Takvime bakmayı bir kere bırakırsak ipin ucunu kaçırıyoruz; kendisine son kez bakışımdan bu yana aylar geçince yazın bitiyor olduğunu fark ettim. Ama henüz birkaç kitap okumalık, birkaç şarkı dinlemelik ve bir-iki film izlemelik vaktimiz var! Kısa ‘yazın’ karı olacak ufak şeyleri paylaşmak istiyorum sizinle, sıcaktan hiçbir şey hissedemediğimiz günlerde içimize biraz rüzgar estirebilsin diye…

Edebiyat: Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu

murakamiKitaplardan başlayalım isterim. İçinizden birinizi bile Murakami evrenine sokabilirsem ne mutlu bana. Kitap çok farklı iki hikayenin sonunda bağlanmasından oluşuyor; ama ben bunu anlatmak istemiyorum size, bunu kitabın arkasından/çeşitli sayfalarından da öğrenebilirsiniz. Ben kitap eleştirisinin hissettirdiği duygular üzerine yapılması gerektiği kanaatindeyim. Haruki Murakami dünyaca tanınan bir Japon yazar. Ama benim gözümde onu eşsiz yapan kısım sınırsız hayalgücü ve tahmin edilemez hamleleri. Benim zapt etmekte zorlandığım sınırlı beynimi düşünürsek, böylesine bir zihni hem kontrol altında tutup hem de müthiş eserlere odaklayıp yaratabildiği için sonsuz bir saygı duyuyorum kendisine.

Hiç okumayanlarınızı ‘Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu‘na almak isterim. En güzel tarafı da bu kitabın tam bir yaz kitabı olması, kendisini verandada okudum, sahilde okudum, yatmadan önce okudum, otobüste okudum. Mekan algısından bağımsız okunabilecek kitapların en güzeli diyebilirim.

Daha önce Murakami ile tanışmış fakat bu yazıyı pas geçmeyen güzel insanlara ise ‘Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında‘yı öneriyorum.

 Müzik: Niaz Nawab – Raft o Gozash (نياز نواب)

niaz nawab

Müziğin evrenselliği muhabbetine dahil olabileceğim en sağlam dal Farsça cazdır benim için. Farsçanın tam bir güzel sanatlar dili olduğunu düşünüyorum; şarkıda, şiirde, edebiyatta fonetiği ve derinliği beni büyülüyor. İran, Sara Naeini, Niaz Nawab gibi çok güçlü kadın vokallere sahip. Dillerinden mi, vokallerin güzelliğinden mi, ezgilerin derinliğinden mi bilmiyorum ama Farsça parçaları dinlemeyi çok seviyorum.  Farsça öğrenene kadar da tüm İranlı arkadaşlarıma ‘Lütfen ama bak bu şarkı son, bunu da çevir!’ diye yalvarmaya devam edeceğim sanırım. Ama üzülmeyin, anlamasanız bile çok bir kaybınız olmuyor. Bu şarkılar insanda ‘şarap içerken dalgaların sesini dinliyormuşsun’ etkisi yaratıyor.

Sinema: The Life of David Gale

life of david gale “We are only truly happy when daydreaming about future happiness”

life of david galeTamam, itiraf etmem gerek ki hiçbir zaman film kültürü geniş insanlardan olmadım. Edebiyat ve müzik için her zaman inanılmaz ilgiliydim, fakat konu sinemaya gelince sanki dinleyen taraf olmayı daha fazla sevdim. Zaten sinema ufak bir bebek gibi sürekli ilgi isteyen, kendini geliştiren bir alan; ben ise onun peşinden koşmaya pek hevesli değilim. Ama sizinle bu filmi paylaşmak isterim. “Life of David Gale“i, ya da Türkçe adıyla ‘Ölümle Yaşam Arasında’yı, sadece replikleri için bile izleyebilirsiniz, senaryosu bir edebi eser sayılabilecek kadar güzel ve derin aforizmalar içeriyor. Kevin Spacey filmlerini ve plot-twistleri çok severim, bu yüzden bu filmle tanışmamam imkansızdı. Film size ‘idam cezaları’nın adilliğini sorgulatıyor. İzledikten sonra içiniz nefretle doluyor, sürekli “Neden?” diye sorarken buluyorsunuz kendinizi. Mükemmel olan hayatların nasıl bir anda çökebileceğini, belki de en anlamlı ölümün savunduğun fikirlerin peşinden olabileceğini gösteriyor. Kabul etmek gerek ki içi kırıklarla dolu bir hikaye bu, rahatsız edici, iç burkucu. Fakat hayatta bazı insanlar yanmazsa nasıl çıkacak bu karanlıklar aydınlığa değil mi?

Hepinize çok mutlu Ağustoslar!

Fotoğraf: http://weheartit.com, @filminsonkaresi

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?