Alaf yörük şivesinde “ben” anlamına geliyor. Ben yörüğüm, annem ve babam 1950 -1960 yıllarında yazın hala Ermenek sırtlarına, kışın da Kaledrana sahile inerlermiş. Onlara göçen son nesildi sanırım. Alaf Kuruçeşme aslında bir köklerinden beslenme hikayesi, içinde bir hayat barındırıyor. 15 yaşından bu yana çok şey pişirmeye ve tatmaya çalıştım ve benim için hayatın böyle geçeceğini düşünüyorum. Bu deneyimlerin içinde hissetmeye başladığım esas şey köklerim oldu diyebilirim; köklerimde tattığım, hissetiğim duygular ve anların masaya yansıyor Alaf’ta. Her şeyin özünde kürkçü dükkanına dönüş var diyebiliriz.
Göç ise bu hikayenin gerçeği. Ben koyun, keçi, tereyağ, deri peyniri, “keş”, haşlanmış yer fıstığı, “övmeç”li bir çocukluk yaşadım ve İstanbul’a taşındım. 10 senedir İstanbul’da yaşıyorum, 2 sene Alaçatı’da, 1 sene de bir karavanda yaşadım. İşte göç bu, o yemekler benim köklerimdi. Şimdi göç ettiğim yerlerde onlar da benimle göç ediyor. Örneğin, bir Rum arkadaşımn tarama ile kahvaltı ettiğini gördüm, kiminin cibez ile kahvaltı ettiğini gördüm. İşte bu göç, yolda göçerken bana karışanlar, içime karışanlar. Göçebeliğin masaya yansıyan kısmı da tam olarak bu. Bir yörüğün geçtiği yollarda içine karışanlar diyebiliriz.