Ayrıca sahada başınıza bazı olaylarda gelebiliyor. Örneğin, sabah saat 05:00 sularında mültecilerin denize açılmalarını görüntülemek üzere Kadırga Koyu’na doğru yola çıkmıştık. Kış nedeniyle izlediğimiz sahil yolu son derece karanlık ve tekinsizdi. Karanlıkta bizden başka araç göremiyorduk. Yine de kendimizi fazlaca kaptırmış olmalıyız ki, inatla arabanın kuma batmasını göze alarak sahili karış karış dolaşıyorduk. Eğer mültecileri görürsek onlarla konuşacaktık, planımız buydu. İlerleyen yarım saat içinde Kadırga Koyu’nda Jandarma tarafından sıkıştırıldık. Bir yandan Jandarma komutanı bizi kaçakçı sanıp kimliğimizi araştırıyor, arabamızı arıyor, diğer yandan biz de en azından kaçakçılar ya da bir başkaları tarafından yolumuzun kesilmediği için derin bir nefes alıyorduk. Jandarma, bizim dolaştığımız saatlerde insan kaçakçılarının da o bölgede cirit attığını ve çok tehlikeli bir saatte ve yerde olduğumuzu söyledi. Biz de kendi derdimizi anlatıp oradan uzaklaştık. Doğal olarak bölgenin gerginliği bizleri de onları da etkilemişti. Ancak dolaştığımız bölgelerdeki insanların konuya ilişkin görüşleri, bu trajik olayı kanıksamaları ve son derece gündelik bir olay olarak görüyor olmaları, çok korkutucu. Örneğin, “Gidin şu çalılıkların arasına bakın, orada ceset bile bulursunuz” demelerindeki soğukkanlılık, unutamayacağımız bir olaydı. Diğer yandan, “Siz çok soru soruyorsunuz” diyorlar ve bu durumun bazı sahil yerleşimlerinde hoş karşılanmayacağından, bizim için tehlikeli olabileceğinden bahsediyorlardı. Birçok kişi ses kaydı vermek istemediği gibi, adını bile söylemekten çekiniyordu. Ne yazık ki insan kaçakçılığı tüm bölgeye yayılmış olması üzücü bir gerçek. Bir başka unutamayacağım olay da, İzmir Basmane’de mülteci bir aile ile yaptığımız röportajdı. Bu röportajda başlarından geçen olayları bize tek tek anlattılar: Savaştan önce Suriye’nin Halep şehrinde yaşayan bu aile, iç savaş nedeniyle can güvenliklerinin kalmadığını düşünerek yasa dışı yollardan Türkiye’ye geçmek zorunda kalıyorlar. Çünkü eğer Suriye’de kalsalar, ya rejim güçlerine, ya da muhalif gruplara katılmaya zorlanacaklar. Bu insanlar savaşa taraf olmamayı, birbirini öldürmemeyi tercih eden erdemli ve onurlu insanlar. Tabi bu kararları onları çok zorlu bir yolculuğa sürüklüyor; önce Türkiye sınırında yaşadıkları sıkıntılar, daha sonra ise Basmane’de kurdukları yerleşik yaşamı devam ettirmenin zorlukları yakalarını bırakmıyor. Türkiye’de onlara sağlanan sosyal yardımlar ne yazık ki kısıtlı, para kazanmaları oldukça zor ve sömürüye çok açık hale geliyorlar, savunmasızlar ve türlü istismara uğruyorlar. Bu durum aslında Türkiye’de yaşayan bir çok Suriyeli ailenin kaderi…

Bekle Beni Poseidon’dan bir kare, mültecilerin göç yolu üzerinde geçtiği bir tarlayı gösteriyor. 2016, Karışık düzenleme, üçkanallı HD Projeksiyon Video, 03’25” Sonsuz Tekrar, Neon, Tül