Sanatçı her şeyin belli bir orantı ve etki-tepki ilişkisi içinde gerçekleştiği yönünde bir fikre sahip. Bir heykeltıraş olarak da ideal insanın oranlarını anlamak için yüzünü Hermetik geleneklerin çıkış noktası olan antik Mısır heykellerine çeviriyor.* Vücudunun belli bölgelerini sıkıp bunun yüzüne nasıl yansıdığını gözlemleyerek bu ideal oranlara ulaşabileceğine inanıyor. Ayrıca eğer bedenindeki etki tepki mekanizmasını anlayıp kontrol edebilirse ruhların onun üzerindeki etkisini de kontrol edebileceğine inanıyor. Yani bu heykeller hem onun ruhlardan korunma yöntemi hem de ideal insan oranını arayışı…

Eğer Messerschmidt’in büstlerinde gerçekten de bir ideal arayışı varsa, idealin tanımını insan olmanın gerçekliği üzerinden yapmıyor mu? Çünkü büstler insan suratını garip, çirkin olarak adlandırılabilecek şekillerde canlandırıyor ve sanatçının çağında bu, sanatın alanında asla kabul gören bir şey değil.

Bugün Messerschmidt’in ruh dünyasını 1781’de onu ziyaret eden Alman yazar Christoph Friedrich Nicolai’ın notları sayesinde azıcık da olsa anlayabiliyoruz. ** Fakat ruhlardan gerçekten korunabildi mi, ideal oranı buldu mu gibi soruların cevapları hala meçhul…

Processed with VSCO with a9 preset

Bahsettiğim heykeller Viyana’daki Belvedere Sarayı’nda sergileniyor. Saray, Upper ve Lower Belvedere olarak ayrılmış ve eğer değişmediyse ayrı ayrı biletlendiriliyor. Heykeller Upper Belvedere’de. Sarayın bu bölümünde Gustav Klimt’in ünlü eseri Öpücük ve eski dönemlerden tablolar sergileniyor. Aralara dönemsel olarak Marina Abramoviç gibi çağdaş sanatçıların işlerini de serpiştiriyorlar.

 

* Burada koca bir parantez açıp bana çok enteresan gelen birkaç şeyi eklemezsem olmaz. Rönesans’tan beri Avrupa sanatları da ideal güzelliğin peşinde ve bu arayışta sık sık dönüp antik çağlara bakmaya başlıyorlar. Viyana’daki bazı binaların size Yunan yapılarını hatırlatması tesadüf değil. Bir dönem antik Yunan, antik Roma dönemlerine öykünme trendi o kadar yükselmişki bu mimari akım ‘Greek revival’ (Yunan yeniden doğuşu anlamına geliyor) olarak kanonlaşmış. Bu geriye bakma mevzusu aslında Hermetisizm ile de doğrudan ilişkili. Rivayete göre bir Yunan tanrısı olan Hermes Trismegistos’un bilim, simya, sihir ve bir çok konudaki yazıtları Mısır’da İskenderiye kütüphanesinde tutulurmuş. Hakikate ulaşmak isteyenler burada eğitim görürmüş. (Hermes’in farklı kültürlerde farklı temsilleri var, Mısır’da tanrı Thoth, İslam’da İdris vs. gibi ) Saldırılar sonucu kütüphane birkaç kez yıkılmış, kitaplar yakılmış ve kaybolmuş. Bu kargaşalar sırasında el değiştiren yazıtlar geçtikleri toplumları ihya etmiş. İslam’ın altın çağı, daha sonra Batı’nın rönesans’ının bu yazmalar sayesinde olduğu rivayet ediliyor.

Kapak fotoğrafı: Character Head by Flapweb via Hiveminer.com

Bu yazı The Artsy Blog / ranakelleci.wordpress.com’da yayınlanmıştır.

Nicolai’ın notları: Friedrich Nicolai: Description of a Journey Through Germany and Switzerland in the Year 1781, Volume IV.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?