Hayır, mümkün değil tabii. İnsanın özü, bu keskin ikilemlerin gri alanlarında, çelişkilerinde ve gelgitlerinde şekillenir. Çoğumuzun hayatı gibi… Romanın karakterleri de sürekli bu iki kutup arasında salınıyor. İtaatin konforu, dediğimiz o husus bazen güvenlik, aidiyet ve hatta sevgi kisvesine bürünür. Öte yandan isyanın özgürlüğü yalnızlık, belirsizlik ve risk demektir. Asıl mesele bence şu: Bu ikilemi yaşamak ve her an yeniden seçim yapma cesaretini gösterebilmek… Karakterlerim, bu keskin kararları “her zaman” alamıyor; bazen tökezliyor, bazen geri çekiliyor, bazen bedelini çok ağır bir biçimde ödüyorlar. Kanımca gerçek özgürlük bu seçimi yapma hakkının ve sorumluluğunun farkında olmakta yatıyor.
Bir çıkmazın içine saplandığımızda çoğunlukla yardımımıza başkalarının eli, yaşanmışlıkları, bilgisi, direniş ve dayanışma ruhu yetişiyor. “Sahte Cennetten Kaçış” kitabınızın hikâyesi de aslında bu ruhu arıyor, kovalıyor ve belki de çıkış yolunun buralarda olabileceğinin altını çiziyor. Başkalarının hikâyelerine dâhil olmak ve onları kendi hikâyemizi dâhil etmek bize dair neler söyler?
İnsan, ancak “başka” bir hikâyeye dokunduğunda kendi hikâyesinin sınırlarını ve imkânlarını görebilir. Başkalarının hikâyelerine dâhil olmak, benliğimizin duvarlarında bir kapı açar. Onları kendi hikâyemize dâhil etmek ise, o kapıdan içeri bambaşka bir bakış açısının sızmasına izin vermektir. Bu, bir “kurtarıcı” beklemek değil, birlikte devam edebilmek… Romanın aradığı ruh tam da bu aslında! Yalnızca kendi çıkmazında debelenen değil, başkasının çıkmazını da kendi meselesi bilen, ona elini uzatan bir ruh. Böylesi bir kolektif bilinçten yana olan bir kitap olduğunu düşünüyorum Sahte Cennetten Kaçış’ın. Hikâyelerin birbirine dokunduğu o noktada mümkün olabilecekler… Bu önemli.